"Hayatta kalmak için bir yaşama sebebi beslemelisiniz"syf39
Öngörülemeyen Bir Dünyada Yaşamak, İş Bankası 21.yüzyıl kitaplığı serisinden, bu seride ilgi çekici okunası kitaplar var, bu kitap pandemi sonrasında kriz zamanlarına dair olsada zaten hayatımızda krizler daim olduğuna göre, salgın sonrası kriz değilde ruhsal, ailesel, ekonomik, toplumsal, küresel krizler sonrası bozulan dengelerimize hitap edebilir nitelikte.
Yaşamla başa çıkma becerileri, güçlüklere rağmen hayata anlam yükleme, üstesinden gelme, uyum, olumlu duyguları hazzı besleme, kendiniz ve yakınlarınızla bağlarınızı güçlendirme konularında kendinizi bi yoklayabileceğiniz kısa, akıcı, okuması keyifli bir metin.
Çincede "kriz" kelimesi biri tehlike, diğeri fırsat anlamına gelen iki ideogramla temsil edilir. Yunancada ise "kriz" kelimesinin etimolojisi, bir seçim yapma gereğini ifade eder. Her kriz (kişisel ya da kolektif) bizi seçimler yapmaya ve önümüze çıkan yeni fırsatları yakalamaya yöneltmelidir. Derinlik psikolojisinin büyük öncülerinden biri olan İsviçreli psikolog Carl Gustav Jung'un dediği gibi: "Krizler, sarsıntılar, hastalıklar tesadüfen ortaya çıkmaz. Bir gidişatı düzeltmemiz, yeni yönelimler keşfetmemiz, başka bir yaşam yolunu deneyimlememiz için gösterge görevi görürler."syf11
-günümüzde yaşanan krizler sistemseldir: Küreselleşen dünyada yaşadığımız-ekonomiyi, sağlığı, ekolojiyi, göçü, toplumlu vb. ilgilendiren- tüm krizler dizginlerinden boşanmış küreselleşme ortamında aynı tüketim mantığı ve kâr maksimizasyonu anlayışıyla birbirine bağlıdır. Gezegen ve insan toplumları üzerindeki bu baskı uzun vadede sürdürülemez. Kaldığımız yerden, "eskiden olduğu gibi" devam edecek olursak, ekonomik krizden ekonomik krize, ekolojik krizden ekolojik krize, toplumsal krizden toplumsal krize, sağlık krizinden sağlık krizine sürüklenip duracağız. Gerçek çözüm, mevcut mantığı değiştirmek, tüketim çılgınlığını terk etmek, ekonomik faaliyetlerin tüm sektörlerini yeniden yerelleştirmek, finansı düzenlemek, refah ve esenliği "hep daha fazlası" arayışının, işbirliğini rekabetin yerine geçirmektir.syf10
Maruz kaldığımız acı verici durumlara uyum sağlamamıza en çok yardımcı olabilecek niteliklerden biri mizahtır. Aristoteles'ten beri bildiğimiz gibi, mizah ve özellikle de kendini alaya almak (insanın kendisiyle dalga geçmesi), trajik olanı uzak tutmaya imkân tanır. Üzücü veya saçma bir durumu değiştiremeyeceğinizde en iyisi başınıza gelene gülmektir! Mizah, gülme, ironi, kendimi çok yakın hissettiğim büyük bir felsefi akımın göbeğinde yer alıyor: Taoculuk. M.O. 6. yüzyılda Çin'de ortaya çıkan Taoizm, mizahı bir mesafe kazanma unsuru olarak değerlendirir.
Gülme, zihnimizin gücüyle acılı, saçma, rahatsız edici bir duruma mesafe alabilmemizi sağlar: Geri çekilmek ve uyum sağlayabilme yeteneği sergilemek. M.Ö. 4. yüzyılda yaşayan Zhuangzi'ye göre, iyi yaşamak için geliştirilmesi gereken temel özellik esneklik veya yumuşaklıktır. Bu nitelik, şartları zorlamaya çalışmaktansa, onlara uyum sağlamamıza ve her zaman kontrol edemediğimiz dış olaylara göre dönüşmemize, evrilmemize olanak tanır.syf15
Montaigne, Denemeler'in sonunda şöyle yazar: "Özellikle zamanımın azaldığı şu saatte, yaşamımın ağırlığını artırmak istiyorum; kaçışının çabukluğunu yakalayışımın çabukluğuyla durdurmak ve alışkanlığın gücüyle hızla akıp gitmesini telafi etmek istiyorum. Hayatta sahip olduğum süre kısaldıkça, onu daha derin ve daha dolu hale getirmem gerekiyor... Bu nedenle, kendi payıma yaşamı seviyorum ve Tanrı'nın bize bahşetmeyi uygun gördüğü haliyle onu geliştiriyorum. "(Montaigne de Denemeler'inde sık sık ölümü anar. Montaigne, Stoacı filozoflar gibi uzun süre "felsefe yapmak ölmeyi öğrenmektir" ilkesini benimsemiş ve artık ölümden korkmamak için sık sık onu hatıra getirmek gerektiğini düşünmüş, ama nihayetinde, dolu dolu yaşamak istiyorsa artık aklını ölümle meşgul etmemeyi daha tercihe şayan bulmuştur...ama tabii ölümü de reddetmeden. Onun felsefesinin taşıdığı tüm bilgelik, yaşama koca bir "evet" demek ve yaşamın kısalığını yaşadıklarımızın kalitesi ve yoğunluğuyla telafi etmek diye özetlenebilir. Ancak o zaman ölümle pişmanlık duymadan yüzleşebiliriz.syf51
önümüze çıkan yeni fırsatları yakalamaya çalışarak ve değiştiremeyeceğimiz şeyleri mümkün olduğunca neşeyle kabul ederek bu salgını ve yarattığı sonuçları olabildiğince iyi deneyimlemek de bizim sorumluluğumuz. Zorluklarla baş ederken dirençli olabilmek, bizim iyileşme, uyum sağlama, büyüme, hayatı olmasını istediğimiz gibi değil olduğu gibi kabul etme ve sevme irademize ve arzumuza dayanır. Sadece bir kişi tarafından dahi koşulsuz olarak sevilirsek zorlukları yenme gücüne sahip olabileceğimizi gördük. Gelgelelim içsel iyileşme sürecini tamamlamamız ancak hayatı koşulsuz sevmeyi de öğrenirsek mümkün olacaktır. O zaman mutluluğun ve neşenin dış koşullarda değil, içimizde olduğunu keşfedeceğiz. Onun, bizim eyleme ve tepki verme kapasitemizde, kendimize ve dünyaya bakma şeklimizde yattığını anlayacağız. Epiktetos'un da Enkheiridion'da söylediği gibi: "İnsanlara eziyet veren, gerçeklik değil, onun hakkındaki yargılarıdır. "9. yüzyılda yaşamış bir Budist keşiş olan Tilopa'nın formülünü hatırlatır bu çarpıcı sözler: "Seni bağlayan, şeyler değil, senin şeylere olan bağlılığın." Başka bir deyişle, hayatta hissettiğimiz mutluluk, dinginlik veya tatmin (sağlık, zenginlik, onur gibi) dış dünyanın her zaman rasgele gerçekleşen olaylarına değil, iç dünyamızdaki ahenge bağlıdır.syf57