Dünyanın gidişatı bize yıllar geçtikçe hep ilerleyeceğimizi, daha da gelişeceğimizi düşündürür. Jack London, insanoğlunun uzun seneler boyunca büyük emekler harcayarak, bin bir zahmetle inşa ettiği o görkemli medeniyetin aniden patlak veren bir salgınla nasıl da yerle bir olabileceğini gösteriyor. Küçük bir azınlığın dışında kalan herkesin uygarlık kisvesi altında, acı çekerek ve sefalet içinde yaşadığı sömürü düzeninin aslında ne kadar zayıf temeller üzerine kurulu olduğunu anlatıyor bizlere. Bilim dünyasının tüm çabalarına karşın Kızıl Ölüm galip geliyor ve dünyayı o karanlık, ilkel zamanlarına geri döndürüyor. İnsanoğlunun tüm dayanakları, bu düşman karşısında aciz kalıyor. Uygarlığın kültür, dil, teknoloji gibi eserlerinin fâniliğini bizzat gören ve korkunç salgından geriye kalan tek kişi Profesör Smith, bu sert düşüşten sonra insanlığın medeniyet basamaklarına "kanlı tırmanışının" kaçınılmaz olduğunu, yitirilen uygarlığın yeniden inşa edilme sürecinde o eski acıların da yeniden yaşanacağını söylüyor ve buruk bir umutla gelecek nesilleri bazı tehlikelere karşı uyarıyor.
John Griffith Chaney, better known as Jack London, was an American novelist, journalist and activist. A pioneer of commercial fiction and American magazines, he was one of the first American authors to become an international celebrity and earn a large fortune from writing. He was also an innovator in the genre that would later become known as science fiction.
London was part of the radical literary group "The Crowd" in San Francisco and a passionate advocate of animal rights, workers’ rights and socialism. London wrote several works dealing with these topics, such as his dystopian novel The Iron Heel, his non-fiction exposé The People of the Abyss, War of the Classes, and Before Adam.
His most famous works include The Call of the Wild and White Fang, both set in Alaska and the Yukon during the Klondike Gold Rush, as well as the short stories "To Build a Fire", "An Odyssey of the North", and "Love of Life". He also wrote about the South Pacific in stories such as "The Pearls of Parlay" and "The Heathen".
Uzun kitap bir okuyacak kadar dikkatimi toparlayamadığım bir dönemde okumaya karar verdiğim bir kitaptı. Kitapta beni en çok etkileyen şey yazarın tahmin ettiği rakamların tutarlı olmasıydı. Kitapta Avrupa’nın 2000 yılındaki nüfusunun bir buçuk milyar olduğu yazıyordu ve gerçekte o senelerde Avrupa’nın tahmini nüfusu yedi yüz milyon civarındaydı. 2010 yılında dünya nüfusunun sekiz milyar olduğu söyleniyordu kitapta ve gerçekte dünya nüfusu o senede yedi milyardı. Covid sonrası denk geldiğim bu kitabın bir salgın hastalık üzerine yazılmış olması dikkatimi asıl çeken şeydi. Kıyamet sonrası senaryoların 2000’li yıllarda yaygınlaşmaya başladığını düşünürdüm hep. Ama 1900’lü yılların başında yazılmış olan bu kitap insanların devamlı bu tarz düşüncelere sahip olduğunu göstermiş oldu bana. Ayrıca böyle salgınların esansında ve sonrasında toplumun ve insanların nasıl davranacağını, nasıl barbarlaşıp kaos çıkarmaya meyilli olduklarını da güzel açıklamış. The Walking Dead ve The Last Of Us gibi dizilerin bu kitaptan esinlendiği bir iki şey olduğuna eminim. Su gibi akıp giden bu kitapta duraksayıp altını çizdiğim tek cümle şuydu: İnsan ırkı gitgide gerileyip ilkel karanlığına geri dönmeye mahkumdur.
Yazarın yarattığı dünya biraz ham. Hikayenin içine girmeye çalıştım ama bir türlü olduramadım, eksik kalan bir şeyler var hissi hakimdi. Yine de akıcılık yönünden idare eder. Takdire şayan bir hikaye çabası.