İstanbul sokaklarının karmaşasından hamamın külhanına sığınan, sonra da 2010’lu yıllara koşar adım geri dönen mimarlık fakültesi dekanı, şimdilerde ise rektör Mustafa Ayas Ofyaz, merakla beklenen ikinci macerada Şam çeliği usturanın sırrına vakıf olabilecek mi? Payitahttaki II. Mahmut’un yavaş yavaş tezahür eden ıslahatlarıyla Osmanlı düzeninin değiştiği dönemde Mustafa bu kez kendini Ermeni camianın etkin olduğu Baruthane ve sonrasında Darhane’de bulur. Hamamcı Garip Mustafa, zamanın ötesinde vakıf olduğu bilgiyle Ehil Mustafa’ya dönüşse de lakin vakit karışıktır, yeniçeri ayaklanması ile tam bir kaosa dönen Şehri İstanbul’da planlarını hale yola koyması çok da kolay olmayacaktır. Ayrıca ne 1820’li ne de 2010’lu İstanbul’unda geçen bu zekâ oyununda artık tek başınadır. Mimar Ahmet Turan Köksal’ın kaleminden Camtaşı “Yatağından Kalkmaz Uyurgezerin Maceraları”, 19. yüzyıl Osmanlı’sı ve İstanbul’una tam da günümüzden bakan incelikli, eğlenceli ve sürükleyici bir hikâye anlatıyor. Ne kadarı hikâye ne kadarı gerçek? Bilinen tek şey, zekice kurgulanan bu oyunda hem kovalanan hem kaçılan tek mevhum zamanın ta kendisi.
GERİYE DÖNDÜKÇE DEĞİŞEN, BUGÜNDEN BAKTIĞIMIZDA TEKRAR TEKRAR ŞEKİLLENEN…
Mimar çıkana kadar üniversiteden, kayda değer bir şey yaptığı yok. Sonra “Yarışmacı Mimar” olmayı kafaya takmış ki her kamu yapısının mimari yarışmayla projelendirilmesi için çaba sarf eder durur. İnternet Sizden Korksun ve Kim Korkar Internet’ten isimli iki kitap yazmış, sonra da SketchUp kitabı... Gazetelerde 10-15 günde bir yazısı çıkar. Eşi dostu okur, o kadar. Sinema filmi, bazı dizi filmler, saat, kitap, defter ve kalem sever. Tabii güzel yazı da… Şu anda Doçentin yardımcısı Doktor. Ha bir de Mimarlık ve Tasarım Fakültesi’nde dekan yardımcısı. Asıl kimsenin itiraz etmeyeceği bir özelliği var. Ders vermeyi çok sever, öğrencilerle olmayı onlara mimariyi sevdirmeyi, mimarlıktan konuşmayı tercih eder devamlı. Bir de ne varsa artık şu İstanbul’da hep İstanbul konuşur sağda solda… Güzeller güzeli iki kızı ve eşiyle hâlâ 52 yıllık bir apartmanda Fenerbahçe’de Kalamış Koyu’nda yaşar. Her şeyi bilmekle mükellef zannediyor kendisini ama aslında gerçekten tam olarak bildiği tek şey, hiçbir şeyi tam olarak bilemediği. Şükür ki şükür.
Kısa sürede, merakla okuyup bitirdim. Daha önce üstadın Ustura romanını keyifle okumuştum, aynı okuma keyfi bu devam kitabında da sürüyor. Bu seride İstanbul'un pek de yazılıp çizilmeyen zamanlarını, tarafsız bir bakıştan okumak ve öğrenmek benim için güzel bir deneyim. Yalnız bu kitabın ilk kitaba göre biraz zor hız aldığını, ilk bölümlerde uzun uzun patinaj yaptığını düşünüyorum. Üstelik, tam temposunu yakalamışken de bitiveriyor.
Sevindiğim iki nokta var, birisi, bu kitapla birlikte serinin 4, hatta 5 kitaba kadar uzanacağını öğrenmiş olmak. Diğeriyse, ilk kitabın da Hep Kitap çatısı altında tekrar basılıp yayınlanmış, kitaplıkta estetik gözükecek bir serinin ilk adımlarının atılmış olması. Tüm kitap boyunca dizgi hatası gibi şeylere rastlamamak da mutlu eden bir detay. Sıradaki kitapları merakla bekleyeceğim.
Ustura romanı ile yıllar önce fanatiklik derecesinde hayran olduğum ATK, serinin ikinci romanı ile yine özel bir iş çıkarmış. İçinde hiç aşk hikayesi olmayan, içinde neredeyse hiç kadın karakter olmayan, karakter derinliklerine değil hızlı ve tempolu bir macera kurgusuna sahip bir roman Camtaşı. Hem de bu maceralı kurgu II. Mahmut dönemi Osmanli'sinda geçiyor. Tabi ustura ve camtaşı ile birlikte 2010'lar da romanda yer alıyor. Baruthane, Darphane ve 19. Yy Istanbul'unda gündelik yaşama ait detaylarla bezeli, cok iddialı değil ama temiz bir dil, sürükleyici, doyurucu, bulmacali, eğlenceli bir okuma vaad ediyor.