Bomboştu… Dayalı döşeli evi kapı duvar kalmıştı. Mecazen değil. Bir kapı, pencerelerden uçuşan perdeler, ıssız duvarlar. Sadece odalar da değildi ki boşalan, bir anda geçmişiyle ve geleceğiyle kendisi de bomboş kalmıştı. Yine ve yeniden. Ahsen.
Annesi, babası, halası, babaannesi, üvey annesi, Çiğdem, Ahmet, Cenk… Arkadaşları ve ailesi. Ama en çok da hayalleri, arzuları, istekleri yön verdi hayatına; bazen umudunu kaybetti, bazen sevdiklerini ama neticede hiç vazgeçmedi, inat etti, çalıştı, çabaladı ve nihayet tacını taktı. Artık kraliçeydi, Kraliçe Ahsen.
Bin dokuz yüz yetmiş üç yılında açılan roman, Ahsen Gönülce’nin hikâyesini doğumundan başlayarak günümüze dek, bir drag queen’in doğuşunu, varoluşunu ve yükselişini, “öteki” trajedisinden uzak bir anlatımla, inadın ve çalışmanın aynalamasıyla okurlarla buluşturuyor.
Seçil Pala’nın sıcacık dilini, özgün üslubuyla buluşturduğu AHSEN: bir drag queen romanı, bireyin kendisini keşfetme ve topluma kabul ettirme sürecini değil, azimle kendini var etme hikâyesini anlatırken Türkçede yazılmış ilk drag queen romanı olmasının yanı sıra mevcut külliyata başkaldırıyor.
İlk olarak “… Türkçede yazılmış ilk drag queen romanı olmasının yanı sıra, mevcut külliyata başkaldırıyor.” cümlesiyle dikkatimi çekti. Açıkçası eğlenceli yanları ve zorluklarıyla bir drag queen’in yaşam hikayesi kulağa ilginç gelmişti fakat benim için maalesef yazın havuz başında okunacak, kafa yormayan kitap kategorisinde kaldı.
Keşke kitabı Seçil Hanım yerine Ahsen’in kendisi yazsaydı. Böylece belki de yaşanan duyguların yoğunluğu daha samimi, daha gerçek bir şekilde okuyucuya geçebilirdi. Keşke anlatılan olaylar biraz daha derin işlenseydi. Mesela Hortum Süleyman gibi bir adamın o dönemin lgbti bireylerine yaşattıkları tek bir bölümde, özet geçilmiş gibi hissettirdi. Ya da Ahsen’in babasıyla görüşmeye gittiği bölüm… Ayrıca Seçil Pala’nın dilini de pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim ama bu da benim kişisel beğenimle alakalı…
Yine de işin ucunda ciddi bir emek var. Seveni de mutlaka olacaktır.
Ahsen'in hikâyesini Seçil Pala'nın kaleminden okuyoruz. Akıcı, kolay okunan bir roman ancak eksikleri var. En büyük eksiği de bence Ahsen'in duyguları... Ahsen'in hayatının ilk yarısı çok zor geçmiş; ailesi ile bağlarını koparıp İstanbul'a geldikten sonra kendisini var edebilmiş ancak öncesinde çok acı var. Ahsen'in duyguları, kitabın arka kapağından alıntılarsam, "öteki trajedisi"nden uzakta kalarak da anlatılabilirdi. İşte o zaman bu roman, sadece akıcı değil aynı zamanda akıllardan çıkmayacak, sahici duygularla örülmüş bir metin olurdu. Yine de Türkiye'de kendi hikâyesini yazmayı başarmış, kendi yolundan gitmiş bir draq gueen hikayesi okuyabilmemiz çok kıymetli.
Yaşayan bir drag queenin çocukluk ve ergenlik yıllarını, ışıltılı gibi görünen seruveninin arka planını okumak keyifliydi. Psikolojik derinliği de olsaydı ve biraz daha iyi bir dil kullanımı da eklenseydi daha da güzel olurdu.
Bir drag Queen roman okuyacağım için çok heyecanlanmıştım. Ancak benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Konusu bakımından oldukça ilgi çekici fakat anlatım ve tarzı bakımından bir o kadar Zayıf bu romanı okurken ipek ongundan Bir Genç Kızın Hatıra derslerini okuyormus gibi hissettim.