“Yaşamalısın!” haykırışıyla açılan ve “Yaşamak o denli güzel ki!” avuntusuyla kapanan bir kitap Aramızdaki Fikret. Yazarın tabiriyle: her şeye rağmen. Bir kayıplar silsilesinin halkaları olan bu on öyküdeki her unsur zıddıyla birlikte var oluyor. Niyetin iyisi kötüsüyle birlikte, insanın güzeli çirkiniyle. Ama en çok yaşam ölümle birlikte. Siyah bir şemsiyeden adı olan bir sopaya, nesnelere yüklenen anlamlarla var oluyor Yurtçu’nun öyküleri.
Kendinizi kandırın, diyor yazar; değişen kaldırım taşlarına, kapanan dükkânlara, yeni komşulara, ölüm kalımlara alışmak zorunda değilsiniz; bırakın, sizin aynanız da kırık kalsın; muhakkak eksilir insan.
Aramızdaki Fikret, Kadıköy sokaklarına bir kapı aralıyor. Orada, “varlığını kendine kanıtlamak için” okurlarını bekliyor.
“Yarıkkaya rüzgârını arkama alıp denize açılıyorum, güneş düşüyor yüzüme, içim ısınıyor. Ayaklarımı suyun içine daldırıyorum bir ahtapot bütün kollarıyla çekiyor beni dibe, boğuluyorum. Rüyalarımdan hep kâbusla uyanıyorum. Bir defterim var, unutmamak için her gün bir şeyler yazıyorum. Vakit gelir de bir gün yaşlılığa yenik düşersem yarısı silinmiş hafızam beni yarı yolda bırakmasın diye yazıyorum. Öldükten sonra hatırlanmak için değil, varlığımı kendime kanıtlamak için yazıyorum.”
Bir ilk kitap için çok iyi buldum. Oturmuş bir anlatım, temiz bir dil, cesur tercihler. Hemen her öyküde bir politik zemin var ama memleketin sorunlarına üstten bir değineyim ya da alakasız bir politik manifesto yazayım gibi bir tavır değil bu asla. Hem fiziki hem de politik bir mahalle anlatısı var, ama yazar mahallesini bize her şeyin kusursuz olduğu bir masal gibi anlatmıyor. Kadiköy abii yaa romantizmine kaçması en büyük korkumdu ki şükür yok. Kitabın yapısıyla ilgili bir şeyler okumadan başlamanızı tavsiye ederim. Kitapla ilgili tek eleştirim var. Dil ve anlatım oturmuş ama öykülerdeki bütün karakterler aynı dili konuşuyor. Örneğin ölmek üzere olan bir karakter de sarhoş bir genç de aynı olgun, sakin ve düzgün dille konuşuyor. Toparlarsam iyi bir öykü kitabı. Tavsiye ederim. 3,5’tan4/5
Sonat Yurtçu’nun öykülerinde sanırım en çok sevdiğim şey her birinin romana evrilebilme potansiyeli taşıması. Karakterler canlı, diyaloglar muhakkak yakalıyor okuyucuyu. Özellikle ‘Fikret’, ‘Ercüment’ ve ‘Yaşamalısın’ bana en çok değen öyküler oldu. Öyküler, standart okuyucu için ilk etapta farklı gelebilir. Bir yandan mizah bir yandan da damarlık var çünkü. Ama ben bundan özellikle keyif aldım. Farkında olmadan ‘bipolar eserler’i mutlak doğru kabul ettiğimiz bir çağda dram ve komedi arasında hayattan ilham alarak daha dengeli bir tat yakalamak bence çok önemli ve keyifli. Benim bir okuyucu olarak tek içime sinmeyen şey neredeyse her öykünün ortası ile sonu arasındaki görece ‘ek’ kısımlar oldu. Yazar belli ki özellikle tercih etmiş bunu ama bence orta ile son arası ‘daha sek’ bir yol izlemeliydi. Bunu yapsaydı bence okuyucu metne tamamen hapsetmiş olurdu. ‘Sek’likten götürdüğünü düşündüğüm bu ‘ek’lerin her öyküde olması yazarın bilinçli tercihini ortaya koyuyor dediğim gibi ama bence bu biraz ‘rafinelik’ten götürmüş. Yazarın sonraki kitaplarında nasıl devam edeceğini birlikte göreceğiz. Ama dileğim öykülerden hiç kopmaması yönünde. Birbirinin aynısı, kuru öyküler yerine ‘Aramızdaki Fikret’ gibi iğneyi batırıp kaçan, ruhu olan metinlere ihtiyacımız var.
kitaba başlamadan evvel okuduğum yorumlardan olsa gerek beklentim oldukça yüksekti ama bittiğinde ortalama bi öykü kitabı olduğunu düşünerek kapattım kapağı. kötü diyemem elbette özellikle beğendiğim birkaç öykü oldu gerçekten.
özellikle bi anda neredeyse bütün öykülerin polisiye vakalara dönüşmesi, benim biraz kör göze parmak bulduğum politik mesaj çabası gözüme batanlar. bunu da anlayabiliyorum tabii bi eksiklik olarak da görülmeyebilir lakin içeriğe yedirme noktasında daha özenli olunabilirmiş diye düşündüm.
genel itibariyle üslubunu, tarzını beğendim. belki bazı öykülerde hacim daha geniş tutulsa çok daha başarılı olabilirdi.
Aramızdaki Fikret hacmi küçük ama etkisi büyük bir öykü kitabı.hakkında çok fazla yorum okumuştum bu da benim kitaba olan merakımı her gecen gün arttırıyordu. Kitabın kapağı da o kadar güzel ki ister istemez öyküleri okumadan önce kendi zihninizde öyküler hakkında varsayımlarda bulunuyorsunuz .
Kitapta on öykü bulunuyor ve her öyküde göze batırılmaya çalışılmayan siyasi olaylar,mizah ,biraz da dram var. Karakter sizi çocukluğunuza götürüp biraz duygusallastırırken hiç olmadık bir anda gülümsetiyor .Yurtçu’nun her halini bildiği Kadıköy çoğu öykünün mekanı olmus . Komşuluk ,Kadıköy’ün eski hâli,sahafları,kaldırımları,sokakları ,kedileri ,öğrencileri ve şimdiki hâli…öykülerdeki tasvirler o kadar etkiliydi ki gözünüzde bir zamanların Kadıköy’ünü canlandırmanız hiç zor değil. Dili çok yalın,karakterler çok gerçek…
Aramızdaki Fikret ,benim çok severek okuduğum bir kitap oldu …bana çok özlediğim yıllara yolculuk yaptırdı ;hüzünlendirdi,gülümsetti,bol bol satır çizdirdi. Ayrıca İlk öyküde aklıma Hasan Hüseyin Korkmazgil’in “ acıyı bal eyledik” cümlesini hatırlattı.çünkü öyküler tam da öyle …
Öyle bir çırpıda okunacak kitap değil. Her öykü birer balyoz darbesi, önce ilk darbeyi sindirmek gerekiyor. Sonra derin nefes alıp diğerlerini. Ve yeniden, bir cesaret okumaya devam… Uzun zamandır bu kadar başarılı, sarsıcı, güçlü bir öykücülüğe denk gelmemiştim. Müthiş!
Üslup zayıf. Genelde birinci tekil şahıs anlatıcı kullanılmış. Bunlar da kültürel seviyesi düşük, niteliksiz bir dil kullanan kişiler. Ancak metinlerde zayıf dilin mazareti, anlatıcının sosyokültürel arkaplanı olamaz. Aksi halde Müge Anlı'daki konukların konuşma kayıtlarının çıktısını alıp buna edebiyat dememiz gerekirdi.
ilk öykü nispeten daha iyi çalışılmıştı ve geçer not alabilir. Fakat peşinden gelen öyküler, çalakalem yazılmış, fazlalıklarından yeterince ayıklanmamış gibi. Çoğu öyküde yazar kaybolmuş. Nereye gideceğini bilemeden, kafası karışık bir şekilde dolanmış. Öykünün dar hacmi çarçur edilmiş. Gündelik hayatın gerçeklerini, sokağı yazmak, rastgele kadraj doldurmak değildir. Dolayısıyla ne dilden ne de anlatılan şeylerden bir keyif alamadım. Amatör buldum. Kadıköy lumpenliğinin bir fotoğrafı olarak belki bir şeyler gösteriyor olabilir.
Kitabın solcu siyasi ajandası vasatlığının bahanesi değil. Aynı şekilde klişelerle dolu olsa da edebi niteliği daha yüksek pek çok öykü kitabı mevcut. Burada başka bir sallapatilik var.
Şaşırtıcı olansa, pek çok kişinin kitabı övmesi oldu benim için. Kapalı kapılar ardında baskın şekilde yerilen kitap, umuma açık platformlarda baştacı edilmiş. Yazarın hoş bir aurası, tatlı bir arkadaşlığı olmalı. Kimse sanatçıyı kırmak istemiyor galiba.
Bu da madalyonun diğer tarafından bir görüş olarak burada kayıtlara geçsin.
Öykü okumayı seviyorum ve bu kitap da benim için keyifli ilerleyen öyküler içeriyordu. Zaman zaman rahatsız edici duygular yaşatan yanıyla hem cesur hem de merakı diri tutan bir anlatım hâkim. Yeni bir eser üretirse alıp okuyacağım bir yazar oldu Sonat Yurtçu. Bu kısmen Aramızdaki Fikret'te yakaladığı ritimden, kısmen de daha sonraki eserlerinde üslubunun daha iyi oturacağını umduğumdan kaynaklanıyor diyebilirim. Bir de kısa öykülerde en sevdiğim özelliklerden biri çarpıcı bir yanın olmasıdır; beni bir yerden yakalar ve sonra yüksek bir noktada bırakıverir bu tür öyküler. İşte o anki etkiyi tam olarak hissettiğimi söyleyemeyeceğim, tek eksiklik benim için bu oldu.