WOLFGANG HILBIG, Yazar-Şair, ALM: 1993, TR: 2012, Sel Yayın, Çeviren: Sabir Yücesoy, 325 sf.
-YOLDA OLMAK benim özüm. ...KÜÇÜK ADIMLAR denilen şeye yatkınlık benim özümün bir parçası; diyebilirim ki ne pahasına olursa olsun amacına ulaşan insanlardan değilim BEN.
-Bu dünyanın GÜÇ SAHİPLERİNDEN kendine olabildiğince çok şey KOPARIP alabilmek için en hızlı yolun ONLARLA BİRLİK olmaktan geçtiğini bana çok önceden öğretmişlerdi. Şunu anlamak gerek: Rızalarını alacak değildin, onları ONAY VERMEYE ZORLAYACAKSIN. Varsın kendilerini aldatılmış, dolandırılmış hissetsinler, daha da çok gururları okşanacaktır, çünkü kendin için talep ettiğin her avantaj ONLARDA OLAN BİR ŞEYİ İSTEMEK demektir. Ellerindeki ufak bir ayrıcalığı alınca, sahip oldukları şeyler onurlandırılmış olur.
ARZULAYAN BAKIŞLARINI bu şeylere çevirenler olmasa belki böyle bir onur olmayacaktı.
TEHDİT altında bulunduklarına inanmak, güç sahiplerinin kendilerini EN İYİ hissettikleri durumdur. Ortada bir SARAY DARBESİ ya da SOKAK AYAKLANMASININ hiçbir belirtisi yoksa, bunları KENDİLERİ İCAT EDERLER.
-"Her stratejik sürecin yürütülmesiyle ulaşılan sonuçların tam kesinlikle değerlendirilmesini temel alarak uygulanacak muhalifleri bastırma önlemlerinin belirlenmesi."
Herhalde böyle bir tamlamalar histerezisi ALMANCAdan başka hiçbir dilde görülebilecek bir şey değildi. Bu DÜŞÜNCE DİLİNDE her adıma bir başkasını ekleyebilirdiniz ve bu sadece hala hedefe varmadığınızı ve bir adım daha atmak gerektiğini saptamaya yarardı: Sonunda cümlenin amacına ulaşıldığında kendinizi bir komplolar dizisine öyle dolanmış, belki de SONSUZA kadar kalmak üzere TAKILMIŞ hissederdiniz ki, TÜKENMİŞ halde ve sonsuz bir yorgunluk içinde başladığınız yere geri bakarsanız -sanki bir ÇIKIŞ YOLU BULMA UMUDUYLA durmadan cümlenin sonuna varmaya çalışmışsınızdır da, cümlenin sonu size ASLINDA BİR ÇIKIŞ OLMADIĞINI gösterivermiştir.
-(Berlin-Tren İstasyonu) ...akşamüstüne doğru tünelin dışarı fırlattığı İNSAN YIĞINLARI akıl almaz sayılara ulaşıyor, çıkanlar geniş kaldırımda her zamanki gibi DAĞILIYORDU.
Birden TOPLANIVERSELER, DAĞILMASA- LAR ve birden CADDEYİ İŞGAL ETSELER ne olurdu acaba? Yeterince kalabalıklardı, başkentin etraflarında akıp giden hareketini kolayca durdurmaya yeterdi sayıları... ÇABALARININ AMACI OLAN YAŞAMIN GİDEREK DEĞERSİZLEŞTİĞİNİ birden FARK EDİP onu görmezden gelmeye kalksalar ne olurdu? VE ARTIK BİR DAHA HİÇ DAĞILMASALAR?
-(Berlin) İnsan kitleleri arasındayken, onlardan kaynaklanan ÇEKİM GÜCÜ, ihtiyaç duyduğum mesafeyi korumamı güçleştirirdi genellikle: Karşımdakiler on kişiden fazlaysa, insanları doğru değerlendirme yetim kesinlikle köreliyordu, ayrıntıları algılayamaz oluyor, seslerini ayırt edemiyordum, kısa süre sonra sanki KORO halinde konuşmaya başlıyorlardı... hatta koro halinde düşünüyorlar, bakışları birleşip TEK BİR BAKIŞA dönüşüyor, hepsi aynı yönde hareket eder oluyordu... heyecanları sizi de sarıyordu kolayca, ister istemez aralarına katılıyordunuz ve bu ferahlatıcı bir şeydi. Herhalde onları BİR ARADA TUTAN ŞEYİN emirler değil, KORONUN MELODİSİ olmasından kaynaklanıyordu bu durum.
-TOPLUMDIŞI konumdaki kişiler, iyi pozisyonlardaki vatandaşlara kıyasla DAHA DÜRÜST olmak zorundaydı, KÜÇÜK BİR HATALARI bile bütün YASAMA ORGANINI çıkarabilirdi karşılarına. Öyle süpermarkette hırsızlık filan olması gerekmiyordu bu hatanın, yanlışlıkla banka hesabından fazla para çekmeleri yeterliydi.
-(Doğu Almanya) ...ülkede ÇOK DENENMİŞ BAŞARILI BİR YÖNTEM bu: Ortaya çıkan ÇATIŞMALARI ÇÖZMEZSİN, bırakırsın ESKİSİNLER, iyice yaşlanıp ÖLÜP GİTSİNLER sonunda.
-GERÇEKTEN SÖYLENEN ŞEY zaten genellikle sıradan laf kalabalığının oluşturduğu bir veya daha fazla ÖRTÜNÜN ALTINA gizleniyordu. Peki ama insanların söylediği ÖNEMSİZ SÖZLERİ bilmenin en çok GEREKEN şey olduğu sonucu çıkmaz mıydı bundan? İnsanların RUH HALİ üzerine akıl yürütebilmek için biri diğerinin yerine geçebilen GÜNDELİK şeylerin, GEVELENEN şeylerin, ALIŞKANLIKLA araya KARIŞTIRILAN sözlerin izini sürmek gerekirdi... evet, tam da ASIL KONUYA ilişkin ifadeleri olabildiğince bir kenara bırakılmalıydı, çünkü bunlar TELEVİZYONDA ya da BASILI YAYINLARDA geçen şeylerin TEKRARLANMASINDAN ibaretti, en iyi ihtimalle bunları TAM TERSİNE çeviriyorlardı, yani bu ifadelerin değeri yoktu.
-...KONUŞMALARIN da DEDİKODULAR GİBİ YAYILDIĞINA dair bir kanıya sahipti; bir yerlerde, YÜZÜN MAHREM BİR BÖLGESİNDE ÜRETİLİYOR, sonra belki de konuşurken yapılan şiddetli EL KOL HAREKETLERİ yüzünden oradan SIÇRAYIP fırlıyor veya yelken açıyorlar, BİTİŞTİRİLMİŞ MASALARIN meydana getirdiği bir adadan diğerine geçiyorlardı; anlaşılmaz nedenlerle orada kalamıyor, neredeyse kovalanıyorlar, savrula savrula dolanıp sonunda bir başka grubun (göründüğü kadarıyla tamamen bağımsız bir konuşma ortamının) BİTİŞTİRİLMİŞ MASALARININ, yükselen yoğun DUMAN bulutları ve BİRA kokuları ya da çok sayıda konuşmacının şiddeti giderek düşmekte olan sesleri arasında tutunabiliyorlar, yeniden alevleniyorlardı.
-Bir YAZAR nedir Batı'da? MEDYA TOPLUMUNUN PİYASAYA BAĞIMLI BİR TEDARİKÇİSİ! Kuaför gibi bir şeydir yazar orada, daha fazlası değil... müşterilerinin düşünme alıştırmalarına eşlik eden ve bazen de bunları teyit eden bir KUAFÖR, müşterilerinin başını her şekilde yıkar ama onlara ilişmez, ne müşterilere ne de onların düşünmelerine ve konuşmalarına.
-(Doğu Almanya) NEFRET bu topraklarda filizlenmiş, günlük yaşamın can sıkıcı kabuğu altında serpilmişti... nefret her şeyden önce SONSUZ BİR İLGİSİZLİKTE gösteriyordu kendini ve DEPRESYON halinde çiçek (zehirli) açıyordu.
-(Doğu Almanya) Belli ki bu ülkedeki meseleler hep bunlardı...bütün konuşmalar tek bir konunun vesilesinden ibaretti: BİRİLERİ ÜLKEYİ TERK ETME NİYETİNDE Mİ, DEĞİL Mİ? Bir insan VAROLUŞUNU DEĞERLENDİRMENİN TEMEL ÖLÇÜTÜ olmuştu bu. Niyete yönelik bu soru (KALMAK VEYA KALMAMAK) genel bilince hakim olmuş, üzerine düşünmek bütün bir halkın biricik ortak özelliği haline gelmişti. Bir HAYALET gibi her yerde, toplumun her katmanında hep aynı soru dolanıyordu -tuvaletçi kadının bekleme yerinden Halk Meclisi'ne kadar.
-(Doğu Almanya-Polis şefi Feuerbach) "...ortam TOPLU HAREKETLER denilen gruplara bir hayli yaklaşmış sayılırdı; bunlar SANAT VE EDEBİYATLA SINIRLI ÖLÇÜDE İLGİLİ, öte yandan EKOLOJİ veya ASKERİ HİZMETİ REDDETME gibi konulara yoğunlaşmış ve bunun dışında pek dikkat çekmeyen gruplardı. ...ortamda herhangi bir DİRENİŞİ elle tutulur bir ÖRGÜTE dönüştürebilecek ya da hiç olmazsa aynı çizgide BİRLEŞTİRECEK stratejiye sahip hiç kimse bulunmuyordu. Hem diğerlerini peşinden sürüklemeyi bilen küstah bir ÖNDER, bir guru eksikti, hem de HİÇ BİRİ böyle bir şarlatanın PEŞİNE DÜŞECEK kadar BUDALA DEĞİLDİ. Zaten bana SEMPATİK gelmeleri de bu yüzden!"
(Doğu Almanya-Polis şefi Feuerbach) "...BİRDEN ORTAYA ÇIKIVERMİŞTİ bu ORTAM denen şey, AYNI ANDA BİRÇOK YERDE, kentlerin tamirat için parayı sağlayamayan bölgelerinde; YABANİ OTLAR gibi yıkıntılar arasında büyümüştü, bir an için BAKIŞLARIN YÖNELMEMİŞ OLDUĞU HER NOKTADA. Temel özellikleri ORGANİZASYON YOKSUNLUĞU, KARŞIT GÖRÜŞLÜLERİN EŞİT HAKLARA SAHİP OLUŞU ve HER TÜRLÜ DÜŞÜNCEYE KAYITSIZLIKTI; denebilirdi ki, İDEOLOJİNİN TÜM BİÇİMLERİNE KARŞI İLGİSİZLİK bütün ortamların ortak paydasını oluşturuyordu."
-GÖRMENİN EN İYİ YOLU KARANLIKTAN AYDINLIĞA BAKMAKTIR. Ters Yönde değil.