“Bu kitapta anlatılanlar gerçek olmasaydı, onları uyduramazdım.” M.M.
Küresel markaların reklam yüzüydü. Hollywood yıldızlarıyla takılıyordu. Yakuzaların kara listesindeydi. Cami cemaati ona 'Muhammed Ali' diyordu. Prensin teklifini reddetti. Koruması dünya şampiyonuydu. Krala secde etmedi. Kaplan saldırısından kurtardığı kadınla evlendi. Danimarka'da mimar olarak iş bulamayınca... Taksi şoförlüğü ve bulaşıkçılık yaptı. 2 yıl psikiyatrik tedavi gördü. 130 kilo olmuştu. Ve şimdi geri döndü! 2002'de Kıvanç Tatlıtuğ'un kazandığı modellik yarışmasında dereceye giremeyince Hong Kong'a gidip Goku Sky adını alan ve Asya-Pasifik ülkelerinde tam 10 yıl fırtına gibi esen top-model Göksenin Yıldırım'ın inanılmaz ama gerçek hikayesi! Baştan sona seci sanatının kullanıldığı ilk modern roman!
İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz bir raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Dergilerde, yayınevlerinde, gazetelerde çalıştı. Kaosa Mütevazı Bir Katkı'da [2001, Şûle Yayınları] medyanın bozucu ve yıkıcı tesirlerini konu etti; Aynalı Barikatlar'da [2003, Şûle Yayınları] ise terörün gündelik hayatlarımıza sindiğini öne sürdü.
Şiir yazmaya lise 1. sınıfta başladı. Şiirleri; Yedi İklim, Şehrengiz, Dergâh, Atlılar'da yer aldı. İlk kitabı Kuzgun'un Gölgesi [Şiir, Yedi İklim Yayınları] 1996'nın son günlerinde yayınlandı. İletişim Yayınları'ndan çıkan Dublörün Dilemması[2005] ve Korkma Ben Varım[2009] adlı romanları büyük ilgi gördü. Garanti Karantina [2010] ise Sel Yayıncılık tarafından neşredildi.
Menteş, Gerçek Hayat dergisinin Yazı İşleri Müdürü olarak görev yaptı. Halen Star Gazetesi için röportajlar yapıyor. Evlidir. İsmet Latif ve Kaan Cahit, Menteş'in ikiz oğullarının adlarıdır. Son Menteş ise Ruşen Ali diye tanınır.
FİNK. evvela murat menteş üstüne biraz konuşalım, sonrasında kitaba da değinelim kısaca. yazarla ergenliğin son zamanlarında, şu herkesin başından geçen unutulmaz tek aşk zamanında tanıştım. dublörün dilemma’sını okumuştuk birlikte ve esasında sevmediğim bir kitabı sever gibi yapmama sebebiyet vermişti uzun zaman. aşk işte. :) kendi özgür irademle okuduğum korkma, ben varım! ne olursa olsun kendi sesini bulmuş bir yazara aitti ve baştan sona eğlenceli bir kitaptı. ana akım/çok satan edebiyat da başlı başına bir meşgale ve bu anlamda başarılı kitaplara fazlasıyla saygı duyuyorum. garanti karantina, ha keza yine bence özgün ve eğlenceli bir işti. derinini kazınca mm’nin fiyakalı sözlerinin hiçbirinden bir derinlik ya da kallavi cümlelerinin arasından dişe dokunur bir şey çıkmıyordu. gangster, aksiyon, aforizma, heyecan, garip kelimeler, çizgi roman estetiği vs de bu adama oturuyordu yani. sonrasında uzun zaman elimi sürmedim zaten bana göre değildi diyelim ya da. ergenlikteki sevgi filizinin yerini antipati almıştı hatta. gelelim fink’e. bence menteş’in en olgun kitabı. kulağa garip geliyor ancak göksenin yıldırım için mm’nin en sıradan yaşama sahip karakteri desek yerinde olur. gerçek/kurmaca’nın birbirine karıştığı eserlere zaten bayılan biri olarak biyografik anlatısını, sakinliğini, karmaşasını ve samiyetini sevdim ben. güzel de nostalji oldu.
Murat Mentes’in bu bitirim, kulhanbeyi agziyla, paslanmis argo sozcukler kullanarak asiri kisa cumlelerle konusan serseri, pic ama dindar roman karakterlerinden oyle bir bikmisim ki, bir sayfa daha okumaya mecalim yok. Korkma Ben Varim ve Dublorun Dilemmasi’nin hatri var diye okunacak bir kitap degil. Hic huyum olmamasina ragmen yarida biraktim. Hayat bunu okumak icin cok kisa. Fink’i okuyacagim 2-3 saati uzanip tavana bakarak gecirmeyi tercih ederim.
Murat Menteş heyecanlı ve hareketli hikayeleri seviyor, bunu biliyoruz. Uzun zamandır bir kitabını okumamıştım ama bu kitabın gerçek hayatla birebir bağlı olması beni meraklandırdı. Fakat ziyan edilmiş bir öykü olarak değerlendiriyorum. Seci sanatıyla yazmak istemiş kitabı, bu yazarın fantazisiydi galiba çünkü kitabı çok zorlaştırmış. Zaten kurgu yok, bölük pörçük, bölümler arası bağlantılar zayıf. Bir de anlatımı böylesi bir şekle sokmaya çalışması, sadece yorucu. Çok zorlamış çok. Bir diğer mesele de tam bir erkek kitabı olması. Kitaptan testesteron akıyor. Kendime pek bir şey bulamadım. Hayatın nasıl bir Roller Coaster olduğuna güzel örnek yine de. 18 yaşımda olsam sevebilirdim. Gençlere tavsiye edebilirim.
En sevdiğim yazarlardan biri olan Murat Menteş’in yeni kitap çıkardığını sevgili Oytun’la Hayat bloğunda gördüm. Hemen alıp okudum tabii.
Kitabın önsözünde gerçek bir hayat öyküsü anlatıldığı yazılıyor. Ben buna inanmadım çünkü son zamanlarda okuduğum birkaç kitapta da gerçekten yaşanmıştır yazısını okuyorum, sonra kitabın sonsözünde ya da internette araştırma yaptığımda anlatılanların kurmaca olduğunu okuyorum. Bu da beni sinirlendiriyor. Yazarın okuyucuyu kandırdığını düşünüyorum. Halbuki gerçeği söyleseler, eğer kitap iyiyse yine beğeneceğiz. İllaki gerçekten yaşanmasına gerek yok ki.
Kitapta anlatılan hayat hikâyesi inanılmaz olunca yazarın da yalan söylediğini düşündüm ama kitabın sonundaki fotoğraflar, yazarın İnstagram paylaşımları, hatta hayatını yazdığı kişiyle olan fotoğrafları derken gerçek olduğuna inandım. Yazarın kitaplarını okuyanlar bilir. İnanılmaz karakterler ve olağanüstü olaylar anlatır. Fink’te anlatılan Göksenin Yıldırım da tam yazarın anlattığı hayatlara benzer bir hayat yaşamış. İkisinin yollarının kesişmesi ve ortak bir kitap çıkarmaları çok güzel bir tesadüf olmuş.
Kitabın sonundaki fotoğrafların kalitesi ve içeriği çok güzel. Kitaba anlam katıyor. Özellikle Sofian Bebe anlatıldığı kadar varmış :-)
Kitapta çok fazla karakter, çok fazla şehir/ülke ve çok farklı zaman dilimleri var. Şebnem’in önerdiği gibi kitabı kısa sürede bitirmeye çalıştım. Öyle araya başka kitaplar alarak, ara vererek birkaç haftada bitirmeye çalışırsanız kitaptan kopabilirsiniz.
Benim için yazarın en güzel kitabı hâlâ Ruhi Mücerret ama Fink’in bir önceki kitabı Antika Titanik’ten daha güzel olduğu kesin. Yazarın tarzını sevenler kaçırmasın.
Normalde bir Murat Menteş okuyucusu değilim, bu da normal bir roman değil zaten. Göksenin Yıldırım aka. Goku Sky'ın akıllara durgunluk veren hayatının seci sanatı ile tekrar yazımı... Hem tekniği hem kurgusu hem de gerçekliği ile son yıllarda okuduğum en acayip kitaplardan biri.
Lafı daha uzatabilirdim ama bir romanın kahramanına mesaj atıp ondan cevap almak da başlı başına enteresan bir şey 😉:
Öncelikle Murat Menteş, sevdiğim ve kalemine gerçekten saygı duyduğum bir yazar. Bu adamın yeteneğini yalnızca yarım sayfa okuyarak bile herkes anlayabilir. Dil silahşörü abimiz yine şovunu yapmış ama... Olmamış yahu.
Şimdi, öncelikle kitabın konusu harika. Anlatılanların yarısı bile doğru olsa, Göksenin'in inanılmaz ilgi çekici bir hayatı var ve keyifle okunuyor.
Fakat kitap çok dağınık. Ana karakterin kafasının dağınık olması ile bağdaştırılsa da, okuru rahatlıkla kitaptan koparıyor ve sürekliliği ciddi ölçüde zora sokuyor. Kopuk kopuk bir anılar zinciri okumak da her zaman keyif vermiyor.
Böyle bir eleştiri yapacağımı hiç zannetmezdim ama... Murat Menteş'in bu seferki yazım tarzını hiç sevemedim. Eminim seveni çıkacaktır ama "seci" tarzı yazım bana çok battı. Doğallığı baltalıyor, yer yer kulak tırmalıyor, anlamsız diyaloglar oluşuyor, karakterlerin dili tam oturmuyor vb... Bana battıkça battı.
Özetle, ilgi çekici ve deneysel bir kitap olmasına rağmen, farklı olmaya çalışan üslubu ve kopuk anlatımı sebebiyle kitap bana hitap etmedi. Umarım sizler zevk alırsınız. Ben de Murat Menteş'ten hala Korkma Ben Varım ve Dublörün Dilemması beklemeye devam edeceğim.
Bu sefer oturdum, kağıdı kalemi elime aldım ve en başından not alarak, daha doğrusu hakkını vermeye çalışarak bir inceleme yazmak istedim. Malum Murat Menteş benim en sevdiğim yerli yazarlardan. Neyse sözü uzatmadan konuya geleceğim.
(-) Ana karakterimizin namaz kılmasının, yani namaz kılan model fikrinin sanki gereğinden fazla altı çizilmiş. Kitabın başından sonuna kadar, 'bak gördün mü namaz kılıyor, camiye gidiyor ha' gibi bir mesaj derdi var ve bunun herhalde ilginç bir şey olduğunu düşünmeye başlayacaktım neredeyse. Aslında, viski içen, en yakın arkadaşlarından birinin kokain satıcısı olduğu, ihaleler mihaleler falan...evet belki de ilginç. Yani halen anlayabilmiş değilim. Niye ki...?
( - +) Aslında otobiyografik bir şiir okuyorsunuz. Seci Sanatı güzel amma, okuması da pek dertli. Çünkü bir cümle diğerinin bağlayıcısı veya tamamlayıcısı olduğundan, aaaa ne güzel cümle derken, ne anlatıyordu haa tamam olabiliyorsunuz.
(+) Fakat bu Murat Menteş'in neler yapabileceğine dair eşsiz bir gösterge. Sanki eski tarzdaki kelime sihirbazlığı daha çekiciydi...
(-) Keşke bölümleme mantısı farklı kurulsaydı. Biliyorum bu editoryel bir sorun ancak, eski romanlarından alışık olduğumuz bölümleme (bir alıntının açılış zaman zaman da belirleme yaptığı) eski tarzın çağrışımını da yapıyor ama karşımızda bambaşka, yepyeni bir tarz var.
(-) Bunu özellikle mi yaptı tam bilemiyorum ama bu evrende kim ne yapıyorsa yanına kalıyor. Kolluk gücü sayısı sıfır. Evet bu daha önceden de alışık olduğumuz Murat Menteş ama bu sefer kazın ayağı farklı...gerçek dünya, gerçek kişi, hepsi gerçek. Enteresandı, gerçekten de bu kadar başı boş bir dünyada mıyız...? Belki de öyledir. Yeniden düşününce...bilememdim. -Oladabilir hani.-
(- +) Ana girişi biraz zorlamaydı. Her yönüyle olacak diye... Baba, bölüm girişi daha organikti; 'Ana; evet şimdi mikrofon sende...anlatınız' gibi olmuş. Ve yazar sordu diye söylediğini de pek açık söylemiş tabii, naapsın.
(-) Olaylar, akıyor, akıyor, akıyor, akıyor ve bağlanıyor, akıyor, akıyor, bağlanıyor ve bağlanıyor. İçinde hepsinin sanki bir yere doğru gittiği hissinden yoksun ilerliyorsunuz. (Halbuki Antika Titanik, bu işlere ders kitabı olur...niye böyle bir kurgu tercih edilmiş, şaşırdım doğrusu)
(+) Nokta atışı mesajlar ve tespitler çok yerli yerindeydi. Buralarda 'İşte ya, bu işte Murat Menteş' diyebildim.Biraz daha fazla olmalıydı sanki.
Velhasıl, negatif taraflar çok diye kimse 'kötü' ile karıştırmasın, kitap gayet güzel. Üstelik bu yeni yazım dilini kullanabilecek kaç yazar vardır...böyle kendine meydan okuyabilecek. Ve hikaye yaratımı şahane. Etrafını bu gözle sorguluyor olmasından dolayı bir yazar olarak kendisine ne kadar teşekkür etsek az.
Bu, kaçırılmayacak bir okuma fırsatı, eşine zor rastlanır yazım dili, kolay bulunmana bir yazar işi. Sırf bunun için bile okunur. Ki daha neler var neler...
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitabın özellikle ilk yarısında ağırlığını hissettiren seci kullanımını çok beğendim.
Kitaptaki bazı olaylar "yok artık Göko, kolpaa, hadi ordannnn" dedirtse de kitabın sonundaki resimler ve Menteş & Göko ikilisinin kitap sonrası röportajları yaşananların büyük bir kısmının cidden aşağı yukarı anlatılan şekliyle gerçekleşmiş olduğuna beni ikna etti.
Bunların dışında, kitap "fragments of memories". Yani ilginç bir adamın hayatının farklı dönemlerinde meydana gelen muhtelif olayların parça parça, kronolojik sıra gözetilmeden anlatımı şeklinde. Bu da kitabı bir olay öyküsünden ziyade birisinin "biz var ya gençken..." tarzı tiradlarının anlatımına benzetiyor. Yer yer akıcılığa ket vuran bu stili herkes beğenmeyebilir.
Neyse, ben zaten senelerdir bu adam ne yazsa okurum. Bana ne.
Çok severek okuduğu bir yazar uzun zaman sonra yeni bir romanla dönerse nasıl heyecanlanıyor insan. Fink adresime ulaştığında o kadar mutlu oldum ki. Ruhi Mücerret, Dublörün Dilemması ve özellikle de Korkma Ben Varım ile çok beğendiğim Menteş'in bu kez farklı bir yol denemesi de sorun değildi. Ancak her ne kadar had safhada enteresan bir tiplemeyi ve hayatı romanlaştırmış olsa da, hatta kendini gayet hızlı bir şekilde okutsa da hayal kırıklığı ile sonuçlanan bir deneyim yaşadığımı söylemek zorundayım. Roman kahramanının ilginç, dağınık ve gelgitli hayatı durumu kurtarmaya yetmemiş. Birçok dizide ya da filme uygulanan zaman içinde ileri geri hareket tekniği de metne bir şey katmamış, aksine yorucu hale getirmiş. Okumayanın hiçbir şey kaybetmeyeceği, okuyanın da kazanmayacağı bir roman. Maalesef öyle.
Kısa zamanda okunmasam iyice çorbaya döndürebilirdim. Sıra dışı bir yaşam hikayesi. Bazen gerçek olmadığına inanmaya daha yatkındım sanırım. Bazen tekrarlardan sıkıldım, sonra yeniden toparlandım. Aslında 3,5 yıldızı var bende 😉
Alışılmışın dışında bir roman okumak isteyenlere gözüm kapalı tavsiye ederim. Murat Menteş kalitesi, ve her yerinden kurgu gibi hissettiren maceralar akan bir yaşam hikayesi.
Göksenin veya Goku Sky diye gerçek bir karakterin öyküsü Murat Menteş kitaplarına fantastik diyen kişilerden gerçek hayatta da var bunlardan diyerek intikam almış sanki. Goku bir Murat Menteş kitabından fışkırmış gibi gerçek bir karakter o kadar gerçek ki kitabın bir bölümü anası yazmış bir bölümde abisinin şerhi var.
Türkiye’de tanınmamış bir fotomodelin hayatından absürt hikayeler. Kitabın Çok kötü kurgulandığını karakterin de üzerine kitap yazılacak bir hayatı olmadığını düşünüyorum.
Yaşayan bir hayat hikayesi. Karakterleri kanlı canlı karşımızda. Fotoğraflarin, olaylarin gerçekligi ve Murat Menteş'in sevdiğim anlatım tarzıyla elimden bırakmak istemedim. Murat Menteş severlere tavsiye ederim.
Murat Mentes'in Turkiye'de pek tanınmayan bir top-modelin anilarini düz yazıda kafiye sanati kullanarak yaziya gecirdigi son kitabi. Sadece yarim kalmasin diye bitirmeye ugrastigim, vasatin altinda bir eser. Anilar daldan dala atliyor, yazar bize modelin sasali hayatina ragmen İslami değerlerinden kopmadigini gözümüze sokmaya calisiyor ve okuyucu olarak bu karman çorman eserinde icinde bir seyler anlamaya calisiyoruz. Yazarin hayal gucunu, dili kullanimini ve tasvir yetenegini, Dublorun Dilemmasi ve Korkma Ben Varim kitaplarinda bayagi takdir etsem de; son eserlerinde kalitenin iyice dustugunu artik kabul etmem gerekiyor.
Murat menteşin bütün kitaplarını okumuş biri olarak belki açıklamaya kalksam açıklayamayacağım bir sevdam var yazarın diline ve anlatışına karşı. Bu sefer gerçekle kurgunun birbirine karıştığı belki bu yüzden de daha da dikkat çekici bir kitap yazmış. Artık bu kadar da olmaz diyorsunuz Göksenin yıldırımın yaşadıklarına. Aralarda onu tanıyanların fikirlerini de okuyoruz. Zaman zaman eski yıllara gidip gerçekten böyle biri vardı ya da böyle bir şey hatırlıyorum sanki dediğim de oldu. Ayrıca düz yazıda kafiye yapmış sevgili yazarımız. Uzun zamandır böyle bir teknikle de okumamıştım o açıdan da farklılık oldu.
Murat Menteş’in en büyük sorunu kendini tekrar etmesiydi ama buna rağmen üslubundan çok keyif aldığım için hala en sevdiğim yazardı. İşte Fink ile yazar bu tekrar etme olayını kırmış. Karakterin gerçekliğini inanasım gelmediği için bazı olayları internetten teyit ederek okudum. Bölümlerin kronolojik ilerlememesi karakterin zihnindeki karmaşayı çok güzel yansıtmış. Herkesin hoşuna gidecek bir durum olmasa da ben sevdim. Kitabı bitirince de esere ismini veren Fink isimli şarkıyı dinledim. Seviyorum bu adamı.
Ne yazık ki olmamış Murat Menteş romanı. Kahraman gerçek bir kişi olunca, hayatındaki uçuk kaçık bir takım şeyleri karışık bir şekilde anlatınca roman olur sanılmış ama olmamış. Anladık adam Müslüman, 5 vakit namaz kılıyor, cumaya gidiyor. Ama aynı zamanda model. Çok ilginç? Yarısında bırakmamak için zorladım kendimi. Nerede Murat Menteş in kurgu kitapları, Nerede bu kitap? Umarım en kısa zamanda eskisi gibi bir kitap yazar da zevkle okuruz.
Naçizane birkaç eleştirim var, bazı şeyler fazla “zorlama”.
1) Murat Menteş’in farklı anlatıları, farklı karakterleri, farklı cümleleri sevdiğini elbette biliyoruz artık. Ama bu kitaptaki seci sanatı zorlaması beni hayli irrite etti. Bölümlerin karışık verilmesi de anlatının bu zorlanmış haline tuz biber ekiyor. Belki kasıtlı, ama iki gün içinde bitirmeseydim romanı bir daha içine tekrar girip okuyabileceğimi sanmıyorum.
2) Göksenin Bey’in namaz kılışının, müslüman oluşunun sürekli göz önüne sokulup tekrarlandığı hissine kapıldım. MM bunu temel bir çelişki olarak sunuyor muhtemelen. Ama bu temel çelişkiyi parlatmak için fazla tekrara düşüyor.
3) Buradaki diğer yorumlarda gördüğüm bir şeye bir diğer “zorlama” kategorisi altında katılıyorum, kitap testesteron kokuyor. Bir yanda bahsettiğim temel çelişki olan “Goku’nun dindarlığı”, diğer yanda seks, kadınlar, seks hayatı, gece hayatı, ayaklı seks makinesi Sofian, Sofian’ın Goku’yu sürekli sekse ve kadınlara teşvik etmeye çalışması vb temalarla daha da vurgulanmak istendi sanırım. Öte yandan genel olarak erkek odaklı kurguda duygular da çok az ifade ediliyor.
Sonuç olarak merak ettiğim ve okumaya çalıştığım bazı kısımlar hızlıca atlanırken (kızı, evliliği, düşüş dönemi??), kurgu zoraki anlatımıyla aynı vurgulara takılıp kalmış. Murat Menteş’in artık dövüş, silah, kavga anlatısından çıkmasını ve bir kez olsun “deneysel” yazarlığında erkek karakterleri değil kadın karakterleri de sadece tek boyutlu değil, bütünüyle odağına dahil etmesini diliyorum.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kurguyla Gerçeğin Arasında Fink Atmak Klasik bir roman okuruysaniz ve post-modern edebiyattan haz alamıyorsanız bu kitabı benimsemeniz zorlaşacaktır. Yazarın okuduğum ilk eseri Fink. Önce iyi taraflarına değineceğim; Kahramanı yaşayan bir eser. Eser sonu itibariyle iyi bağlanıyor. Eserin içerisinde gerçek kişiler yazarı eleştiriyor bu hoş doğrusu. Ancak eserde eksik olan şey merak unsurunun eksikliği. Biz kahramanı merak etmiyoruz. Sonra noldu diyemiyoruz bütünlük içinde. Zira eser hayatın içinde geçen ilginç kesitleri parçalar halinde anlatmış. Post-modern adı altında bunu hoşgörü bilirsiniz fakat ben yine de böyle bir hayatı bu kadar parçalayip sonuçsuz bırakmasını beğenmedim. Devamı hayatta deyip işin içinden çıkmak beni ikna etmiyor.
Eserin kusurlarından en önemlisi ise yazarın karakterlerinin nerdeyse hepsinin aynı uslupla aktarılması. Bilhassa Gokonun annesi de babası da sofian Bebe de aynı uslupla konuşur mu? Köpek aynı uslupla konusur mu ? Sadece farklı üslubu Fatma diye bir kaçık kör kadında gördüm.
Kitap kurgudan çok edebi bir anı gibi. Dedik ya post modern dönemde herşey o kadar belirsiz ki kimin gerçekte ne yaptığını bilemiyoruz.
Kitabı İlker canikligil tanitmasa alirmiydim almazdım. Arkada yalın alpay birşeyler karalamasa alır mıydım almazdım. Fakat okuduğum ilk kitabında yazarı yerden yere vuracak değilim. Dublörün dilemmasini da okuduktan sonra yazarla ilgili kanaatim oluşacak.
Sû-i tedbirimle yahu öyle boklaştı ki işim; hem ağzıma sıçtı felek, hem de sikildi geçmişim.
Bazen hayat Ahmet Kaya klibine dönüşür. Boynu bükük adamlar dalgın dururlar. Sakallar uzamış, moraller bozuk. Siste bir kadın yürür. Işıklar içinde bir küçük çocuk. Hava hep yağmurludur, ortalık çamur. Etrafta ateş yanar. Birkaç araba vınlar. Gölgeler tehlike sinyali yayar. Klibin merkezinde hep yorgun demokratlar...
"Üstat Balzac diyor ki 'Bazı dertler yalnızca Tanrı'yla paylaşılır.' Giyin haydi dostum Tim. Bu gece Yaradan'la konuşacağız."
Cennetten kovulan kimse, hiçbir şey olmamış gibi devam edemez.
Yaşamayı bilmeyen kimseler her nedense, ölmek de bilmiyorlar.
Bir kabahat, arıza, mesele olduğunda, insan bu menfilikte kendi payını arayıp görmelidir. Ve bir hata, nadiren tek kişiye aittir.
En mühim düşüncelerimiz, duygularımızla çelişenlerdir.
Gönül defteri asla kapatılmıyor borçsuz. Biz de efkarlanarak bahtiyar oluyoruz.
Hiçbir diyarda hiçbir güneş hiçbir su... Patlatamadı içimdeki tohumu. Cevapsız kaldı "Kimim lan ben?" sorusu. Ömür boyu kendimle kendi dedikodumu yapageldim boru mu? Dışsal karşıtlıklar ve içsel çelişkilerle habire cebelleş dur. 'Hedonist bir çilekeş' oksimoronu.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Su gibi akan, şaşırtıcı ve keyifli bir Murat Menteş romanı. Açıkçası benim için en şaşırtıcı kısım romanın gerçek bir hikayeye dayanıyor olması oldu ki ben kitabı baştan sona kurgu diye okudum. Olaylar klasik Murat Menteş romanlarının evreninde geçiyor. Daldan dala atlıyorsunuz ve her an saçma sapan olaylar gelişebiliyor. Böyle bir hayat hikayesi sadece Murat Menteş romanlarında geçebilirdi.
Hikayenin gerçek olması yazarın biraz daha ayakları yere basan bir üslupla yazmasına yol açmış. Bu durum da alışageldiğim Murat Menteş yazınından biraz uzaklaşmaya neden olmuş. Yazar seci tarzını çok başarılı kullanmış. Ancak eserde Murat Menteş’e has kelime şakaları yok denecek kadar az.
Biraz da genele girecek olursam Murat Menteş’in inanç ve dünya arasında sıkışmış karakterlerini seviyorum. İki tarafı da anlaması ya da anlamaya çalışması, tutarsızlık gibi görünen yaşam tarzlarını insani olarak değerlendirmesi çok değerli. Bir tarafı övüp diğer tarafı yermiyor, bir ders verme çabası yok. Bu yaklaşım da en azından benim için karakterlerle empati kurmamı sağlıyor. Bununla birlikte mevcut düzen eleştirisini de kendi naif tarzıyla neredeyse her eserinde yapıyor. Benim için çok değerli bir yazar ve daha birçok eserini okumayı içtenlikle dilerim.
"Hayır, hâlâ kibirli" demiş eğitmen. 10 gün sonra gelmiş Bey: "Bizimki ne durumda?" "Hâlâ gölgeye, sese tepki veriyor."
Bir 10 gün daha geçmiş. "Peki ya şimdi?"
"Dövüşe hazır. Başka horozlardan hiç etkilenmiyor. Tahta bir horoz gibi kıpırtısız duruyor. Artık kemale erdi. Cesareti kıran kayıtsızlığı bütünüyle hazmetti. Tüm rakipleri ondan köşe bucak kaçacak!"
Hiçbir şey anlamadım bu hikayeden. Şeyh açıkladı: "En yetkin tavır tam bir kayıtsızlıktan doğar. Dünyevi heyecanlar tüm erdemleri boğar. Zaaflardan korumaz hiçbir iktidar.""
"Türker Abi hep der ki: Biri senin yanında şarkı mırıldanırsa, dikkat kesil, aslında hislerini dile getirmektedir."
"Aşk bir duygu pazarlığıdır Goku. Sevgi, himaye, şefa kaç buca kat alışverişi. Vücut sıvıları ve heyecan transferi. Evlilikse bildiğin düz ekonomi."
"Diğer tüm duyguları bastırır korku"
"Dövüşte teknikten ve güçten çok daha önemli bir şey vardır: Dayanıklılık."
Okurken çok keyif aldığımı söyleyebilirim. Yazarın diğer kitaplarını da okumak istiyorum.