Bendeki bütün fotoğraflarını sildim. Yani, neredeyse hepsini. Geriye sadece bu kaldı. Şurada, öndesin. Tuileries Bahçesi’ndeyiz, 8 Aralık 2013, saat 17.36. Bana doğru dönmüşsün, bana bakıyorsun, bana gülümsüyorsun… En azından ben öyle sanıyorum.
Bendeki bütün fotoğraflarını sildim. Yani, neredeyse hepsini.
//
Ayrılığa, yalnızlığa dair, bir yerlere (ya da kendi içinize) kısa bir yolculuk.
Sadeliği bile ilham verici bir kitap. Konuşmak kadar susarak anlaşmayı seven daha doğrusu bunu başarabilen kimselerin ilgisini çekecektir, diğerlerine yarım saatlik hoş çizimler sadece.
Bir kaç konuyu aynı çizgi romanda vermiş aslında yazar. Unutulamayan eski sevgili, geçmişten gelen yarım kalan bir aşk ve yeni bir hayat kuran, ev alan, tadilat yapan kısacası hayatın normal akışında mecbur olunan mecburiyetleri yapan bir yaşam. Tabi bunları ayrı ayrı kişilere değil, her zaman tek kişiye yüklüyoruz. Hatta çok daha fazlasını. Sıradan bir hayat gibi görünen ama birden fazla yük taşınan hayat yolu hikayesi. Nedendir bilmiyorum bana çok yakın çok iyi geldi.
Grafik romandaki sadelik okuyucu kolayca sarıyor. Renk tonlarının seçimi şehirden kıyı kasabalarına geçişi bir kaçış yolculuğunun şeklini değiştiriyor. Grégory Mardin bir ayrılık hikayesini küçük ayrıntılarla dolduruyor ve sayfaların ilerleyişi sizi hikayenin sonuna ulaştırıyor. Güneşli bir günde kahvenizi ya da çayınızı hazırladıktan sonra bir kaç dakikalığına sizi bu dünyadan uzaklaştırıyor. Şişedeki bir mektup ya da saç tokası denizin derinliklerine fırlatılıyor.
Ucaga bindigimde basladim, ucakla basliyor kitap da. Tesadufe bak diyerek kendimi daha da heyecanlandirdim. Kitabi okumasi tas catlasa yarim saat surdu. Bende de param bosa gitti ve ucak icin yanlis kitap sectim dusunceleri esliginde uzuntuye sebebiyet verdi bu durum. Ucakta yanimdaki adam kitabiniz ne ilginc duruyor diye kitabi inceledi. Bilindik bir konuyu farkli bir sekilde anlatiyor gibi bir seyler dedi. Sanirim cizgi roman olmasina farkli bir sekilde anlatiyor dedi. Bana cok klasik bir ayrilik anlatisi gibi geldi. Yani ayrilik acisi ceksem belki daha farkli olurdu ya da bir kafede denk gelsem kitaba falan. Neyse, diyecegim o ki cok beklenti yapmayin. Belki birkac sayfasini cerceveletirim ya da ayrilik acisi ceken olursa hediye ederim.
Ayrılık üzerine yazılan sade, vurucu bir çizgi roman. Özellikle, baş karakterimizin yolculuğa çıkışı çok güzel çizimler ve renk tonlarıyla anlatılmış. Sayfaları çevirirken bazı resimlere uzun uzun bakakaldım. Sanki çizimlerin sesi, kokusu var gibi hissettiğim oldu.
** “Zaman ne garip şey… Geçmiş artık yok. Şimdi yok. Gelecek henüz yok. Zaman geçiyor, hepsi bu.”
J'ai adoré les illustrations de ce roman très belle histoire, j'enlèverai un demi point pour l'écriture qui est à un moment du livre n'est pas très bien lisible.
Klişe bir “ayrılık” hikayesine eşlik eden nefis çizimler. Kahramanımız terk edilişinin ardından yeniden başlamaya zorlanıyor, yeni bir eve taşınıp kendine meşguliyetler yaratsa da aklı onun için bitmeyen ilişkisinde. Ne tanıdık değil mi? Olsun… Değil mi ki zaten tüm hikayeler yazıldı, varsın bu da tahmin edilebilir olsun. Motoruna atlayıp kendinden özgürleştiği paneller çok keyifli, renkler, manzaralar… Tatlı da bir son. Kısacık bir okuma için doyurucu.
Kitabın sonunda "Eeee sonuç ben ne okudum" oldum. Herhangi bir beklenti içinde olmadan okuyarak, bir adamın motoruna atlayıp nasıl bir amaçla yola çıktığını düşünmeden, işsiz güçsüz yola çıkmış seyahat ediyor diye okuyabileceğiniz bir çizgi roman :)
İnsana tek başına yollara düşmeyi özletecek bir kitap. (Ufak spoiler’lar olabilir. Saf bir deneyim isteyenler okuma sonrası yorumlara göz atsın derim.)
Daha açılışından beni yakaladı. Uçaklı filmleri de çok severim :) Fakat burada bir parça şok edici bir giriş vardı. Üstelik pandemi başladığımdan beri hiç uçmamıştım ve uçuşun en sevmediğim kısımları kalkış ve inişlerdir.
Sonrasında biraz karikatürize fakat çok canlı bir anlatımla ilerledi. Apartman görevlisinin gevezeliği ve enerjisi ile darlamasını yüzümde hissettim. İlerleyen sayfalarda “iş bilen, hayat bilen, eli alet tutan” kahramanımıza imrendim. Evlerinin, arabalarının bakımlarını kendi yapan, bir şeyler inşa edenlere hep hayranlık duyarım. Fakat böyle bir gelenekte yetişmedim ve kabul edelim ki biraz da tembelim. Kahramanımız yeni aldığı evin tadilatını yaparken, vefat etmiş eski sahibe yıllar önce gönderilmiş bir mektup buluyor. Ve macera başlıyor.
Kahramanımızın elinden iş geldiği belli. Fakat o bu işleri işler olsun diye değil, zihni meşgul olsun, kendi kendini boğmasın diye yapıyor gibi. Yine mektubun peşine de o sebeple düşüyor. Bir travması var ve bir şeyler yapması, oyalanması lazım. Aksi onun selametine değil.
Bir meçhule doğru motoruna atlayıp, ülkenin diğer ucuna, mektuptaki adrese sürüyor. Uçaklı filmler gibi yol hikayelerini de severim. Küçük bir şeye tutunup peşinden tutkuyla gitmek de etkiler beni. Yine “boş yok” ilerliyor kitap.
Kahramanımız “meçhule” gittiğinden acelesi yok. Motoru ile dura dura, geze geze ilerliyor. Fransa kırsalından nefes kesen manzaralar çizmiş Mardon. Okurken böyle acelesiz ve özgür yollara düşmeyi öyle istedim ki… Bu yol sırasında kahramanımızın zihnine daha çok giriyoruz. Muhtemelen o benim aldığım kadar keyif alamıyor bu seyahatten. Zihni dolu çünkü. Zihnin de rahatken böyle radikal kararlar alamıyor, fazla ölçüp tartıyor, fazla mantıklı hareket ediyor insan. İkilem işte.
Keyif alıp almadığı tartışılır ama yolda “yaşadığı” kesin. Rutinden sıyrıldığımız durumlarda daha “Yaşar” oluyoruz. Bu sıyrılma illa beden ve aksiyon olarak yaşanmayabilirdi. Duygu durum rutininden sıyrılmak da böyledir. Bu hikayede ikisi de var. Özel olarak mutlu olduğumuz anlar, travmalarımız, üzüntüler, keyifler veya beden/aksiyon değişiklikleri zamanın bazen hızlı bazen yavaş ama net bir şekilde akışının tarafımızdan hissedildiği kıymetli anlar. Bir de “nasıl geçti anlamadım” bereketsizliğinde rutin boşluk zamanları var.
Kitabın finali kendisi kadar etkileyici değil. Ama bir finali ve bir mesajı var. İçinde muhteşem manzaralar olan güzel bir yol hikayesi. Yol hem zihinde hem Fransa kırsalında ilerliyor. Klişe bulacaklar olabilir, fakat ben bu hikayeyi sevdim.
Not: Yetişkin okur kitlesine uygun. Cinsellik ve çıplaklık içeriyor.
Çok da detaya girerek yorumlama gerektiren bir eser değil zaten. Yazar, karakterin eski aşkının acısının hissiyatını bir doz daha az hissettirip, güncel hayatından farklı kesitleri de gösterseydi daha iyi olurdu. Ama genel olarak hikâye örgüsünü ve akışını beğendim.
Çizimler harikulade olduğundan 4 yıldıza yuvarladım; her kareyi durup durup inceleme isteği duyduğum eserler beni çok mutlu ediyor.
Je m’initie à la lecture de romans graphiques. Celui ci m’a ravie avec sa trame qui démarre avec fracas . Road trip, reconstruction dans tous les sens du terme: on s’attache au dialogue intérieur d’Achille. Douce leçon en suivant le protagoniste : la vie est une aventure, ça brasse par moment mais il faut repousser les limites pour parvenir à se retrouver.
L'intrigue est simple et pas prétentieuse. Les dessins des villes et villages sur la route du héros sont vraiment magnifiques. On sent l'ambiance et le changement du personnage principal au travers de la palette des couleurs. Sympathique.
En voilà une BD qui ne casse aucune brique. Quête de sens après une séparation bon oui d’accord mais c’était bien vide. Les paysages de cartes postales lors du trajet en vespa de Paris à Marseille auraient pu arracher une troisième étoile mais le graphisme ne rend pas justice :(
« Entre-temps on aura eu notre temps… Le temps que tu me regardes, que tu me dises je t’aime. Le temps d’une chanson, le temps d’une passion. Le temps de la routine, le temps qu’on s’éloigne. Le temps qu’on se quitte… Le temps des regrets. Le temps que je vieillisses et que je meurs. »
3,5 ⭐️ Lu en 20 min ! Dessin super beau, je n’ai pas vécu de rupture je ne me retrouve pas vraiment dans l’histoire mais j’ai tout de même beaucoup aimé !