3,5 yıldız.
Dilimizde yayınlanan önceki eseri “Kaybolan O Günler”e benzerlik bekleyenler, beklentilerini yeniden düzenlesinler. Bence bu iyi bir şey gerçi. İyi bir işten sonra benzer toplara girmek yerine yeni bir janr ile karşılaşmak daha taze ve daha az karşılaştırma ihtiyacı doğuran bir okuma sağlıyor.
Bir yandan klişe (spoiler olmasın diye söyleyemiyorum detay ama) bir suç mahali ve fakat bir yandan da oldukça etkileyici ve merak uyandırıcı bir girişi var. Bunu sağlayan hem çizgi roman medyumu hem de bunu Timothe Le Boucher’nin kullanışı. Kapak görseli sanat hakkında fikir veriyor. Aslında ilk kitabı çok geç almama sebep veren de bu çizgilere karşı önyargımdı. Çok keskin konturlu, çok dijital, çok animasyon (modern enstrumanlar bunu gerektiriyor belki) bir çizim tarzı var. Pek sevmediğimden ilk kitap okurlardan çokça övülene dek almamıştım. Bu kitap da sanat kullanımı itibariyle aynı çizgiyi devam ettiriyor diyebiliriz. Hatta bazı karanlık sahnelerde önceki deneyimimizin bir adım ötesinde. Hala başka tarzlar beni daha çok heyecanlandırsa da bu temiz (steril?) çizimlere de alıştım.
Dediğim gibi oldukça merak uyandırıcı başlıyor. Suç, gerilim, psikolojik gerilim temalarına yaslanıyoruz. Fakat sonra bir dağınıklık hali baş gösteriyor. Biraz avrupa sineması usulü olur olmadık yerlerde cinsel gerilimler (ki 15 yaşından bir anda 21e sıçrayan bir karakterle reşitlik hususunda tehlikeli sular denebilir), kimi karakterlerin özel hayatları karşımıza çıkıyor. Yine merak da uyandırıyor ama bir sonuca ve hikayeye katkıya çıkmıyor. Psikoloğun hastası ile ilişkisi, zaman zaman beden dilleriyle cinsel bir yakınlık iması, sonrasında psikoloğun eşiyle diyaloğu, evi, müze gezmesi (estetik olarak sayfalarda güzel dursa da) neye hizmet ediyor anlayamadım. Bir takım plot twistlere ve ucu açık bırakılan(?) finale rağmen karşımızda bir psikolojik femme fatale mı var (ki yok gibi), bu detayları bilmesek ne olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Mindhunter tadında başlayan, hastane bölümleri “One Flew Over the Cuckoo's Nest” filmini (nedense) hatırlatan, sayfaları ardı ardına merakla çevirmeyi başaran, fakat finale doğru çok hızlı çözüm kısmına geçen bir kitap olmuş.
Aslında kötü bir kitap değil. Ama bazı noktalarda odağın kayması, kötünün bir anda tezahürü ve alt yapısının geç/üstünkörü verilmesi ve okur olarak kötü veya iyi karakterlere, hikaye anlatımının sisi nedeniyle tam bir pozisyon alamayışımız puan kırmaya sebep oldu.
Kabus/karabasanvari sahneler, şiddet sahneleri (asfiksi!), flashback’ler, sekiz on kareye bölünmüş balonsuz sayfalar (spoiler olmasın okurken göreceksiniz) ve dahi bir scrabble taşını tutmaya çalışan elin çizildiği paneller (ilk akla gelenler olmak üzere) çizim konusunda beğendiğim bir iş oldu. Hikayede aksayan yönler olsa da okumaktan memnun oldum. Öneririm.
Not: Karton kapağı aldıktan sonra ciltli kapağın çıktığını gördüm. Keşke düzgün ve baştan tanıtımları yapılsa da atacak tek kurşunu olanlar daha kolay karar verebilse.
Not2: Çocuk YBÜ’de kalırken de rol yapmadı herhalde? Ki sonraki tetrapleji durumunda da hekimleri böyle kandıramazdı diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?