Miguel de Unamuno (1864-1936): Romanları ve felsefi metinleriyle 20. Yüzyıl İspanyol yazınına damgasını vuran en önemli modern-klasik yazarlardandır. 1917’de yazdığı Abel Sánchez –Tutkulu Bir Aşk Öyküsü- tutku ve kıskançlığın, 1921’de yazdığı Tula Teyze fedakârlık ve kendini adayışın insanın varoluşunu çevreleyen bir anlama nasıl dönüştüğünü anlatır. Unamuno’nun varoluş acısını damıttığı iki kısa roman.
Yıldız Ersoy Canpolat; 19. ve 20. yüzyıl İspanyol romancılığı üstüne yayımladığı iki telif kitabının ve İspanyol öykücülüğünü örnekleyen kapsamlı bir antolojinin yanı sıra, Cervantes’ten Fuentes’e, Unamuno’dan Paz’a yaptığı çevirilerle de İspanyol ve Latin Amerikan yazınlarını okura ulaştıran en önemli adlardan biridir.
Miguel de Unamuno y Jugo was born in the medieval centre of Bilbao, Basque Country, the son of Félix de Unamuno and Salomé Jugo. As a young man, he was interested in the Basque language, and competed for a teaching position in the Instituto de Bilbao, against Sabino Arana. The contest was finally won by the Basque scholar Resurrección María de Azcue.
Unamuno worked in all major genres: the essay, the novel, poetry and theatre, and, as a modernist, contributed greatly to dissolving the boundaries between genres. There is some debate as to whether Unamuno was in fact a member of the Generation of '98 (an ex post facto literary group of Spanish intellectuals and philosophers that was the creation of José Martínez Ruiz — a group that includes Antonio Machado, Azorín, Pío Baroja, Ramón del Valle-Inclán, Ramiro de Maeztu and Ángel Ganivet, among others).
In addition to his writing, Unamuno played an important role in the intellectual life of Spain. He served as rector of the University of Salamanca for two periods: from 1900 to 1924 and 1930 to 1936, during a time of great social and political upheaval. Unamuno was removed from his post by the government in 1924, to the protest of other Spanish intellectuals. He lived in exile until 1930, first banned to Fuerteventura (Canary Islands), from where he escaped to France. Unamuno returned after the fall of General Primo de Rivera's dictatorship and took up his rectorship again. It is said in Salamanca that the day he returned to the University, Unamuno began his lecture by saying "As we were saying yesterday, ...", as Fray Luis de León had done in the same place four centuries before, as though he had not been absent at all. After the fall of Rivera's dictatorship, Spain embarked on its second Republic, a short-lived attempt by the people of Spain to take democratic control of their own country. He was a candidate for the small intellectual party Al Servicio de la República.
The burgeoning Republic was eventually squashed when a military coup headed by General Francisco Franco caused the outbreak of the Spanish Civil War. Having begun his literary career as an internationalist, Unamuno gradually became a convinced Spanish nationalist, feeling that Spain's essential qualities would be destroyed if influenced too much by outside forces. Thus for a brief period he actually welcomed Franco's revolt as necessary to rescue Spain from radical influence. However, the harsh tactics employed by the Francoists in the struggle against their republican opponents caused him to oppose both the Republic and Franco.
As a result of his opposition to Franco, Unamuno was effectively removed for a second time from his University post. Also, in 1936 Unamuno had a brief public quarrel with the Nationalist general Millán Astray at the University in which he denounced both Astray and elements of the Francoist movement. He called the battle cry of the rightist Falange movement—"Long live death!"—repellent and suggested Astray wanted to see Spain crippled. One historian notes that his address was a "remarkable act of moral courage" and that he risked being lynched on the spot. Shortly afterwards, he was placed under house arrest, where he remained, broken-hearted, until his death ten weeks later.[1]
Unamuno’dan klasik iki uzun öykü. İlki yani Abel Sanchez tutku ve kıskançlığın kucakladığı bir aşk öyküsü, ikincisi Tula Teyze ise fedakarlık temasını dini motiflerle kucaklayan bir adanmışlık öyküsü.
Daha önce okuduğumdan (Satranç Ustası Don Sandalio’nun Romanı) hatırladığım kadarıyla dili ve düş gücü çok güçlü bir yazar Unamuno. Bu iki öyküsünün konuları çok sıradan da olsa o düş gücüyle ağaç gibi dallara ayırarak geliştirmiş ve büyütmüş öyküleri. Ancak drama dozunu ayarlamada kantarın topuzu kaçmış gibi, bir Yeşilçam melodramı ya da B. Cartland’ın romantik aşk hikayesini okuduğunuzu zannediyorsunuz.
Hızla ve kolay okunuyor, okunmalı mı derseniz bana göre şart değil, ama mutlaka seveni de çıkacaktır.
Yine olağanüstü bir edebi anlatım gücü, yine filozof da olan yazarın ayrıntılardaki zeki akıl oyunları ve yaşamı bütünlüklü algılayışı; Habil/Kabil'e nazire yaparcasına güçlü uzun öyküsü, okuma zevkinde şahane bir Unamuno klasiği.
***
"Şanslı olanların, sevimli olanların, gözde olanların hiç suçları yok mu sanıyorsun? Havadan kazandıkları saygınlıklarını utanılacak bir şey olarak gizlemedikleri için, kendi değerleriyle hak etmedikleri ayrıcalıklarını gizlemedikleri için, bu Tanrı lütfunu gizlemek yerine, onunla caka sattıkları için suçludur bunlar."
"Kıskançlık birbirlerini tanıyanlar, yakınlar, arkadaşlar, kardeşler arasında olur."
"Bir buz tabakası yüreğimi sıkıştırıyordu. Buzdan alev gibiydiler. Soluk almakta zorlanıyordum. Helena’ya olan kinim, özellikle de Abel'e olan kinim, kökleri tüm benliğimi saran soğuk kin beni duygusuzlaştırmıştı. Kötü bir bitki değildi bu, ruhuma çivilenip kalan bir buz dağı; daha doğrusu, ruhum bu kinle buz tutmuştu."
"Sevgi bölüştürülemez, birisine vermek için ötekinden çekip almak gerekir. Herkes her şeyi kendisi, yalnızca kendisi için ister."
"Başkası gibi olmaya çalışmak, insanın kendisi olmaktan vazgeçmesi, kendi kişiliğini, varoluşunu bırakması demektir."
"Sevilmemek, sevilememek en kötü şey değildir, en kötüsü sevememektir."
"Yaşlılık, bencildir; ölüm bilinci olan çocukluktur."
"Buyruğa uymamak, buyurmaktan daha önemliydi Abel Sánchez için."
"Özgün fikirleri olmayan sıradan insanların en çok nefret ettikleri şey, sahip olmadıkları hayal gücüdür."
Antonia onunla kendi arasında görünmez bir duvar, camdan, saydam bir sur olduğunu duyumsadı. Bu adam karısına ait olamazdı, çünkü kendi kendisine ait değildi, kendi kendine hakim değildi, aynı anda hem kendisine yabancılaşmış hem cin çarpmış gibiydi. En mahrem evlilik ilişkilerinde bile aralarına yazgının görünmez gölgesi giriyordu. Kocasının öpücükleri, öfkeli değillerse çalınmış öpücüklere benziyordu.
Adeta 60'lar filmleri gibi siyah beyaz bir melodram. Neden bilmem Unamuno'nun romanları bana hep 18.-19. yüzyıl romanlarını hatırlatıyor. Ancak betimlemelerden çok diyaloglara yer veriyor olması onu farklı kılıyor. Tula Teyze bir adanmışlığı anlatıyor, Abel Sanchez ise kıskançlığı ve neredeyse obsesif bir aşkı anlatıyor. Unamuno'nun kitaplarında her karakter bir filozofu, bir felsefi akımı temsil ediyor. Bu nedenle çatışmaları buradan okunabilir. Ayrıca yazım metodu bana hep Sokratik metodu hatırlatıyor. Karakterlerin hakikatini diyaloglarda çıkarmak gibi.