Bahtsız Bedevi, Münkir Münafık, Gönül Adamı, Sabah Şekersizi, Vefa Abidesi... 29 harf, 29 toplumsal tipik... Bir de “Yüzeysel Alfabe” elbette! 40 kişiyiz ama birbirimizi tanıdığımız pek söylenemez. Hele şimdi, her şeyin insanları birbirinden uzaklaştırdığı, yalıttığı, internetin ve salgının yalnızlaştırdığı bir zamanda... Uzatmayayım, bir de ben canınızı sıkmayayım, bu çağda işte, az çok belirmiş, hemen hepimizin hakkında bir şeyler bildiği, düşündüğü toplumsal tipiklerimizi yazmayı denedim. Ben de “dışarıda içeridekinden daha çok olan” karakterlerimizi yazmaya çalıştım. Yüzeysel de olsa birbirimizi tanıyalım diye!
Haydar Ergulen is one of the important poets of the recent generation in contemporary Turkish literature. Born in 1956 in Eskişehir, Türkeli, he graduated from the Sociology Department at Orta Doğu Teknik Üniversitesi (Middle East Technical University) in Ankara. Among his published poetry books are: "Sokak Prensesi" (Street Princess/1991), "Eskiden Terzi" (Once a Tailor), "40 Şiir ve Bir" (40 Poems and One/1997), "Karton Valiz" (Cardboard Suitcase/1999). With "40 Poems and One", Ergulen won the prestigious 1997 "Behçet Necatigil Poetry Award" as well as the "Orhon Murat Arıburna Poetry Award". His "Once a Tailor" brought him the 1996 "Halil Kocagoz Poetry Award". For some of his books, he used the pen name "Hafız".
Haydar Ergülen kalemini çok sevdiğim bir yazar. Bu kitabında toplumsal tipikleri yazmış... aslında kendimizi atipik hissetmemize yol açan tipikleri... sayıları hiç azalmayan her devirde karşımıza çıkan kişiler, komşumuz, yönetenler, yönetilenler... her biri bir Türk dizisi ya da filminden çıkmışcasına tipikler... Çocukluğumda Gırgır'da, gençlik yıllarımda Leman Dergisi'nde sıkça karitürize edilenler...
Haydar Ergülen’in son denemeler toplamı Yüzeysel’de de 29 harf kuralına uygun olarak 29 deneme yer alıyor. Aslında 50 deneme yazmayı hedefliyormuş, kitabın girişinde ve “Bahtsız Bedevi” denemesinin sonunda belirttiği, yani iki kere tekrarlayarak pekiştirdiği gibi bu denemelerin çıkış noktası Elias Canetti’nin karakterler kitabı “Kulak Misafiri: Elli Karakter”. Bu eserden esinlenerek yazılara “Yüzde 50” üst başlığını koymuş ama sonra önsözde açıkladığı ve benim katılmadığım nedenle “Yüzeysel” adında karar kılmış. Elias Canetti Kulak Misafiri’nde elli sabit fikirlinin yazı yoluyla portrelerini çiziyormuş. Haydar Ergülen’in kitabının adı içeriği hakkında bir bilgi vermese de Yüzeysel’in alt başlığı ‘Toplumsal tipikler’ 29 denemenin neyi içerdiğini biraz da olsa bildiriyor. Toplumsal tip sosyolojik bir kavram. “Toplumsal tip, bireysel olarak temsil edilen ve ancak çok sayıda bireyin benzeri davranış ve eylemlerinde karakteristik özellik kazanan, ortak tanımlayana dönüşen analitik bir çerçeve, kavrayış zenginliği, bilimsel anlamda ise bir kavramsal tanımlamadır” diye tanımlanıyor. Toplumun gerçeğini bu toplumsal tiplere bakarak daha iyi görebileceğimiz de belirtiliyor. Haydar Ergülen, şairdir, yazardır ama diplomalı bir sosyologdur. Yanlış anımsamıyorsam bölümünden ikincilikle mezun olmuştu. Kitabın alt başlığıyla yetinirsek, meslek olarak hiç yapmamış olsa da Ergülen’in sosyolog kimliğiyle sonunda bir kitapla okurla buluştuğunu düşünebiliriz. Bu düşünce de bizi tam da kitabın işlediği konunun bir örneği, bir tipik haline getirir. Bir şeyin sadece adına ya da başlığına bakarak fikir yürütmek de toplumsal tipiklik. Bunlara ne ad verildiğini de Ergülen’in kitabında bulacağız. Kitabın alt başlığı sosyoloji çağrışımlı, yazarı sosyoloji eğitimli ama kitabın içeriği oldukça eğlenceli. Çünkü Ergülen bize bildiğimiz, tanıdığımız tipleri mizahi bir dille anlatıyor. Kara mizahı da ihmal etmiyor. Yazıların her biri edebi niteliğinin yanında birer mizah eseri olarak da okunabilir. Zaten bazı dostlarımız itiraz etse de “iyi mizah iyi edebiyattır”. Yani iyi edebiyat yapamıyorsanız iyi mizah yapamazsınız. Bahtsız Bedevi, Münkir Münafık, Gönül Adamı, Sabah Şekersizi, Vefa Abidesi... Yüzeysel’in başlıkları bu ve benzeri tipler. Haydar Ergülen yakından tanıdığımız, hemen her gün yüz yüze geldiğimiz, hal ve tavırlarını düşündüğümüz, dedikodusunu yaptığımız, haklarında hikayeler anlattığımız nihayet adlandırıp fıkra hatta çizgi roman kahramanı haline getirdiğimiz bu tipleri tatlı dille güler yüzle ama gerektiğinde lafını da sakınmadan anlatıyor. Bu tiplerin arasında Ukala Dümbeleği, Issız Adam gibi çok bildik gelenler de var Özben Hepicik gibi en azından benim ilk defa duyduğum tipler de var. Haydar Ergülen bu tipleri yeniden anımsatmakla kalmıyor onlardan yola çıkarak günümüzün toplumsal bir görünümünü de çiziyor yazılarında. Çünkü bu tiplerin toplamından toplumsal yapı oluşuyor. Bizler de onlardan biriyiz. Hiç biriysek de bizim de bir adımız var “sıradan insan”. Yani tipiklikten kaçmak mümükün değil. En iyisi onları tanımak ve hoş, gülünecek yanlarını bularak benimsemek. Sevimsizlerin sayısının daha çok olduğu da bir başka gerçek.