Nostaljik tınısıyla geçmişle şimdinin bağını kuran, yıkılan köprüleri onarıp çocukluğun saf ve içten alanını gezintiye çıkan öyküler… Çocuksu coşkuların, dikiş tutmayan ne varsa bir bir onarmanın kitabı!
Yaşamımızın sayfalarını çevirirken çocukluğumuza dair olanları koparıp bir kenara koyarız. O sayfalara yeniden bakmak uzun süre aklımıza gelmez. Oysa çocukluğumuz, bizi biz yapan anlar bütünüdür aslında. Biz ne kadar geçmişte kaldığını düşünsek de hiç beklemediğimiz bir anda çıkan rüzgâr tüm sayfaları savurur, önümüze getirir. Unuttuk sandığımız, şefkate ihtiyaç duyduğumuz en zayıf anları; anne-babamızla vakit geçirebilmek için beş dakikanın hesabını yaptığımız günleri; çocukluğa özgü, acımasızlığa varan umursamazlıkla bir oyunu kazanmak için gösterdiğimiz çabaları; öylesine söylesek de hâlâ içimizi kemiren o yalanı, ümidimizi hep diri tutan ufacık gülümsemeyi hatırlatır. O sayfaları tekrar tekrar okudukça anlarız; çocukken kurduğumuz bağların yetişkin yaşamımızdaki yansımalarını, attığımız ilk adımları nasıl şekillendirdiğini ve o adım atma dürtümüzün nereden geldiğini...
Şeyma Ünal, yaşama muzip bir kız çocuğunun gözünden baktığı kitabı O Zaman Gerçeği Nasıl Öğreneceğiz’in nostaljik tınısıyla geçmişle şimdinin arasındaki perdeyi aralıyor, dikiş tutmayan ne varsa tek tek onarıyor. Haydi, çocukluğun anlık telaşlarını yetişkinliğin temkinli adımları eşliğinde hatırlayalım!
hani bazen hikaye bambaşkadır, ama sen onun bambaşka birine hissettirdiklerini dinlediğinde kendini kendi hikayenden tanıdık bir hisse şutlanmış hissedersin. işte bu kitabı okurken bana tam şurda ondan oldu; “eskiden battaniyemin altına saklanıp yokmuş gibi yaptığım devin şimdi gözlerine bakıyorum. sonuçta onu hala yenemedim ama bu, aradaki farkı önemsiz kılar mı? sanmıyorum. dev öyle büyük ki arkasını göremiyorum ama derenin sesini duyuyorum. onunla savaşırsam çok yara alacağımı da biliyorum, yaralarımın eninde sonunda kabuk tutacağını da. ihtiyacım olan tek şey cesaret. kendim olma cesareti. şimdilik devle bakışıyoruz ama bir gün o şeftalilerden dilediğim kadar yiyeceğim. bu kez ağaç bana ait çünkü.”
Yazarı beş yıl önce bir Youtube videosunda görmüştüm. O kadar samimi o kadar içten gelmişti ki tüm videolarını izledim. Zaman zaman yazmak istediğinden bir gün bir kitap yazma hayalinden bahsediyordu. 5 yıl sonra bugün kitabını okumuş bitirmiş olmak tuhaf hissettirdi zaman ne çabuk geçmiş diye, bir yandan da onun adına çok sevindim. Öykülere gelecek olursam, öykülerdeki kız çocuğunun anılarını bazen üzülerek bazen gülerek okudum. Kendimden bir şeyler buldum her öyküde. Aldı beni çocukluğuma götürdü resmen. En çok da kitaba adını veren "O Zaman Gerçeği Nasıl Öğreneceğiz?" öyküsünü sevdim. Kalemine sağlık Şeyma Ünal, katkılarından dolayı tüm tatlı kelebeklere ve hain papatyalara teşekkürler ❤❤❤
" Adı her ne ise neden geldiğini anladım . Aniden, o ufacık anda ömrüm boyunca kendimi tanımladığım her şeyin koca bir yalan olduğunu fark ettim. Sandığım kişi olmadığımı... Makasın gitgideni açıldığını...
Tüm o sancılı yokuşlardan sonra vardığım düzlükte anladım ki bunun tek yolu duygularıma alan açmak. O alanı açtıkça makas kapanıyor. Hani şu olduğumla olmak istediğim arasındaki...
Bana kalırsa tek bir gerçek var: yol. Her sabah uyanıp yeniden yola çıkma cesareti göstermek var. Büyük laflar etmekle oyalanmadan , ne zaman varacağını düşünmeden her gün doğru olanı seçmek için çabalamak var. "
her insanın kendini bulma yolculuğunun başladığı bir dönemeç var. Hepimiz binlerce yol arasından doğrusunu bulmaya çalışıyoruz bize gösterilen yol bir süre sonra uymuyor. Örneğin bize verilen meslek üstümüze dikilen giysi gibi bir süre sonra yenilenmek istiyor ...
Hayatın koşturmacasındayız ve bazen düşünüyorum da yıllarımız bu varoluş sancılarıyla geçerken bir işe yaradı diyebilecek miyiz ? Umarım deriz yoksa bizi fena kandırmışlar demektir.
Yıllardır takip ettiğim hep bana ilham veren biridir Şeyma Ünal. Daha birçok kitabını okumak dileğiyle .
Yazarın podcastlerini de severek takip ediyorum ancak kitapta verilmek istenen mesajları ve hikayeleri birbirleriyle genelde aynı buldum. Anlatım tarzı benim için beklentimi karşılamadı.
Bazı hikayeler duyguda çok yoğun geldi bana. İçime dokundu. Belki ben de 90’lar çocuğu olduğumdan, belki de yazarla benzer sorgulamaları yaptığımdan bu kadar tanıdık geldi.
Okurken gülümsedim, öykülerin içindeki nostaljik öğeler çocukluğuma dair kendi anılarımı da tazeledi. Geçmişten gelen tatlı bir esinti gibi. ❤️
“Antep Karası” ve “Yol” yer etti aklımda ve kalbimde. İçimde yankı buldu. Ölüm, yas, arayış, pişmanlıklar, buruk sevgiler, keşkeler, keskinlikler, zaman ve biz olgunlaştıkça değişen düşünceler… Hepsinin hayatlarımızda yeri var.
Dilerim tadına vararak yaşayalım hayatı. Attığımız adımlar, öğrendiklerimiz yolumuza ışık olsun. ✨
——-
“Bir insanı mahvetmek istiyorsanız onu kimliğinden şüpheye düşürün. Herhangi bir şekilde… Her gün kendimize kim olduğumuzla ilgili sayısız masal anlattığımız düşünülürse bunu yapmak çok zor olmasa gerek. Benimkini bir başkası yapmadı ama. Ben kendi işimi kendim hallederim. O yüzden kendi kendimi mahvettim.”
Yazarın ilk kitabı olduğu için ister istemez önyargıyla başladığım bu kitap beni çok şaşırttı. Öyküleri bazen tebessüm ettirdi, bazen de ağlattı. Öykülerde ana tema olan kız çocuğu olmak o kadar güzel işlenmiş ki kendi çocukluğumu hatırladığım, o günlere dönmek istediğim anlar yaşadım. Özellikle çok beğendiğim öyküler İda ve Süt oldu. Yazarın yeni kitaplarını heyecanla beklemekteyim. Ayrıca bu kitap sayesinde öykü okumayı, hızlı hızlı değil de yavaş yavaş, öykü sonlarında kitabı kapatıp biraz düşündükten, sindirdikten sonra diğer öyküye geçmeyi ne kadar sevdiğimi hatırlattı. Mart ayında yapmam gereken okumalar olmasına rağmen biraz daha bu 'rutini' yaşamak istediğim için elim yine bir öykü kitabına gidecek sanırım :)
Şeyma hanımı yıllardır takip eden biri olarak kitabın yorumlarının da çok iyi olması üzerine ilk kez sosyal medyadan tanıdığım birinin kitabını okudum. Ne yazık ki büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Çok amatör ve basit buldum kitabı açıkçası. Neredeyse çocukça yazılmış gibi geldi bana. Verilen mesajlar o kadar kör göze parmak şeklindeydi ki. Kırıcı olmak istemem ama kesinlikle övüldüğü gibi değil. Nitelikli edebiyat okumuş hiçbir okuyucunun bu kitabın ilk kitap olmadığına o kadar incelikli yazıldığına inanacağını düşünmüyorum. Şeyma hanım gibi kendini yetiştirmiş, yazıları ve podcasti keyifli birinden de bu tarz bir kitap beklemezdim açıkçası. Sosyal medyadan tanınan insanların kitaplarını okumama yönündeki kararıma devam edeceğim.
Küçük bir kız çocuğu olmak belki de büyüdükçe düşünmeyi ihmal ettiğimiz bir şey diye düşünürdüm. Bu kitapla birlikte düşünmeyi bırakmamız gereken şeyler listesindeki sessiz maddelerden biri olduğunu fark ettim. 'Aşmamız gereken şeyler', gözlemleyen devasa bir çocuk olmak... Güçlü hissetmek, fark edilmek, gülümsemenin arkasında saklanan adını henüz bilmediğimiz hisler ve suçluluk duygusu. Saçlarımı örülü hissetmek, küçükken tek başıma düşündüğüm isimsiz hisleri tekrar hissetmek ve içimdeki kız çocuğunun hala burada olduğunu görmek için okumalıymışım.
Kimi zaman sosyal medya paylaşımlarını bile öykü tadında okuduğumuz Şeyma Ünal’ ın kitabını keyifle ve bir solukta okudum. Emek emek yazılmış her bir köşesi o belli, ama benim özellikle değinmek istediğim birkaç nokta var:
1. Çook samimi öyküler. O öykülerdeki çocuklar hep sen, hep ben. “Kendi sırlarımız ya bunlar, kimseye söylenmez” dediğiniz şeyler belki.. 2.Doğa, ebeveynlik, sosyokültürel farklılıklar, kadın, aile, sınıf ayrımı, din, 80 ler-90 lar, her şey var öykülerde.. 3.Takdir ettiğim en önemli şeylerden biri ise şu : Sırf okuyucuyu çekmek için yapay sancılar ve sanrılar tercih edilmemiş, “fakir edebiyatı” veya arabesk acılar yok. Hatta ülkemizde görece iyi gelirli sayılacak ailelerin yaşadığı sorunları da görmezden gelmeyin diyor sanki yazar. Yalnızca belirli maddi olanaklara sahip ailelere özgü mutsuzlukları ya da toplumun şanslı kesimi görülen bazı ailelerin acılarını da göstererek pür objektiflik istiyor sanki.
Son olarak elbette biraz kopuk bulduğum ve garipsediğim anlar oldu ama bunlar sanırım biraz da okuyucudan doldurması beklenilen boşluklardı. Emin değilim, bir kez daha okuyacağım.
Gözlerim dolu dolu bitirdim bu kitabı. Son bölüm cidden tüm yalınlığıyla sarsıcı bence. İyi ki “gerçek” ten yazmış Şeyma Ünal.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Oğlanın bir öğlen uykusunda başladım okumaya. Bir solukta akıp gitti. Şeyma ile aynı yaştayız, 90larda çocuk olanların ortak anılarını paylaşıyoruz. Okurken bazı hikayeler kendi anılarım gibi geldi. Çok yalın, kız çocuğu diliyle yazdığı hikayeleri çok beğendim. Bazı hikayelerinin sonu biraz havada kalmış gibi hissetsem de ilk kitap deneyimi olan birine göre kitabın tamamını oldukça başarılı buldum. Kendi yolunu yürürken etrafını da aydınlatan güzel insan Şeyma’ dan tam beklediğim gibi.
Şeyma’yı yıllardır çok severek takip ediyorum. Hikayeler hem bana kendi çocukluğumu hatırlattığı için içime dokundu, hem de hikayelerde yazardan parçalar aramak, acaba bu hikayeyi yazarken neler düşündü diye merak etmek çok güzeldi. İlk kitaba göre çok başarılı anlatım ortaya koyduğunu düşünüyorum.
Küçük bir kızken etrafı seyredip içimde yaşadığım pek çok şeyi gördüm bu kitabın sayfalarında, bazen de etrafımdaki silüetlerin bire bir aynısını. Bana iyi geldi, hatırlamamı sağladı.
Icinizdeki cocuga seslenen ve sizi cocukluk anilarinizla ve duygularinizla bulusturan hikayelerden olusan bir kitap. Sade, samimi ve etkili bir dille yazilmis. Buyuk bir keyifle okudum.
She has always been an inspring woman for me with the way she lives her life and her words, this book is going to warm readers' heart with short but great stories.
Sosyal medyada takip ediyorum, merak edip aldım. O yüzden sürekli videolarındaki sesi, konuşma tarzı ile okudum. Beni etkileyecek bir hikaye ile karşılaşmadım.
Kitaptan: “Çocukluğun en kırılgan tarafı bu sanırım. Kin tutamıyorsun. Ama onun dışında her şeyi tutuyorsun. Günü geldiğinde kendini başka kimsenin edemeyeceği şekillerde sabote etmek için.”
90lara gittim, ve orada benle aynı duyguları ve kelimeleri paylasan kizlari gördüm. Çok akıcı ve içine alan bi anlatımı var. Şeyma hnmi zaten anlatimindan dolayı dinlemeyi seviyorum , kitap çıkardığını duyunca çok sevinmiştim. Umarım devamı gelir .