"Evinde yalnız bırakılmış çocuklar için bu dünya ev değil. İçine doğduğumuz her ev evimiz değil."
Benim çocukluğumdaki evim camdandı. Kırar kırar tekrar yapıştırırdık. Kaç kere döküldü üstümüze o ev biliyor musun? Kaç kere yaralandık odalarımıza girmeye çalışırken. Bu kadar çok yara aldığımızı belli etmedik el âleme tabii. Canımız kesildi ev içinde kaldı. Kol kırıldı yen içinde kaldı. Babam kırılan camlardan odama ayna yaptı. Bakardım. Nerde kırılıp nerde birleştiğimi izlerdim. Parça parçaydım. Yüzümü tam göremediğim için hep eksik hatırlıyorum çocukluğumu. Annem dökülen parçalardan kendine kolye yaptı. Batardı. Elimi uzatmaya kalktığımda canım yanardı. Onun yanına yaklaşamadığım için tam anımsamıyorum anne kokusunu. O parçalanmış eve evim diyemediğim için bilemiyorum evimin neresi olduğunu.
Evimi bulamıyorum. Kendimi bildim bileli arayıp duruyorum. Hiçbir sorgulamamda cevaba ulaşamıyorum. Sanki yersiz ve yurtsuzum. Hatırladığım ilk anılarımda bile aidiyetsizim. Dünyanın neresine gitsem adressizim. Hangi çatının altına sığınsam yine evsizim. Koca dünyada kendime bir sığınak bulamıyorum. Yerlere göklere sığamıyorum. Benim evim neresi?
Herkesin kendisinden bir şeyler bulacağına emin olduğum kitap. Bütün olma çabamızın hiçliğe evrildiği bir son biraz depresif gelse de anlamlı gelmeye başladı. Çoğu yerde okuduğum cümleleri kıskandığımı itiraf etmeliyim; insan ruhunu bu denli güzel anlayıp cümlelere döküp böyle derin hissettirmesi zaman zaman sinirlerimi bozdu. Anne babadan kalan psikolojik mirasın ve döngüyü kırma çabama biraz umutsuzluk ektiğini söyleyebilirim. Umarım okurların yaralı çocukluklarını görmelerine ışık olur.
Nihilist, yer yer pesimist ama determinist olmayı böyle güzel edebi bir dille verebilmiş, harika bir psikolojik gözlem kitabı. Spoiler olmasın, sonu apayrı güzel. Gökhan Hocam ellerinize sağlık!