Bir avrupa çizgi romanından beklediğim neredeyse her şey :)
#kazazedeler kapağından beni almıştı ve devamı da geldi. Hayatları kesişen Julio ve Alex’in önce ilk tanışmaları akabinde de yıllar sonrasını (iki zaman dilimi halinde ve bu zamanları ifade eden iki farklı renk paletiyle) okuyoruz.
Avrupa grafik romanları böyle. Havalı çizilmiş, biraz melankolik ama hep hayata dair söyleyecek şeyleri var. İlla büyük büyük laflar değil. Hepimizin empati yapacağı, hayata, ölüme, hayallere, ilişkilere, zamana, sanata dair değiniler. Kimileri bazılarını klişe bulabilir, ben severek okudum. Hatta daha okurken, aynı kitaptaki gibi, belli bir zaman aralığı sonrasında okumayı hayal ettim.
Zaman çarpanı enteresan. Bazı şeyler aynı kalıyor, bazı şeyler bambaşka oluyor, değişiyor, geçen her gün, her yeni tecrübe minik de olsa bir filtre değişimi yapıyor, nihayetinde kendine has bir aroması oluyor neticenin.
“Denizi görmek” mesela. Düşünmüşümdür bunu. Denize kıyısı olmayan şehirlerde büyüdüm, yaşadım. Nisbeten erken temas ettim ama denizle. Onun varlığının somutluğunu bilerek büyüdüm her gün görmesem de. Sonra yirmili yaşlarına, belki daha sonrasına dek hiç deniz görmeden büyüyen insanlarla da tanıştım. Televizyonda falan görüyorsun ama Superman’i de görüyorsun mesela. Gerçeklik nerede? Talihsizlik gibi gelirdi bana. Çoğunluğu su olan küremizde onu bilmeden yıllar geçirmek. Neden öyle olsundu peki? Peki neden içgüdüsel olarak severiz denizi, yeşili, maviyi seyretmeyi başka şeylerden ziyade?
Geldik, gidiyoruz. Hayallerimiz var. Deniz gibi. Kimileri için gündelik hayatın bir parçası. Vapura binivermek kadar kolay erişmesi. Kimimizinki asla gerçekleşmeyecek. Her şart altında #mutmain olabilmek temennisi ile. Hayallerin kıyısına kurulmuş, sevdiğimizin eli ellerimizde, ciğerlere iyotlu rüzgarı çekebileceğimiz bir versiyon var ise tercih sebebi :)