Beyoğlu Çıkmazı’yla başlayan Başkomiser Galip dizisi yepyeni bir macerayla İstanbul sokaklarındaki serüvenlerine devam ediyor.
Benim için hoş bir ölüm olmazdı. Polis memurlarının celladı yağlı kurşunlar olur genelde. Tren olmaz. Tren altında kalan bir polis hiç duymamıştım. İlk olmak güzel bir duygu değildi. Yanımdan geçen trenin gürültüsünden arkamdan gelen trenin sesini işitememiştim. Çok geç olmadan, bütün gücümle kenara, çakıl taşlarının üzerine uçtum. Raylarla duvar arasındaki dar boşluğa yüzüstü kapaklandım. Kollarımı öne doğru uzatarak, başımı kollarımın arasına soktum. Birkaç saniye boyunca çok şiddetli bir rüzgâr beni yerimden kaldırıp demir tekerleklerin altına almak için uğraştı. Trenin korkunç ve acımasız sesi sağır edercesine kulaklarımda yankılandı. Ölüm kapımı çalmıştı. Hiç geçmeyecek sandığım o saniyeler, sonunda bitti ve tren geçip gitti. Evet, ölüm kapımı çalmıştı. Ama ben evde yoktum. En azından bu gecelik. Derin bir nefes aldım. Yerden kalkarak, üstümü başımı temizledim. Diz kapaklarım yanıyordu. Kollarım sızlıyordu. Göğüs kafesim acıyordu.
Başkomiser Galip, şarkıcı bir kızın sır dolu ölümünü araştırırken, katilin izi onu nefes kesen bir maceraya sürüklüyor.
Çağatay Yaşmut, yerli polisiyenin son yıllarda öne çıkan yazarlarından. Yakınlarda yayımlanan Bir Başkomiser Galip Polisiyesi’nin dördüncü kitabı Kadıköy Cinayetleri’yle Dünya Kitap dergisi tarafından verilen “Altın Sayfa Yılın Polisiyesi Ödülü”nün de sahibi oldu. Yaşmut’un yerli polisiyemize armağan ettiği Başkomiser Galip karakteri, sadece olayları çözümleyişindeki yöntemiyle değil, bilakis yaşayan, nefes alan özgün bir roman karakteri olarak, hem fazlasıyla sıradan, hem de fazlasıyla sıradışı özelliklere sahip oluşuyla polisiye romanlarda karşılaştığımız diğer dedektif karakterlerinden epeyce ayrılıyor.
Uzun zamandır okuduğum en iyi Türkçe polisiyelerden biri. Kurgu da kitabın temposu da iyi. Serinin ortasından başlamamdan kaynaklandığını zannettiğim boşluklar var. Galip'i sevip sevmemekte kararsızım :) Diğer kitapları okumak lazım. Rahatlıkla tavsiye ederim.
Başkomiser Galip ve ekibi. Ben sırayı takip etmedim ama önemi de yok herhalde. Katili ilk anda tahmin ettim, ama bu bir histi sadece. Sonunda katil çıkınca memnun kaldım o başka. Rahat kitap, biraz aşırı silah var, çatışmalarda ölen var, böyle şeyleri fazla sevmem ama batmıyor. Bu arada aranan tek bir cinayetin çözümü değil, başka dümenler de var ortada.
İlk kitaba göre daha çok beğendim. Neşeli bir bölüm vardı, biri sürekli adamım diyen beriki hiç konuşmayan iki torbacının olduğu kısım. İşte en çok orayı sevdim. Biraz espri olsa daha da çok severdim bu seriyi. Yine de okutuyor kendini. Çünkü her kitabın sonunda acaba Galip bundan sonra ne yapacak diye merak ettiren bir cliffhanger var. Gibi.