ATATÜRK İLE İLİŞKİLERİMİZ
Atatürk'ün başbakanlığından aynlışınıza dair şimdiye kadar çok şey yazıldı, çok şey söylendi. Bu meseleyi aydınlatacak bir açıklama yapmanızı rica edebilir miyiz?
Bir akşamüzeri sofrada kavga eder gibi bir münakaşa geçti. Ertesi gün Atatürk ile görüştüm. Kendisinin band söylediği şuydu:
"Şimdiye kadar bin meselede bin defa kavga ettik. Ama az çok kapalı kavga ettik. Akşam pek aleni oldu. Bir müddet çekilmen, istirahat etmen lazım."
Minnettar olurum sana, dedim. Çok teşekkür ederim, dedim. Hakikaten kendime hakim olamayacak bir vaziyetti. Olabilir, oluyor.. Hepimizin her gün yanımızda bulunanlarla, birlikte çalıştıklarımızla başına gelen bir mesele...
Atatürk'le aranızın açılmasında etrafındakilerin, sofrasındakilerin telkinleri mi etkili olmuştur?
Şimdi mühim mesele budur. Bakın bir hatıramı anlatayım: İçeride kanşıklıklann oldugu, birtakım ciddi meselelerin belirdiği bir sırada idi. Atatürk ile oturmuş, vaziyeti mütalaa ediyorduk. Birden bana şunlan söyledi: "Rejim aleyhtarlarının bir tek ümitleri vardır, bir tek ümitleri kalmıştır: Aramızda çıkacak ihtilaf... Seninle benim aramda çıkacak ihtilaf ... İçeride, dışanda ümit buna bağlanmıştır. Hatırında olsun bu ... "
İşte ondan sonra herkes her şeyi her vesile ile söylerdi. Bunlar hiç tesir etmezdi Atatürk'e ... Hasta olduktan sonra tesir etmeye başladı. Hastalığı. ilerledikten sonra dedikodulardan müteessir olmaya başladı. Benim teşhisim budur. Atatürk ile birlikte çalışmamızı iki ayn devrede izah edebilirim. Başlangıçtan hastalığına kadar şöyle olmuştur:
Akşamları biraraya gelir, toplanırız. O coşar, biz coşarız. Meydan okuyucu birtakım konuşmalar olur. Hepimiz katılırız buna ... Atatürk dahil, şöyle yapalım, böyle yapalım diye birtakım kararlar alır ve gece geç vakit dağılırız. Ertesi sabah uyanınca düşünürüm: Dün akşam birtakım şeyler konuştuk, birtakım kararlar aldık. .. Hemen kalkar, Atatürk'e giderim. Onu yatakta iken uyandırırım, oturup konuşuruz. Söylerim: "Dün akşam biz yine coştuk, şunu yapalım, bunu yapalım diye kararlar aldık. Ama olacak şeyler değil, nasıl yapacağız?" "Canım sen bildiğini yap" der bana ...
Sonra bir devir oldu ... Yine aynı şekilde akşamları toplanıp alınmış kararları ertesi sabah görüşmeye gittiğimde artık "Sen bildiğini yap" demiyordu. Israr ediyordu bu sefer ... Asabileşiyordu ...
Esaslı bir değişiklik olmuştu Atatürk'te... Doktorlarına sordum. "Hastalığın bir safhasıdır bu ... " dediler. Yani demek istediğim şudur ki, Atatürk'ün sıhhati ciddi olarak bozulduktan sonra sinir hakimiyeti, sinir sükuneti zayıflamıştı. Bu, birlikte çalışmalarımızı etkiliyor ve etrafında telkinler yapanlar için ümitli bir hal yaratıyordu.
Ekler : Atatürk hakkında hazırlanmış araştırmaların en ciddi ve en tarafsızlanndan biri sayılan Lord Kinross'un Atatürk adlı kitabında bu olay şöyle hikaye edilmiştir: ... Atatürk'ün çevresinde gizliden gizliye tatsız bir anlaşmazlığın dedikodu/an dolaşmaya başlamıştı. Bu dedikodulann konusu lnönü idi. Atatürk'ün ahbaplan, lsmet Paşa'yı, öteden beri sevmezlerdi. Mazbut bir aile babası olan lnönü'nün, Çankaya ve Dolmabahçe'deki bu sefahat düşkünü ve çoğunlukla ahlaksız adamlarla çok az ilgisi vardı. Bu adamlar sadece iki şey peşinde koşarlardı: Para ve mevki. lnönü de onlann bu iki şeyi elde etmelerine engel oluyordu. ôyle bir şeyi zaten Atatürk de istemezdi. O da çevresindekileri iyi tanır ve hiç kimseyi, yüklendiği sorumluluğu başaramayacaksa, önemli bir yere atamazdı. Ağızlannı kapatmak için, kendilerini inşaat işlerinde serbest bırakır, endüstri teşebbüslerinde biraz çalıp çırpmalanna göz yumar ve ortada bir skandal tehlikesi belirmedikçe, varlıklannı hangi yoldan kazandıklannı pek inceden inceye araştırmazdı. Ama, lsmet Paşa'nın çok kere, bu yolu bile tıkadığı olurdu.
(...)
Atatürk şimdi çoğu zaman bu çeşit bir ruh hali içinde bulunuyordu. Sağlığı bozuldukça, lnönü ile aralanndaki önemli yaradılış aynlığından doğan çekişmeler de artmaktaydı. lkisi de birbirlerini, karşılıklı olarak iğneliyor ve ikisi de bundan alınıyordu. lsmet Paşa, Atatürk'ün kaprislerine, vekillerini tenkit etmesine, kabineyi hesaba katmadan emirler vermesine içerliyordu. Gittikçe, Atatürk'ün birbirini tutmaz hallerini ve taşkınlıklannı çekemez olmuş, sabn tükendiği zamanlarda bu derdini birkaç kişiye açıklamıştı. Onlar da bunu Atatürk'e yetiştiriyorlardı. Atatürk, yıllarca, lnönü'nün ince eleyip sık dokumasına, bilgiçlik taslamasına, karar vermedeki yavaşlığına göz yummuştu. Ama, ismet Paşa'nın bu eksiklikleri, bir de kendine karşı büyüyen güveni ile birleşince, artık Atatürk'ün sinirine dokunmaya başlamıştı.
lnönü'nün kısıtlayıcı ekonomik siyaseti, çok kişinin kendisine karşı cephe almasına yol açmıştı. Ama, Atatürk'le aralanndaki gerginlik en çok, dış siyaset konulanndan ileri geliyordu. Italyan denizaltılan kendilerine lspanyol süsü vererek Akdeniz' de ticaret gemilerini batırmaya başlayınca, Türkiye de, Atatürk'ün talimatı üzerine, Nyon Konferansı'nda bu korsanlık olaylanna karşı kurulan uluslararası devriye kuvvetiyle işbirliği yaptı. İsmet lnönü, ltalyanlarla savaşa yol açabilecek böyle bir anlaşma yerine, her milletin kendi karasulannı kontrol etmesini daha uygun buluyordu. Buna sinirlenen Atatürk, bundan sonra gitgide lnönüyü çiğneyerek, doğrudan doğruya Tevfik Rüştü ile iş görmeye başladı. ismet Paşa'nın Hatay işinde de fazla ihtiyatlı davranmasına içerlemişti. Hükümet, Türkçenin resmi dil olarak kullanılması üzerinde ısrar edilmemesini uygun görüyordu. Atatürk, lstanbul'dan lnönü)'e telefon ederek bu teklifi kesin bir şekilde reddetti.
İkisi arasındaki gerginlik bir akşam Çankaya'da son haddini buldu. Tuhaftır ki, olay önemsiz bir konudan, bir bira fabrikasını ilgilendiren ekonomik bir meseleden çıkmıştı. lnönil, sinirlerine hakim olamayarak, "Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?" diye parladı. Atatürk sakin sakin, "Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba" dedi. Konuşma bundan sonra daha az tehlikeli konularda, ama sıkıcı bir şekilde devam etti. lnönü gittikten sonra, Atatürk kızgınlığını açığa vurdu ve onu Meclis'e şikayet edeceğini söyledi. Kendisini bundan vazgeçirdiler. Lô.kin başvekili değiştirme sırası geldiği anlaşılıyordu. Atatürk ertesi gün trenle resmi bir yurt gezisine çıkacaktı. lnönü)'ü özel kompartımanına çağırdı. Birkaç hafta resmi bir "sağlık izni" almasını teklif etti. Bu arada başbakanlığa başka birisi vekalet edecekti.
CUMHURİYET FİKRİ, İLANI VE MUHALİFLER
Bazı hususlar, Cumhuriyet fikrinin doğuşu ve gelişmesinin Milli Mücadele'den sonra değil, önce olduğunu göstermektedir. Bizzat sizin, daha 1921 yılında Sakarya Harbi sırasında Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Halide Edip Hanım'la ilerde Cumhuriyet rejiminin kurulması zorunluluğundan bahsettiğiniz yazılmıştır. Bu meseleyi, Cumhuriyet fikrinin nasıl doğup geliştiğini ve nasıl gerçekleştiğini açıklar mısınız?
Milli Mücadele esnasında artık saltanat hanedanı ile ve saltanatla memleketi idare etmenin, memleketin mukadderatını tekrar onlann eline teslim etmenin mümkün olmadıgı ortaya çıkmıştı. Bizde o sıralarda yerleşen kanaat buydu.
Düşününüz: Biz o kadar güç şartlar içinde muharebe edip, memleketi düşman istilasından kurtarmaya çalışırken dinsizlikle itham olunuyor ve cezalarla hüküm giymiş olarak ilan ediliyorduk. Biz Anadolu' da felaketli bir devre geçirirken lstanbul'da toplantılar, kokteyller vesaire yapılıyordu. Bunlar hep Anadolu'ya geliyor, yayılıyordu. Sonra düşmanla muharebe ederken lstanbul Hükümeti'nin silahlı kuvvetleriyle, ordusuyla aynca muharebeler verdik.
Yani sabit olmuştu ki saltanat idaresinin tekrardan memleket mukadderatına hakim olması yanlıştı.
Bu hepimizin arasında bir kanaat halinde yerleşmişti.