Devam edemeyenler, aşkı bedel ödemek sayanlar, basamağa damlayan kanlar, ölü balık gibi bakanlar, iyiler, kötü ve çirkinler, nişan alanlar, hep bir ağızdan haykıranlar, Medusa başları ve aç kalan İsalar.
Fuat Sevimay, yeni öykü kitabı Gör Bağır ile tamir edilmeyi bekleyen bir makinenin parçalarını gösteriyor bize. Aramızdakileri değil, doğrudan bizi, hem de lafı eğip bükmeden anlatmayı yeğliyor. Bir duygu ortaklığı kuruyor yabancı saydıklarımızla aramızda.
“Neşeli günlerdik her şeye rağmen. Millet Corona’dan takır takır kırılıyor, dükkânlar, iş yerleri hepten kapalı, turuncu kafa Amerikan yavşağı her gün bir laf yumurtluyor ama olsun. Biz dalgamızda dümenimizdeyiz. Tipi kayıklar mahallede Allah’ın günü bangır bangır bağırıyor. Döviz almış başını gidiyor, cep delik cepken delik, işsiziz ve yarınımız belirsiz ama olsun. İnceden inceye muhabbetimize bakıyoruz. Bizim mahalleden sahile indiğimiz köşede FEB Bankası var ya hani, tabelası yanarken bütün gece ışık ışık ve hani ben güzeller güzeli Emel’e sırılsıklam âşık.”
Kesinlikle okuduğum en iyi öykü kitabı, dille muazzam güzel oynuyor yazar,özellikle Suriye Pasajı ve Nassaulu İsa öyküleri müthiş,hemen her kitabı gibi bu da ödüllü, Fakir Baykurt Öykü Kitabı Ödülünü almış,sonuna kadar da hak ediyor gerçekten ,tadı damağımda kaldı
Sosyal adaletsizliğe, gelir adaletsizliğine, eğitim esitsizligine, siyasi rejimin diktatoryen tavrına, beyaz Turklerin etraflarına olan duyarsizliklarina, göçmen karşıtı kitlesel egilime, doğal kaynakların tükenmesine ve hızla tuketilmesine yönelik iç isyanını yazarak dışa vurmuş Sevimay, çok da güzel olmuş.
Dilin çok iyi kullanıldığı, derdini meramını çok iyi anlatan 9 öykü. Kitabın ismi müthiş uymuş, her bir öykü görüyor, bağırıyor. E, Suriye Pasajı, Bazen Garson, Hurda Franko en sevdiklerim. Ötekini, görünenin ardını, önemsemeyeni, unutulanı, unutulamayanı, görmezden gelineni anlatmış yazar ve bunu çok ustalıklı bir dille anlatmış. Keyifle okudum.
Sokağa çıkma yasağını “ihmal” eden “dolap beygiri” insanın, akan zaman içinde sıradanlaştırdığı “ötekiler” oldukları yerden dönüp, sizin gözünüzün içlerine bakıyor. Fark edilmeyenler her sefer geç saatte dönüyor evlerine. Garson uzakta zamana dalgın, gözleri masalarda iken “Adam dudaklarıyla, kadın gözleriyle gülümsüyor.” Öyküde yer alan Oblomov, “Yataktan üşengeç bir sürüngen gibi kalkıyor.” ”Babasının, televizyondaki haber spikerlerinin yüz hatlarını oğlununkinden daha iyi bildiğini düşünen bir evlat, ölü dedesinin diyarına yol alıyor. “Önümdeki koltuğun kahverengi sünger sırtında sigara yanıkları. Araziye atılmış bombaların çukurları gibi.” Kilit bir sözcük, gelmiş geçmiş ve gelecek olan tüm diktatörlerin ve diktatör özentilerinin ortak kaderini tayin ediyor: "Manivela" Siz kahvenizi yudumlarken, kavramlaşan lacivertin Lacileri içindeki Nassaulu İsa yanı başınızda bir “karton bardak” tutuyor olacak. Suriye Paşajı’nda ruhunuz zora düşecek, zaman donacak. Başlangıcına dönmek gayretindeki dünyanın en derin kısa öyküsü: İyi Kötü ve Çirkin. “Anne, şu karşı evdekiler ne kötü insan değil mi? Keşke evlerinde yangın çıksa ve babam koşup o çirkin kızı kurtarsa. Ancak o zaman bizim ne kadar iyi olduğumuzu anlarlardı işte.”
GÖR BAĞIR öykü kitabında yazar Fuat Sevimay , Dolap Beygiri, E, Suriye Pasajı, Bazen Garson, İyi Kötü Çirkin, Birincisi, Hurda Franco, Sonunardı, Nassaulu İsa başlıklarıyla dokuz öyküye yer vermiş. Dolap Beygiri kurgusuyla ilginç bir öykü. Tıpkı bir dolap beygiri gibi dolanıp duran insanlığın çıkmazını resmediyor. Ancak öykü kuranların ilgisini çekecek bir teknik kullanmış. E belki de kitabın en eğlenceli hikayesi. Aslında kara komedi gibi bir şey. Güleriz ağlanacak halimize diyebileceğimiz bir öykü aynı zamanda. Suriye Pasajı okurken gözyaşlarıma hakim olamadığım öykü. Herkes ağlayacak değil. Ben biraz sulu gözüm. Söz konusu kadınlar ve kadim çileleri olunca dayanamıyorum diyeyim ama çok başarılı bir anlatı. Bazen İnsan bir modern zaman hikayesi. Burada da özellikle anlatıcı dilinin değişmesi beni etkiledi. Temelinde de insanların birbirine mecbur oluşundan dolayı yalancı ilişkiler sürdürmesi bahsi. İyi Kötü Çirkin üç cümlelik kocaman bir öykü. Birincisi üst okuma yapmamı sağlayan bir öykü oldu. Konusu Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasına neden olan Gavrilo’nun suikast öncesindeki son gecesi. Hurda Franco sanırım bu kitapta öykü sıralaması yapsam benim bir numaram. Bu da yine konusunu gerçek bir olaydan, İspanya’nın kara günlerinin müsebbibi Franco’nun heykellerinin ülkeden kaldırılması, alan bir öykü. Yine bu öyküyle birlikte konuyla ilgili de çok derin bir araştırma isteği oluşturdu bende. Ancak tüm bunların dışında öykü sıradan bir ergen – yetişkin anlaşmazlığı gibi başlayıp nasıl bu noktaya gelebildi hayranlıkla okudum. Sonun Ardı fantastik bir öykü. İstanbul’da beyaz yakalıların buluşmasının geldiği noktaya inanamayacaksınız (..belki de inanacaksınız) Ve son öykü Nassaulu İsa içinde kelime oyunları barındıran öykü yazımına dair bir takım ipuçları verirken alt alta yaşamımıza dokundurmalar yapan ve benim gibi kahve tutkunlarını eleştiren bir öykü. Şunu söyliyeyim yalnız uzun zamandır vejetaryen beslendiğim gibi artık kahve alırken yanımda kendi bardağımı götürüyorum.
Dokuz kısa öyküden oluaşan bir kitap. Çok uzun cümleler ancak kolay okunuyor ve anlaşılıyor. Akıcı bir dili var. Son öyküsü fantezi türünde ve güzel bir kafada yazılmış. Öykülerinde sevgi, aşk, yaşamın kendisi, salgın, umursamazlık, polisin sallapatiliği, halkın kendisi, Suriyeli göçmenler var. Öyküleri dokunaklı, eğlenceli, sürükleyici. Keyifle okunan bir kitap olmuş.
Kitap alışverişi yapıyordum sepetime baktım hep depresif kitaplar var kendi kendime bir tane Fuat Sevimay kitabı alayım bunalınca nefes almak için okurum dedim. Fuat Sevimay'ın yazdıklarını okumayı çok seviyorum. Sayfalar önünüzde akıyor gidiyor. Hikaye ne zaman başlamış siz ne zaman içine dalmışsınız farkına varmıyorsunuz. Gör Bağır 9 öyküde oluşan kısa bir öykü kitabı. E. öyküsünde mahalle aşkını, Suriye Pasajı öyküsünde savaşın yarattığı çaresizliği iliklerinizde hissediyorsunuz. Sonunardı öyküsüne başladığımda galiba ilk kez Fuat Sevimay'ın öyküsünü sevmeyeceğim derken yazı dili değişti ve ben merakla okumaya başladım. Kısacık bir öykü olan Nassaulu Isa ne anlatıyor nasıl bağlanacak derken tek cümleyle sizi heyecanlandirabiliyor. Fuat Sevimay'dan okuduğum ikinci kitap ve belli ki son olmayacak.
Uzun zamandır Türkçe öykücülükte eksikliğinden yakındığım şeyi bu kitapta buldum. Öyküler politik olmaktam hiç kaçınmıyor, hatta kasıtlı olarak politik olmayı tercih ediyor. Ve bunu da çok farklı coğrafyalar ve olaylar üzerinden yapıyor. Ayrıca anlatı dilş oluşturma konusunda da gayret göstermiş yazar. Bir günde bitirdim ve tadı damağımda kaldı.