“Özellikle de son yıllarda Türkiye’de ateizmin ve deizmin yaygınlaştığına ilişkin bazı heyecan verici tartışmaların yapıldığı; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın oldukça angaje bir aktör olarak eşcinsellikten yogaya kadar iç siyasete sürekli müdahalede bulunarak açıklamalar yaptığı; camilerden her gün rutin dışı selaların okunduğu bir dönemde Türkiye’de la-diniliğin (nonreligion) ya da la-dini inanç ve pratiklerin analizinin toplumsal değişmenin anlaşılması açısından daha da önemli hale geldiğini düşünüyoruz.”
Türkiye’de 2010’ların sonlarından itibaren, uzun süredir üzerinde durulan dindarlaşma-muhafazakârlaşma eğilimine paralel veya ona karşıt olarak, dinden uzaklaşma eğilimlerinden söz edilir oldu. Bu eğilimlerin bir yüzü, ateizme veya yine üzerine çok konuşulan deizme açılıyor. Bir yüzü ise alternatif manevi arayışlara açılıyor. Birçok insan, Budizm, meditasyon, yoga, reiki, taichi gibi pratik ve ritüellere yöneliyor – bazen bunları sufilikle de bağdaştırarak... Bazen, sağlık ve şifa arayışıyla da bağdaştırarak.
Türkiye’de Spiritüel Arayışlar kitabında Kurtuluş Cengiz, Önder Küçükural, Hande Gür, kapsamlı bir saha ve gözlem birikimine dayanarak bu arayışların rengârenk haritasını çıkartıyorlar. Bu arayışın arkasındaki bireysel, ruhsal, sınıfsal ve toplumsal cinsiyete ilişkin özgül dinamiklere hassasiyetle eğiliyorlar.
Türkiye toplumunun manevi dünyasının karmaşalarını gerçekten anlamak için kıymetli bir çalışma.
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Sosyoloji Bölümlerinde okumuştur. Halen ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nde doktora öğrencisidir. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.
Kitabın giriş bölümünde yapılan akademik çalışmanın boyutu detaylı bir biçimde sunuluyor, çalışmanın aldığı destekler ve çalışma ekibinin süreç içerisinde yaptığı yayınlar vurgulanıyor. Dolayısıyla kitabın giriş kısmı araştırma sürecinin çapı hakkında yeterli bir bilgi veriyor. Ancak bu kadar kapsamlı bir araştırmaya karşılık bu kadar basmakalıp bir kavram seti, sentezden yoksun bir kuramsal yaklaşım araştırmanın analitik kapasitesinin ne yazıkki çok düşük bir düzeyde kalmasına yol açıyor.
Öncelikle kitap dindarlık, sekülerlik, spiritüellik ve inanç kavramlarını tartışarak sahada gözlemlenen farklı spiritüel pratikleri bu tartışmanın ortasında yerleştirmeyi hedefliyor. Bunu yaparken postmodern teorik yaklaşımları ve yorumsamacı bir analiz biçimini kullanıyor, ara ara kavramların ve gözlemlenen olguların semantik kökenlerine de değiniyor. Ancak bütün bunları yaparken -araştırmanın Türkiye’yi saha olarak kullandığı dikkate alınırsa- Türkiye’deki İslami pratikler, Siyasal İslam’ın tarihsel kökeni ve dönüşümü, spiritüel pratiklerin postmodern açıklamalar dışındaki boyutları gözardı ediliyor. Spiritüel faaliyetler bugün kendi başına bir piyasa haline gelmiş durumda, katılımcıların sınıfsal kökenlerine değinilmesine rağmen işin meta boyutunun üzerinde durulmuyor.
Özellikle kitabın ikinci yarısı, belki son üç bölümü iyice karambole gelmiş, bildiğin şişirme olmuş. Konunun toplumsal cinsiyet boyutu incelenirken neden LGBT bireyler dışarıda bırakıldı? Oysa burada çok önemli bir açılım söz konusu, siyasal İslamcı iktidar ve Sünni Müslüman toplum baskısının çepere ittiği LGBT bireyler çareyi spiritüel etkinliklerde buluyor olamaz mı? O kadar saha yaptınız, bütün örneklem mi heteroseksüeldi? Ya da siz cinsiyet ikiliği kullanmayı bilinçli olarak tercih ettiniz, bir cinsiyet hatası (gender bias) yaptınız. Toplumsal cinsiyeti bir değişken olarak kullanmasaydınız bu sorular anlamsız olabilirdi, ama madem ki araştırmanın bir boyutu bu, o zaman onu da konuşalım. Ekoloji boyutuna girmiyorum bile, bölümün kurgusu yazarların yorgunluğunu ele veriyor.
Seküler ve dinsel olana yönelik çalışmaları olan, üstelik yazdıklarında namaz ve yogayı karşılaştıran Nilüfer Göle’ye tek bir atıf verilmemiş, ama yazarlardan birinin önceki çalışmalarına defalarca atıf yapılmış. Kitabın başımda katılımcı gözlem, farklı etkinliklerin gözlenmesi, zikir vb. dile getirilmesine rağmen bunlar saha gözlemlerini içeren bölümlerde hiç tartışılmamış. Kitabın sonucu bir özetten ibaret, kısa sayılamayacak kitap boyunca iddialı bir çıkarım bekleniyor, ama maalesef kitap boyunca yorumlar, eğilimler, neredeyse kişisel düzeyde algınacak bir takım gözlemlerin ötesinde bir analitik sav ortaya konmuyor.
Bu kadar önemli bir konuyu bu boyutta bir araştırma yaparak hiçbir sonuca varmamak, ne diyelim, yazık olmuş.
Araştırmanın konusu ve güncelliği, kitabı okunmaya değer kılıyor. Bu coğrafyada Osmanlı’dan günümüze kadar olan dönemde yaşanan spritüel gelişmelerin takip edildiği, niyetlerinin incelendiği ve muhattabının kimler olduğunun araştırıldığı bu çalışma ile siyasi, ekonomipolitik, kültürel gelişimler ile toplumumuzun inanış dinamiklerini takip edebiliyoruz. Bu kitap, günümüzde Türkiye’de yaşayan halkların %99’unun müslüman olduğunun iddia edilirken ihmal edilen inanışları bir kenara bırakırsak; kendini müslüman olarak tanımlamaktan çekinen ve daha serbest, “kendince müslüman olmak” isteyen ama bunu siyasal islamcı olarak tanımlanmaktan çekindiği için yapamayan bir orta-üst sınıfın varlığını ortaya koyuyor. Ayrıca Kemalizm’in laiklik ilkesi dahilinde bir nesli irtica korkusuyla sarıp, dinden ve inanmaktan soğutmuş olması, sekülerleşen toplumun yalnızlaşmasına, bir cami cemaati gibi ortak noktaları olan insanların aynı mekanda toplanmasına engel olduğu, dolayısıyla da sosyalleşme problemlerinin doğup, örgütlenmekten uzak kalmalarına ve böylelikle de bireyselliğin ön plana çıktığı post-modern dönemde Türkiye’deki orta-üst sınıfın giderek daralan bir azınlık grubu olarak ayrışmasına sebep olduğunu hatırlatıyor.
Bu kitabı, yazarlarının Can Kozanoğlu ve Mirgün Cabas’ın “Nereden Başlasam” isimli podcastine konuk olduğundan beri okumayı planlıyordum. Benim içinde olmadığım ancak etrafımda yükselmekte olan Spiritüalizm dünyasını, çevremdeki insanları ve ülkedeki gidişi anlamama yönelik kafamdaki pek çok soruya yanıt verdi. Biraz uzun olsa da son derece kolay okunuyor. Çok güzel bir çalışma olmuş.
Yaklaşık iki senedir düzenli aralıklarla yoga yapıyorum; fakat benimki işin felsefe ve inanç kısmından ziyade hareket ve esneme ile ilgili. Benzer şekilde çevremde pek çok insanın özellikle bu pandemi süreciyle birlikte yoga, meditasyon ve benzeri spiritüel faaliyetlere giriştiğini söyleyebilirim. Bu artışın nedeni uzun zamandır merakımı celbediyordu. Bu kitabı görünce de hemen alıp okumak istedim. Daha didaktik bir kitap beklerken okuması keyifli, akıcı bir kitapla karşılaşmak beni şaşırttı. Kitap Türkiye ve dünyaya dair akademik bilgilere yer verse de ağırlığı sayılan faaliyetlerle uğraşanlarla yapılan görüşmeler oluşturuyor. Bu görüşmelerin bazılarının yine beklemediğim bir şekilde ilgimi çektiğini, hatta beni bazı hususlarda sorgulamaya ittiğini söyleyebilirim. Bilhassa bu konularla ilgilenenler için ilginç ve yararlı bir okuma olacaktır.