“Ahbap, görüldü ki muharebe artık kaçınılmaz, yeni kan ve gözyaşı gölleri. Niye? Bizim devletimiz büyük, daha fazla toprağa ihtiyacı yok. Küçükler büyümek için sabırsızlanıyor. Sen artık ebediyen gidiyorsun ve o yüzden sana şunu söyleyeceğim: Türk kötü insan değildir. Yabancı milletlere hükmettiğimiz bize kızıyorlar. Biz Anadoluluyuz, doğamızda biraz sertlik olması doğaldır. İyi ama Avrupalı, yabancı milletleri daha çok ezmiyor mu? Bir de tembel olduğumuz için alaya alınırız. Yahu mademki bu kadar tembeldik, uzun ve upuzun asırlar boyu nasıl bu kadar akıllı milletlere hükmettik? Daha söyleyecek çok şeyim var, ama vakit yok, toparlan. Diyarbakır’a veya bu memleketin başka karanlık bir köşesine gönderildiğini duymak istemem. Şimdi beraber çıkacağız ve dediğin yere kadar sana refakat edeceğim. Karışmıyorum işine, ne haltlar karıştırdığını da bilmem. Sonrası Allah kerim.”
Mademki “Napoli’yi gör ve öl,” deniyor, şöyle demek daha uygun: “İstanbul’u gör, ama ölme! Ölme, hatta olabildiğince çok fazla yaşa ki güzelliklerinin tadını çıkarabilesin.”