“Şunu demek istiyorum: Anlamak elbette önemlidir, baktığın, içinde birlikte yaşadığın şeylere anlam vermek, onlarla anlamlı bir ilişki kurulabildiğine inanmak ve bu şekilde kendi varlığına da tesadüfle oluşmadığına inandığın mutlak ve sarsılmaz bir anlam vermek. Ama işte, yaşamın her safhasında, hem içinde yaşadığın dünyaya hem dışına fırlatılmış olduğun Doğa’ya ve hem de insan uğraşı olarak kültürle insanlaştırmaya çabaladığın yeryüzüne anlamsızlık ihtimalinden korkarak anlam dayatmak bir tür zorbalığa giriyor. İnsan bunu kendisinin varoluşun merkezinde olduğunu varsayarak yapıyor. Oysa anlamak/anlamlandırmak değildir mesele; mesele kabul etmektir. Olduğu gibi, nasılsa öyle olarak kabullenmek ve sonra kabullendiklerinle dolaysız, önyargısız iletişim kurmak demek, karşılıklı konuşmak demek, karşılıklı söyleşmek demektir. Anlama ısrarı, anlamadıklarımızı gözardı etme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor bizi. Esas olan, işte bu nedenle, anlamak değil, kabul etmektir bence. Tüm varlıkları oldukları gibi, ne eksik ne fazla, kabullenmek.”
Doğumu: 5 Şubat 1965, Trabzon İstanbul Özel Darüşşafaka Lisesinde parasız yatılı okudu. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümünden sonra İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Yeryüzü Düşleri (4 sayı, 1989-1990 ve Göçebe (7 sayı, 1995-98) dergilerini yayımladı. İstanbul'da yaşıyor. Açık Radyo'da 'Kitap Kullanma Kılavuzu' adında bir program hazırladı. James Joyce ve Kafka'dan çeviriler yaptı. İlk şiiri 1982'de lise dergisinde çıktı. Şiir ve yazıla-rını Geniş Zamanlar, Gösteri, Milliyet Sanat, Virgül, Sombahar, Ludingirra, Kitap-lık, Göçebe, Yeryüzü Düşleri gibi dergilerde yayımladı. Şiirde yalınlığa ve doğrudan ifadeye önem verdi. 'Şiirsellikten kaçan ve daha çok insanın yeryüzündeki duruşuna, dünyayı algı-layışına işaret eden şiirlerinde ölüm ve yalnızlık gibi konuları felsefî açıdan dile getirdi.' Eserleri
Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog kitabından sonra, Osman Çakmakcı’nın bu kitabı da beni oldukça etkiledi. Kendi kendie konuşur gibi, iç bir benlikle yapılan bu konuşmanın temeli bi anlam arama. Belki de doğanın yaptığı gibi herhangi bir anlama ihtiyaç duymama üzerine yapılmış, güzel bir konuşma. Tabi bu çok kabaca bir özet oldu.
Her birimizin yer yer aklına gelen sorulara, farklı bir bakış açısı getiren kitap, Osman Çakmakcı’nın üslubu ile bir anlam daha doğrusu bir anlamsızlığa ulaşma öğretisi veriyor. Geriye dönüş. Bu geriye dönüşün olması gerektiği halini kendi satırlarından okuyalım;
“… bir kere şehirden uzaklaşmalı, tekrar kırlara çekilmeliyiz. Kâra dayalı tüketim tüketim toplumunun zorunluluklarından ve dayatmalarından uzak durmaya çalışmalıyız. Daha mütevazı, daha az tüketime ve şaşaya dayalı yaşamlar peşinden koşmalıyız. Minimal yaşamalıyız. Aşırı tüketimden uzak durmalıyız. Dünyanın merkezine kendimizi koymaktan vazgeçmeliyiz. Mutluluk peşinde değil, dinginlik peşinde olmalıyız ve mutlaka ve mutlaka hala var olduğunu sandığım doğanın sesine ve ritmine kulak vermeliyiz…”
Sadece bu paragraf, başlı başına hayatımızı şekillendirmemiz gereken önerileri barındırıyor. Elbet günümüz şartlarında bunu yapabilecek insanlar çok ama çok azdır. Hele ki şaşanın, lüksün, abartılı yaşantıların poh pohlandığı medyamız ve ülke yönetiminden itibaren her alanda kendini gösteren görgü yoksunu, küçük düşünceleriyle dolaşan, sığ insanlarla bu çok zor. Çağımızın gerektirdiği yaşamın çok ama çok daha gerisinde olan Türkiye, her alanda olduğu gibi ne yazık ki bu alanda da çoktan sınıfta kalmış durumda. Toplumun konuştuğu, tartıştığı ya da dayattığı şeylerin, bırakın konu değerinin olmasını, en ufak bir zamanı bile ziyan etmeye değmeyecek rezillikte şeylerden oluştuğunu görüyoruz.
Hal böyle iken doğaya dönüşü, minimal yaşamı ve en önemlisi dünyanın merkezine kendimizi koymaktan vazgeçmemizin mümkün olduğunu, en azından kendi ülkem için imkanlı görmüyorum. Her canlının biz insanlar için yaratıldığını, yaratıcının bizler için sunduğunu direten bir din ile yoğrulmuş toplumdan bunu beklemek zaten büyük bir hayal olurdu. Belki bireysel olarak bazı insanlar bu durumu kabullenip, bir şekilde bunu uygulayabilir.
Çok daha öncesinden beridir hayalim olan bir çok düşünceyi burada görmek, benzer bir yolda olduğumu ve bu yolun iyi ve doğru bir yol olduğunu görmek bana iyi geldi. Umuyorum bu süreç içine çok daha fazla insan girer, çok daha fazla insan en azından bir kaç noktasının kesin doğru olduğunu bildiğimiz bu yolda beraber hareket eder. Hayatın anlamı ya da anlamsızlığı her ne ise bilinmez ama en azından olması gereken ritme, olması gereken doğanın sesine kulak verir.
Konuşmanın imkansızlığı üzerine diyalogu ne kadar beğendiysem bunu da bir o kadar beğendim.Çok etkileyiciydi.Yaşamın anlamı var mı yok mu üzerine düşünüp biraz kafayı yeme seviyesine geldiğimi hissediyorum.Ama yaşam gibi bir şeyin anlamı olsaydı da öğrenemezdik heralde.Anlam katan biziz.Anlamlı olan yaptığımız eylemler aslında.Yani en azından aklımızı böyle koruyabiliriz.Anlamı kendimizce bulursak daha yaşanabilir bir dünya kurabiliriz.Bu anlam da öyle abarttığımız gibi büyük bir şey olmaz çoğu zaman.Ve yazara katılıyorum gençken hayat çok zor,belirsizliklerle dolu.İşin kötüsü eğer yaşlılığımız olursa bunun düzzeleceğini de pek sanmıyorum.Günümüzde 10 tl'nin pek bir anlam ifade etmediğini varsayarak alınabilecek en iyi şey diyebilirim.
Osman Çakmakçı'nın diğer kitabını da severek okumuştum. Bu da yılın ilk 5 yıldızlı kitabı oldu. Düşündürdü, taşındırdı. 'Hacmi küçük, etkisi büyük' bir kitap daha yazardan.
The excellent criticisms brought to Nietzsche's nihilistic thought perfectly align with my own ideas. It narrates the impossibility of existence, as nature and humans have diverged, making it exceedingly difficult for them to resonate on the same frequency, thus suggesting that the pursuit of meaning in things that should not be laden with meaning will create a void in our lives. It shares similarities with Nietzsche, but Çakmakçı's pen has emphasized the difference and explains nihilists to whiny, spoiled children. Because who are we, and why must everything ultimately have a meaning directed towards humanity? Nature doesn't need us; it will continue its harmony without us. However, humanity can never live comfortably without capturing that harmony.
Çok çok çok keyifli, öz ve derin satırların bulunduğu, su gibi akıp giden önemli bir yapıt. Osman Çakmakçı'nın okuduğum ilk eseri ve sanırım okuduğum son eseri olmayacak. Kitap Varoluşçuluk izleri taşıyor, içerisinde Sartre, Camus ve Nietzsche'nin izleriyle fazlaca karşılaştım. Aynı zamanda sadece felsefi boyutta değil, psikolojik boyuttaki vurgularıyla Viktor Frankl ve Yalom'u da hatırlattı bana.
“Yaşam, dolayısıyla anlam, eylemdedir; hiç kıpırdamazsanız yaşam oluşmaz ve dolayısıyla acı ya da neşe de oluşmaz. Acı çekmezsiniz belki ama neşeli de olamazsınız. Bir taşın durgunluğuna ve dinginliğine sahip olursunuz - tam bir apati!”
evet, belki hepimizin düşündüklerinden bahsetmiş yazar ama bunları daha yüksek sesle söylemeliyiz bence. anlamın insan ilişkilerinde saklı olduğunu unutup insan koleksiyonculuğuna başladığımız zamanda olduğumuzu hatırladığımızda.