“Birçok insan ‘gök kubbemiz’i kaybettiğimizin henüz farkında bile değilken yolculuğumuzun ilk adımı olarak ‘Nerede yitirdik, nasıl bulacağız?’ sorusunu sormak çok önemli. Genellikle büyük gelenekler gücünü yitirdiğinde iki şey olur: Ya soru sormayı unuturlar ya da asıl soruları atlayıp tali meselelerde kaybolurlar. Bir medeniyet gerçek soruları sormayı bırakıp tali meselelerle oyalanıyorsa artık kendisini de kaybetmeye başlıyor demektir. Etrafına inşa edilen, kendine yabancı, başka birine ait ve suni bir yapının farkında bile değildir.”
Elinizdeki kitap İbrahim Kalın’ın 2021 yılında katıldığı on iki bölümlük Kendi Gökkubbemiz programında anlattıkları ile bugüne kadar çeşitli dergilere verdiği bir dizi söyleşiden oluşuyor. Titiz bir yayıma hazırlık sürecinden sonra yazar tarafından düzenlenerek genişletilen bu çalışma, okuyucusunu gerçek soruların etraflıca konuşulduğu bir yolculuğa davet ediyor. Elbette yan yollara sapılıyor, detaylara giriliyor, parantezler açılıyor ama vurgulanan hep kendi gök kubbemizin idrakine varmamız oluyor.
Gök Kubbenin Altında’yı okurken siyaset ve felsefe eserleri kaleme alan, müzik, spor ve fotoğrafla ilgilenen bir entelektüel olarak İbrahim Kalın’ın farklı disiplinleri nasıl bir araya getirdiğine dair çocukluğundan günümüze pek çok hatırasına ve değerli tecrübelerine şahit olacak, kendinizi uzun soluklu bir sohbetin içinde bulacaksınız.
İbrahim Hocanın düşünce dünyasını seviyorum. Çokça etimolojiden beslenmesi, hem doğu hem batı felsefesinden örnekler vermesi (ve bunu tek hakikatin kimsenin tekelinde olmaksızın herkesin toplamının ötesinde bir oluşa işaret ettiği bilinci ve nezaketi içinde) çok keyifli. İnsanı başka okumalara, düşünceye sevk ediyor.
Bu gibi kitaplar okurken kadim medeniyetlerin sordukları sorular, gündemleri ve dahi o dönem bildikleriyle verdikleri cevaplar beni hayrete sürüklüyor. Ne kadar duru, ne kadar herkesin sorması gereken soruları korkusuzca sormuşlar. Cevap aramışlar, cevap vermişler. Evreni, varoluşu adlandırmaya çalışmışlar. Bugün de vardır elbet. Ama sosyal, dijital ve maddi kakafoni öyle bir gürültü çıkarıyor ki, bu varlığını kanıksayıp duymaz haline geldiğimiz gürültü bizi sahici bir gündem sahibi olmaktan alıkoyuyor. Bir simülasyon gibi, öyle çok durup düşünmeden, kendini bu hızlı akışa bırakıvermek, korteksin intiharı işten bile değil…
Bazı adlandırmaların etimolojik kökenleri de öyle. Bugün bakınca çok yerli yerinde, acayip bir çok anlamlılık halinde hem zahire hem batına dokunan cinsten. “Nasıl böyle müthiş isimlendirilmiş?” diye düşünmeden edemiyorum. Yahut biz mi sonradan anlam yüklüyoruz? Her haliyle büyüleyici geliyor.
Epikür paradoksu üzerine de, Darkavi’nin mektubu üzerine de, Farabi’nin mektubu üzerinde de düşünmek, bunları gündem etmekten haz duyuyorum.
Bu kitap tabiatı itibariyle çok derinlikli değil. Kolay okunabilirliği ve ileriye dönük yollar açma potansiyeli bakımından bu bir artı olarak da yorumlanabilir. Bunun sebebi ilk 12 bölümün bir YouTube projesinin editoryal bir süreçle kitaplaştırılmasından, kalan bölümlerin ise sair neşriyatta yayınlanan işlerin derlemesinden oluşması. İlk 12 bölümlük kısım kitabın hem fiziken büyük bölümünü oluşturuyor hem de istifade etmek anlamında ağırlık o bölümlerde.
“Düşünmek zor, hüküm vermek kolaydır. Hikmetin peşinden koşmak ise daha yüksek bir idrak mertebesini işaret eder.
Ontolojik fakirleşme ve epistemolojik kibir modern çağın vasıflarıdır.
Hak tektir, tecelli mütenevvidir.
Köklü bir metafizik olmadan siyaset olmaz, gökleri anlamadan yerdekini yönetemezsiniz. Sema ile bağ kurmadan, adaleti tesis edemezsiniz. Başınızı göğe çevirmeden yeryüzüne nizam veremezsiniz.
Arayış içinde olmak önemli ama her yere gidebilen bir insan, aslında hiçbir yere gidemiyor demektir.
Yokluğu paylaşanlar, varlıkta birbirine düşüyor.
Oysa ihtiyaçlar değil istekler ve arzular sonsuzdur. İnsanın ihtiyaçları sınırlıdır. Arzularımızı ihtiyaç diye görmeye başladığımızda ihtiyaçlarımızın sonsuz olduğunu zannederiz.
Tarih hiçbir zaman sadece geçmişe ait bir şey değildir. Tersine bugünü anlamak ve yarını inşa etmek için vardır. Tarih okumalarının amacı, ondaki mündemiç anlamları ortaya çıkarmaktır. Bu manada her tarih okuması aynı zamanda bir felsefi okumadır.“
İnter-disipliner çalışmaları, kendini çok boyutlu yetiştirmesiyle örnek alınması gereken, tam bir hezarfen diyebileceğimiz İbrahim Kalın’ın, sohbet tadında sorulan sorulara verdiği cevapları okuyacaksınız.
Gök Kubbenin Altında, insan ve evren ilişkisini, felsefi ve tasavvufi bakış açılarıyla ele alan bir eser. Kitapta İbrahim Kalın, tarihi ve çağdaş örneklerle düşünceyi somutlaştırıyor; özellikle insanın varoluşsal soruları ve evrenle kurduğu ilişkiyi derinlemesine sorguluyor. Karakterler yerine daha çok fikirler ve kavramlar üzerinden ilerleyen anlatım, okuyucuya hem düşünsel bir yolculuk hem de kendi iç dünyasını gözden geçirme imkânı sunuyor. Kitap, hem felsefi hem de kültürel bir perspektif kazandırması açısından oldukça değerli"
📌"İnsanın evrendeki yeri, sahip olduğu bilgi ve erdemle ölçülür."