Paperback. 13,70 / 21,50 cm. In Turkish. 304 p. Edited by Gülsen Iseri Cover design by Gilas Coskun Prepared by Sevval Ulusoy Ills. and photos by Emre Yunusoglu Hazirlayan : Günnur Aksakal Bu bir anneli öksüzler, babali yetimler romanidir. Deniz ve James, iki hirpalanmis çocuk… Biri Istanbul'un, digeri Londra'nin evladi… 1970'lerde kenar mahallenin kenari Seyrantepe'de ve yildizi sönmüs Streatham'da baslayan iki ayri yasam… Gerçek yasam hikâyelerinden esinlenerek yazilmis iç içe geçmis iki ayri öykü… Bir kardelen olan Deniz Yildiz yasamin adaletsiz sinavlarina dogdugu andan itibaren giriyor; kimi zaman geçiyor kimi zaman kaliyor. O da James Rowe gibi kendini büyütmek zorunda kalan çocuklardan biri. Demet Cengiz, Adimi Deniz Koydular romaninda aile içi siddetten cinsel istismara, agir yoksulluktan ayrimciliga görmezden gelinen tüm acilari ortaya döküyor. Biri doguda digeri batida geçen iki aile içi sevgisizlik öyküsüne Türkiye'de ve dünyada yasanan önemli siyasi ve ekonomik gelismeler eslik ediyor. AK Parti'nin iktidara gelisi, Ergenekon operasyonlari, Haziran Direnisi gibi yakin tarihten çarpici olaylar hatirlatiliyor. Boynumuza asilmis kaderlerimiz sorgulaniyor.
Oldukça umut verici başlayan, basit, anlaşılır cümleler ve yorucu olmayan betimlemelerle yolda dinlemek için iyi bir sesli kitap diye düşünürken yazarın kitabı bitirebileceği ilk noktayı ıskalaması ile kitabın eleştirilebilecek yönleri göze batmaya başladı.
İlk önce,herbirinden muhteşem romanlar çıkabilecek çocuk istismarı, fakirlik, gecekondu yaşamı, Türkiye’de kadın olmak, iki farklı insanın aşkı gibi farklı konuların acemi bir şefin birbiri ile uyumsuz tatlarla hazırladığı salataya dönüştüğü hissi ağır basmaya başladı.
Akabinde, yazarın öyküyü bitirmek için ikinci mükemmel noktayı da kaçırması ile cömertçe öykünün içine serpiştirdiği ve meraklı birinin aşina olduğu kuantum dolanıklığından, Schrödinger’in kedisine, Neşet Ertaş’tan düşük profilli başbakana kadar onlarca önemsiz detay yazarın “Bakın, bakın ben bunu da biliyorum, bundan da haberdarım, NavTex’ten Fransız şaraplarına kadar her şeyi bilirim” demeye çalıştığı tadını vermeye başladı. Bu detayların ana öyküye katkı sağlamaması nedeni ile öyküden uzaklaşırken “Hadi bitir, bitir!” nidaları ile tamamladığım bir kitap oldu.
Başlangıçta “ben bu yazarın sonraki kitaplarını da listeye alırım” diye düşünürken, şu anda “acaba yazarın yazacak konusu kaldı mı?” sorusunu kendime sormadan edemiyorum.
Benim için çok iddialı. Çok şey, hatta her şeyi katmak istemiş kitaba. Çocuk istismarı, kadın cinayetleri, çocuk gelinler, köyden kente göç, çarpık kentleşme, Ergenekon, Gezi, hukuksuzluk, Margaret Thatcher, Nelson Mandela, Apartheid., psikoterapi, aile ilişkileri, Keşke hepsini değil de bazılarını ele alıp daha derin işleseymiş. Türkçesi güzel, dili zaman zaman fazla didaktik, -meli, -malı. Bir de ufak not, yabancı dildeki yemek adlarını garsonlarına öğretmeyen mekan sahiplerini ayıplarken, keşke seslendirmeyi yapan sanatçilara yabanci adlarin nasil telaffuz edildigini gösterseydiniz Demet hanım, Lehman, Lehman dendikce kulağım tırmalandı... Sonraki romanlarina şans veririm yine de.
Anneli babalı ama kimsesiz iki çocuğun, Deniz ve James'in farklı ülkelerde geçse de kesişen öyküsü. Her iki öykü de bu kadarı da olmaz ama kesin olmuştur diyeceğimiz bir sürü ayrıntıyla dolu hüzünlü öyküler. Çokça tarihi ve toplumsal olaya yer verilmesi beni biraz yorup dikkatimi dağıtsa da sonunu merakla beklediğim bir kitap oldu. Sonu ise tahmin ettiğimden çok farklıydı. Ayrıca hikayenin Deniz ve James bölümlerinin bir kadın ve bir erkek tarafından seslendirilmesi çok güzel olmuş.
Bence sade, basit bir dille anlatılmış bir Dünya & Türkiye panaroması. Ülkemizde kadın olma çıkmazı güzel işlenmiş. Sonu başından belli yaa diyerek okudum ama arada farklı twistler oldu ki bu bence keyifliydi. Hayatın sıradanlığını, travmalarımızı, ülkemizde yaşananları, yalnız olmayışımızı nitelikli bir şekilde işlemiş yazar. Beklentisizce çıktığım bu yolculukta dönemsel olarak da denk gelişi de göz önünde bulundurunca bana iyi geldi.