Chacun sait que le méridien de Greenwich se prolonge, de l’autre côté du globe, par une ligne imaginaire, de part et d’autre de laquelle cohabitent, à tout moment, une journée avec la journée du lendemain.
« C’est un scandale », dit Caine, « c’est la preuve que l’on n’est jamais arrivé à concilier le temps et l’espace. » Ce scandale détermine et contamine l’écriture du livre : deux organisations parallèles ne cessent de s’y rencontrer dans la même quête d’un secret dont seul le lecteur connaîtra en définitive la nature.
Jean Echenoz is a prominent French novelist, many of whose works have been translated into English, among them Chopin’s Move (1989), Big Blondes (1995), and most recently Ravel (2008) and Running (2009).
“Hablaban. Era como una conversación al borde de un abismo, una charla frágil a cada lado de un precipicio, y sus palabras usaban tenues pasarelas, tendidas entre ellos de un borde a otro del abismo, hechas con lianas podridas, prontas a ceder a cada momento; y las palabras avanzaban de una en una por aquel precario andamiaje, pegadas a veces unas a otras, como bloques de mineral incrustados aún en sus gangas y amontonados en vagonetas que se utilizan en las minas, en las canteras; y cada palabra encerraba sí un bloque de sentido, en fases distintas de desgaste, de cansancio o de distorsión. A veces caía una palabra al fondo del precipicio”
Todos tenemos nuestros referentes, y conformamos nuestra escritura –eso que llamamos estilo− a partir de múltiples lecturas, pedazos y retazos. Sin embargo, hay algo en la prosa de Echenoz, en la forma de narrar, en el modo de alargar ciertas escenas como quien estira un blandiblú (o para inflarlas como una pompa de chicle que estalla de repente), en la presentación de los múltiples personajes y en el infausto desapego a sus personajes, incluso en la elección de unas palabras concretas –aunque aquí debiera señalar más bien la elección del traductor−, que me ha recordado demasiado al propio estilo. Nuevo referente, pues, obligatorio. Referente a posteriori. Un referente en el que, quizás por resultarme demasiado familiar, he observado en ocasiones los propios defectos, la tendencia al exceso, al regodeo. Excesos todos que le perdono (a él sí) porque se lo valen. Se nota que Echenoz lo ha pasado en grande con “El meridiano de Greenwich”, y nos lo hace pasar en grande también. (Nada más apuntar estas reflexiones reanudo la lectura para topar de inmediato con Baltimore y Patapsco, palabras que he escrito bastante últimamente, lo que reabre para mí el capítulo de las casualidades. Casualidades como topar con el libro en una caja de libros de segunda mano donde difícilmente podía estar la novela de Echenoz, cuyo nombre había memorizado el día anterior, lo que nos lleva a lo que dice Justo Navarro): “Hay coincidencias y casualidades con las que te mueres de risa y hay coincidencias y casualidades con las que te mueres”, que podría ser el leitmotiv de esta fábula coral, de pausas trepidantes y ralentizada acción a raudales. Una falsa novela negra (que le corten la cabeza al responsable de la portada de Anagrama) donde lo más negro es el humor y las carretadas de mala leche, y que hace gala de una plantilla de personajes de lujo (se dirían salidos de una revisión pynchoniana de los 7 samuráis) y una serie de situaciones que recuerdan en ocasiones a Vonnegut y casi siempre a Chesterton. Todo siempre al servicio del estilo, al servicio del Divertimento.
Jean Echenoz’un Türkçedeki yeni kitabı orijinali 1979’da yayınlanmış ilk romanı “Greenwich Meridyeni”. Jean Echenoz’un romanı “ortasından ünlü Greenwich meridyeninin geçtiği; günün aniden ertesi güne dönüştüğü ıssız bir adada geçiyor.” Issız Ada maceraları edebiyatın popüler konularından. Tabii ki ilk akla gelen Robinson’un öyküsü. Eleşitirmenler, Echenoz’un kahramanlarını Robinson’dan türettiğini belirtiyor. Michel Tournier ve Le Clézio'nun Robinson’u konu edinen eserlerine de göndermeler yapmış. Ama Robinson’la yetinmemiş, birçok macera romanına ve özellikle Jules Verne’in “Esrarengiz Ada” adlı eserine de göndermeler yapmış. Ama tüm bunları casus romanlarının ve filmlerinin klişelerini kullanarak anlatmış. Zaten kahramanlarının çoğu da adlarını bu tür Amerikan filmlerinin kahramanlarından almış. Romanın çok sayıdaki kahramanı olması nedeniyle ilk başta ne olup bittiğini kavramanız kolay olmasa da inat edip havasına girdiğinizde parçalar birbirine bağlanıyor ve oldukça akıcı ve heyecanlı bir anlatı olduğunu anlıyorsunuz. Tabii çizgi romanlardan esinlenen tempolu anlatımı da etkili oluyor. Zaten macera geliştikçe romanın kahramanları birer çizgi roman kahramanı haline geliyor. Anlatıcının sık sık araya girip bazen doğru ama çokça yanıltıcı açıklamalar ve müdahaleler yapması ile roman iyice içinden çıkılmaz hale geliyor. Tüm karmaşaya rağmen macera romanlarına uygun bir sona da ulaşıyoruz. Bir eleştirmen “Kimin kime ne yaptığından emin olmadığınız polisiye hikayelerden hoşlanıyorsanız bu kitaba bayılacaksınız. Çok komik, çok kafa karıştırıcı ama son derece keyifli” diye değerlendirmiş. “Çok egzotik bir ada, canı sıkılmış bir kız, bir mucit, katiller, paralı askerler ve tabii ki bir tekne”nin yer aldığı bu tempolu, soluk soluğa ve bol parodili anlatımın ardında Jean Echenoz felsefi soruları ele alıyor bence. Zamanı hayali çizgi ile belirleyip bir tarafında bugün ve diğer yanında ertesi gün bir arada var olursa zaman ve mekânı asla uzlaştıramayız. Her şey bakıldığı açıya ve bulunulan zamana göre farklı ve değişkendir. Ama “Greenwich Meridyeni”nin 1980’lerdeki edebi dönüşüme uygun olarak kaleme alınmış avangart bir proje olarak gerçekçi estetiğe karşı eğlenceli bir “metaedebi” bir eser, “klasik karakter anlayışını ve gerçekçi betimlemeyi parodik bir şekilde yapıbozuma uğratma girişimi” olduğunu belirtenler de var. Düşündürdüğü olgular yanında“Eğlenceli bir bulmaca” olduğu kesin.
Jean Echenoz’un adını ilk kez bu kitapla duydum. Fransız edebiyatına özel bir ilgim de yok açıkçası, ama merakla başlamıştım Greenwich Meridyeni'ne. Ne yazık ki okurken çok fazla içine girebildiğimi söyleyemem.
Kitabın olay örgüsünü takip etmek epey zordu. Hikâye bir yöne gidiyor gibi oluyor ama birden rota değiştiriyor. Karakterlerin motivasyonları ya da olaylar arasındaki bağlar çoğu zaman havada kaldı benim için. Ne olup bittiğini tam anlamaya çalışırken bir bakmışım başka bir ayrıntıya geçmişiz.
Bazı bölümler oldukça detaylıydı ama bu detaylar çoğu zaman hikâyeye bir şey katmadı gibi hissettirdi. “Bu uzun tasvir ya da bilgi neden burada?” diye düşündüğüm çok yer oldu. Dil olarak zaman zaman güzel cümleler vardı, ama genel anlatım tarzı beni içine çekemedi.
Belki daha deneysel anlatıları seven, parçalı kurgulardan hoşlanan okurlar için daha anlamlı bir okuma olabilir. Ama ben pek keyif alamadım ve doğrusu biraz zorlandım. Her kitap her okura hitap etmeyebilir; Greenwich Meridyeni de benim için öyle bir kitap oldu.
The most brilliantly written book I read in a long time. A piece of art. Funny thing is I discovered Echenoz via someone on Twitter who can't shut up about him. Now I understand why. The writing and the structure are like a really elegant puzzle.
Jean Echenoz’a 1980 yılında Fénéon Ödülü’nü kazandıran Le Méridien de Greenwich yazarın ilk romanıdır. Yazar sonraki yıllarda pek çok eser yazmış ve “Goncourt”, “BnF”, “Médicis“ gibi saygın edebiyat ödüllerine layık görülmüştür.
Greenwich Meridyeni’ni okumaya başlamadan önce derin bir nefes alın, odaklanın ve hatta ilk bölümlerde minik minik notlar almaya hazır olun. Bu öyle kafamı dağıtayım, çapraz okumalarım arasına dahil edeyim, bir günde okuyup bitireyim düşüncesiyle okuyabileceğiniz kitaplardan biri değil. Echenoz, okurdan zamanını ve dikkatini talep ediyor; karşılığında da çok katmanlı ironilerle örülmüş hem edebi hem eğlenceli bir metin vaad ediyor. Amerikan yapımı dedektif filmleri ya da romanları onun keskin zekası altında parodiye dönüşüyor. Bazı yerlerde kendi kendime muzipçe gülüyorum, çünkü yazar detayları öyle güzel yakalamış ki hayran kalmamak mümkün değil. Ama başlarda kurguyu oturtmak gerçekten zor. Karakterlerin sayısı bir hayli fazla, hepsi birbirinden bağımsız, her biri farklı yerlerde farklı kurgular içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Ama kitabı yarıladığınızda puzzle parçaları tamamlanıyor merak etmeyin. Kiralık katiller, casuslar, neden öldürüldüğünü kolay kolay çözemeyeceğiniz maktüller, tesadüfen olaya dahil olanlar, galiba zevk için cinayet işliyor diye düşündüğünüz bir çevirmen, kör dedektif, güzel kadın, mafya, gizli cemaat… say say bitmez ve şu an yazarken bile aklıma gelen enteresan karakterler. Yazar karakterlerin rollerini Greenwich Meridyeni’nin geçtiği ıssız bir adayı merkeze alarak dağıtıyor. Ama adaya gitmek öyle kolay değil. Kuş uçmaz kervan geçmez adaya gidebilmek için enteresan yolları tercih ediyorlar. Bir de, dahi mi şizofren mi olduğuna henüz karar veremediğim bir mucit var ki, adadaki Prestidge projesinden sorumlu. Bu projenin ne olduğunu kitabın sonunda öğreniyorsunuz.
Ben biraz zorlanarak ve çokça keyif alarak okudum. Yazarın diğer kitapları da listeme eklendi. Sıra dışı bir kitap okumak isteyenlere özellikle tavsiye ediyorum.
Destaco la apropiación de los elementos narrativos para crear una historia tópica y particular al mismo tiempo, así como el acertado uso de las diferentes tramas y la forma ingeniosa en la que se narran los acontecimientos del pasado. A pesar de las manías geométricas del autor (que en ocasiones son elegantes y en otras prescindibles), el libro en general se disfruta y los personajes no van a dejar indiferente a nadie.
Baddie-packed,cinema-inflected, Bond-like island pastiche (I'm guessing). It's hard to keep up with who's who (perhaps intentionally) and what the McGuffin actually is. But it's vivid and entertainingly brutal.
Think: 'The Magus', with guns, minus the massively tedious Greek mythological time-wasting. Good fun. Not sure what his game is: cinema pastiche? Smart thrillers? But fun.
Mu-az-zam bir kurgu. Hani böyle yavaş başlayan ve alakasız gibi görünen sahnelerden oluşan ama ilk yarım saatten sonra hem detayları hem de sonuyla dehşete düşüren filmler vardır ya, öyle bir kitap. Parçalar oluşana kadar sabredin, boşluksuz örtüşen bir akış bulacaksınız.