Tous les livres que j’ai écrits ont été précédés d’une phase, souvent très longue, de réflexion et d’interrogations, d’incertitudes et de directions abandonnées. A partir de 1982, j’ai pris l’habitude de noter ce travail d’exploration sur des feuilles, avec des dates, et j’ai continué de le faire jusqu’à présent. C’est un journal de peine, de perpétuelle irrésolution entre des projets, entre des désirs. Une sorte d’atelier sans lumière et sans issue, dans lequel je tourne en rond, à la recherche des outils, et des seuls, qui conviennent au livre que j’entrevois, au loin, dans la clarté. Il y a quelque chose de dangereux, voire d’impudique, à dévoiler ainsi les traces d’un corps à corps avec l’écriture. Mais, en publiant ces pages, j’ai voulu porter témoignage de celle-ci, telle qu’elle se vit au jour le jour, dans la solitude.
The author of some twenty works of fiction and memoir, Annie Ernaux is considered by many to be France’s most important writer. In 2022, she was awarded the Nobel Prize in Literature. She has also won the Prix Renaudot for A Man's Place and the Marguerite Yourcenar Prize for her body of work. More recently she received the International Strega Prize, the Prix Formentor, the French-American Translation Prize, and the Warwick Prize for Women in Translation for The Years, which was also shortlisted for the Man Booker International Prize in 2019. Her other works include Exteriors, A Girl's Story, A Woman's Story, The Possession, Simple Passion, Happening, I Remain in Darkness, Shame, A Frozen Woman, and A Man's Place.
geçen yine annie ernaux yeren bi erkek yazar gördüm şer mecrasında, kaşım gözüm oynadı sinirden. otokurmaca övmek için sadece karl ove’yi anmış, annie ernaux ve taklitleri demiş bi de. kusura bakmayın hiçbir erkek yazar kadın ya da lubunyalar gibi yazamıyor, sorry not sorry. “karanlık atölye” 25 yıl süren bir yazı günlüğü. bir kere şunu söyleyeyim yazmakla çizmekle alakası olmayan için zor bir kitap. alakası olan içinse muhteşem. yıllar boyu ben/sen/o zamirilerinden hangisini kullansam diye çile çekiyor yahu kadın. bir kitap nasıl ortaya çıkıyor, nasıl çalışılıyor o kadar nefis ki anlatımı. neden yazarlık biraz da teknik işi, neden dili metne göre seçmeliyiz, neden yazdım oldu dememeliyiz tam da ders niteliğinde. yine annie ernaux kitaplarını bilmek gerekiyor bunu okuma için. özellikle “kızın hikâyesi” neden en sona kalanlardan, neden annie ernaux bu hikayeyi bu kadar zor anlatıyor, o utanç 80’lerine kadar sürüyor, işte kadın yazarın kendisini anlatması burada devreye giriyor. yine “seneler”le boğuşulan yıllar, şarkılar, reklamların aklına gelmesi, dili bulması, kipi bulması, zamiri seçmesi… nasıl tekrar okuyasım geldi “seneler”i anlatamam. ama işte bu kitapları bilmiyorsanız bu günlüğün bir anlamı yok. daha uzun yazacağım çünkü pek bahsedilmedi bu eserden, aslında yazar adayları ve yazarlar için yazacağım biraz, o iş öyle değil diyesim var çünkü :))
Annie Ernaux'nun Siren İdemen'in her zamanki özenli ve titiz emeğiyle dilimize çevirdiği son kitabı oldu Karanlık Atölye. Şu ana kadar Türkçede yayınlanan her kitabını okumuştum, bunu da havada kaptım. Baştan söyleyeyim; bu kitabı okumak için mümkün olduğunda çok Ernaux okumuş olmak gerekiyor, dolayısıyla elinizde başka kitapları varsa bunu sona saklayın derim.
Yazarın, 1982-2015 arasında tuttuğu yazı günlüğü bu. İlk kitabı Boş Dolaplar'ı 1974'te yayımlamış Ernaux, günlük evvelinde yazdığı kitaplardan bir de Babamın Yeri var dilimize çevrilmiş. Bu günlükteyse başta Seneler olmak üzere Bir Kadın, Olay, Kızın Hikâyesi ve Yalın Tutku olmak üzere pek çok eserini nasıl "doğurduğunu" okuyoruz.
Doğurmak bence doğru sözcük zira gerçekten tüm bu metinleri ortaya çıkarırken ne kadar sancı çektiğini, zorlandığını, geldiğini, gittiğini görüyoruz. Özkurmacaya burun kıvıran, "bunu ben de yazarım" gibi bir yerden küçümseyen insanlar özellikle keşke okusa bu kitabı diye düşündüm. İnsanın kendine bu acımasızlıkta bakabilmesi için kaç kere çırılçıplak kalabilmesi, kendisiyle nasıl bir mücadele vermesi gerektiğini görebiliyoruz metinde.
Özellikle günlük boyunca "Total Roman / TR" kod adıyla geçen Seneler'i ki şüphesiz kendisinin magnum opus'u o, nasıl zorlanarak inşa ettiğini, o dili, kitapta adını koyduğu şekliyle "sürekli geçmiş zaman"ı nasıl icat ettiğini okumak bana müthiş haz verdi. O kitap 2008'te yayımlanacak ama ta 1993'te şunu yazmış mesela: "Bir 'nesil'e, tarihe (hem bireysel hem kolektif olana, bireysel üzerinden kolektife) bakmak için yeni bir yaklaşım geliştirme zorunluluğuna geri geliyorum." Böyle bir roman yazma fikrinin zihnine 1983'te geldiğini ve tam 25 sene boyunca Seneler üzerinde düşündüğünü, çalıştığını da yine kitaptan öğreniyoruz.
Yazan veya yazmayı düşünenler için müthiş ufuk açıcı bir kitap kanımca bu. Yazmak amacı gütmeyen benim gibi tutkulu Ernaux okurları için de yazarın zihnine açılan muazzam bir kapı. Bu iki kategorinin dışında kalanları belki heyecanlandırmaz, bilemedim ama ben çok severek okudum.
Annie Ernaux hayranları için hazine kitap. Annie Ernaux 1982'den itibaren kaleme aldığı notlarda yazdığı ya da yazmayı düşündüğü kitaplarla ilgili fikirlerini paylaşıyor. Seneler, Kızın Hikâyesi, Bir Kadın, Babamın Yeri, Olay, Yalın Tutku okunmadan bakılmamalı.
Karanlık Atölye'yi okumak yazarın kafasında gezinmek gibiydi. Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık'ı yirmi yıl kalbimde taşıdım demesi gibi Annie Ernaux yıllarca Seneler kitabının çevresinde dönüp durmuş. Kızın Hikayesi ile beraber en önemli eseri; "Seneler zamanın akışı, 58 (Kızın Hikâyesi) donmuş zaman."
Özellikle anlatıcı ses üzerinde durması, zamirleri kafaya takmış olması, kendi hikayesini tarihe bağlama isteği ("bireysel olan nasıl tamamen kişisel olmayan biçimde ifade edilebilir?"), referans gösterdiği yazarlar (Marcel Proust, Gustave Flaubert, Vasili Grossman, Marguerite Duras, Virginia Woolf vs.) ile okuması çok keyifliydi benim için.
Seneler kitabında yapmak istediği her şeyi başardığını bilmekle yazara bir kere daha hayran kaldım. Bir de ilginç şekilde şöyle bir ifadesi var yazarın; "Romanlar bizi hayatın roman olarak anlatılabileceğine inandırıyor. Daha büyük bir yanılsama olamaz. Oto-kurmaca mutlak bir sahtelik (S. Doubrovsky hariç)."
Çevirmen Siren İdemen'in, dizi editörü Didem Bayındır'ın, editör Şirin Etik'in, düzeltiyi yapan Mert Tokur'un ve mizanpaj sorumlusu Bahar Kuru Yerek'in emeklerine sağlık.
Karanlık Atölye, Nobel Ödüllü yazar Annie Ernaux'nun 1982 ve 2015 yılları arasında tuttuğu notlardan oluşuyor. Bu notlar yazarın yazma sürecine dair izler taşıyor. Kimi zaman okurun anlaması zor olan bu notlarda, Ernaux'nun kişisel ve tarihi kurgu harmanlayan yeni bir yöntem bulma çabasını görmek mümkün. "Tarihsel zaman ve kişisel zaman hissi nasıl verilebilir?" "Gerçekleşmekte olan tarihi metne dahil etmek mümkün mü?" cümleleri de onun neredeyse her zaman ne yapmak istediğini bilen bir yazar olduğunu gösteriyor. Bu notlar bana Ernaux'nun ne kadar çalışkan bir yazar olduğunu da bir kez daha gösterdi. Yazmaya adanmış ömürlerden biri onunki de. Kitapta 1995 yılında şöyle bir cümlesi var "Şöyle matrak bir şey var, günün birinde bu yazı günlüğü-aslında yüzde 99'u araştırma- yayımlanırsa sonuçta biçimi ne kadar çok dert ettiğim de görülmüş olacak. Kısacası, edebiyat dedikleri şeyi."
Daha önce hiç Annie Ernaux okumamış okurlardan ziyade kendisinin kitaplarına hakim okurları tatmin edecek bir okuma deneyimi sunuyor Karanlık Atölye.
Bu kitapta 80'lerin başından itibaren kitapları için tuttuğu günlükleri okuyoruz aslında. O süreç içinde metnin Annie Ernaux için nasıl şekillendiğini, yazarın ne kadar uzun uzadıya düşündüğünü görebiliyoruz. Nobel almasında da etkili olan yazım tekniği ve anlatım tarzını sürekli oturtmaya çalışması da sayfalardan anlaşılıyor. Seneler'i yazmayı nasıl düşündüğünü, hatta 80'lerin başından beri kendisinin 58 yazındaki geçmişini kağıda dökmeye çalışıp nihayet 2015'te bitirebilmesini okumak ilgi çekiciydi.
Bazı kitaplar vardır, okurunu değil de önce yazarını çağırır. Karanlık Atölye tam olarak öyle bir kitap. Annie Ernaux burada yeni bir metin kurmuyor; yazma hâlini, tereddütlerini, tıkanmalarını, cümle kuramama sancılarını masaya yatırıyor. Bir atölyeye giriyoruz ama ortada bitmiş eserler yok; yarım cümleler, iç konuşmalar, kendi kendine alınmış notlar var. Bu yüzden bu kitabın kapısını çalmadan önce Ernaux’nun dünyasında biraz oyalanmış olmak şart.
Benim için okuma deneyimi biraz buradan tökezledi. Bazı bölümler, yalnızca yazarın kendisinin anlayabileceği çağrışımlardan ibaret gibiydi. Okur olarak tutunacak bir dal bulamadığım anlar oldu. Sayıklama hissi de biraz buradan geliyor: Anlamdan çok süreç var, metinden çok zihin.
Bir de itiraf edeyim Seneler’i yakın zamanda okumuş olsaydım, burada sık sık geri döndüğü ikilemler, korkular, yazıyla kurduğu o inişli çıkışlı ilişki bende daha çok yankı bulabilirdi. Ama benim için Seneler artık hafızada puslu bir raf.
Ben bu kitabı sevdim mi? Hayır, pek sayılmaz. Ama bazı kitaplar sevilmek için değil, yazarın masasının kenarına ilişip onunla biraz susmak için yazılıyor. Karanlık Atölye benim için tam olarak öyle bir kitaptı.
La verdad es que no acostumbro a indagar sobre los artistas, me limito siempre a la obra (querría que no fuera así). Pero cuando alguien hace tan bien lo suyo, quiero que me responda a todas las preguntas; sobre todo, al cómo y al por qué.
El porqué ya nos lo dice en 'La escritura como chuchillo" que, he de decir, me gustó bastante más que este. Puede ser porque, como he dicho, me importa más la obra en sí que el proceso. Aunque, obviamente, se entremezclen muchísimo.
Este es un libro sobre el cómo: "La publicación de este diario pretende ser un testimonio de la escritura tal y como se vive día a día, en soledad".
Me he llevado una lista larguísima de recomendaciones.
Crear desde lo negativo: "Ahora mismo leo para saber lo que no quiero escribir (como...)". Como Yeguas Exhaustas.
Como siempre, encuentro con alguien que verbalizado algo que llevo un tiempo pensando. ¡Lo irónico es que es sobre esto en concreto! "Lo que otro hubiera hecho tan bien como tú, no lo hagas. Lo que otro hubiera dicho tan bien como tú, no lo digas; o lo que hubiera escrito tan bien como tú, no lo escribas. No te apegues sino a lo que tú sientes que no existe en ningún otro lugar más que ti mismo." Es una cita de Gide. Nota: leer a Gide urgentemente.
Y qué ganas de leer a Proust.
¿Cuál es eso que siento que no existe en ningún otro lugar más que en mi misma? Eso no existe, lo que quizás sí es la intersección de unas cuantas cosas configuradas con un matiz único...
Y el trabajo sería convertir ese matiz en algo en lo que el resto pueda reconocerse. Coger lo general, contrastarlo con lo concreto y devolverlo a lo general. Al final, siempre es eso. "En ese proceso existe, naturalmente, el deseo de superar lo individual." Yo considero que eso debería ser todo arte que se enseña.
Continua crítica a la literatura que psicoanaliza... "Impresión de que se queda en la superficie de las cosas, o más bien da causas y explicaciones".
Y me gusta que tenga una intención tan depurada: "Relectura que me demuestra definitivamente que está bien". "cáncer, cómo ampliar yo que siempre reduzco".
La escritura es una cosa seria, hay que tratarla con respeto.
"Dar la impresión de una belleza que proviene del tiempo, de la vida, del «así son las cosas»".
Yeni yılın ilk kitabı Karanlık Atölye oldu. Annie Ernaux'un bugüne kadar yazmış olduğu pek çok kitabının yazılma serüvenini içeren bu kitap bir nevi yazarın iç dünyasına açılan bir kapı.
yazarın kitaplarını yazarken düşünceleri,içine girdiği ruh halleri ile birlikte aslında kitabı okurken Annie Ernaux'un da edebiyat rüyasına konuk oluyoruz. Okurken yazarın arayış dünyasının içine girerken zaman zaman kelimelerle girdiği ilişkileri de seyrediyoruz kitabı okurken.
Bir yazarın hayat ve yazma sancıları üzerine notları. Yazarı bilmeden, tanımadan notlar çok anlamsız gelebilir, ama yazarı, kitaplarını ve derdini biraz bilince biraz daha anlamlı oluyor pek çok şey. Yine de okuması kolay değil ama yine de iyi ki okudum dedirten ve düşündüren bir kitap oldu.
« Il y a une chose que je sais par-dessus tout, c'est que je ne peux qu'écrire dangereusement. Hors de là, il n'y a rien pour moi. »
l'essence même de ce que j'aime lire. je recommande vivement d'avoir lu un maximum des oeuvres de Annie Ernaux avant de se plonger dans ces carnets d'écriture, ça permet de bien mieux comprendre les questions qu'elle se pose. avoir la chance de pouvoir être le témoin de toute la réflexion de l'écrivaine et de la progression de l'oeuvre dans ses questions, ses remarques et ses réflexions... c'est tellement précieux, vraiment. il y a beaucoup de moments qui m'ont énormément touché, et d'autres qui m'ont énormément donné envie de ré-écrire des dissertations. merci madame Ernaux pour tout. j'ai presque fini de lire toute son oeuvre mais je retarde ce jour le plus possible.
“Amaç o yılların özünü birkaç cümleyle yakalamak.”
Yazma sürecinin aynı zamanda bir yazamama süreci olduğunu gün gün gösteren bir çalışma olmuş. “Hafriyat günlüğü” dediği bu yazı günlüğü, aslında yazmaya geçmeden yaptığı karalamalardan/notlardan oluşuyor. Baskın temalar: tereddüt, şüphe, korku, tarih/hafıza, kipler/yöntem, aynı anda yazmak, finansal mecburiyet ve kadın olmak.
Tekrarlayan konular bana anlaşılmışlık hissi, ilham ve güç verdi. Başka kadınlara ilham ve güç vermenin kendisinin de benim için ne kadar büyük bir motivasyon olduğunu keşfettirdi. Kişisel gelişim bölümünde satılmayan bir kişisel gelişim kitabı. Sana nasıl yazar olunur öğretmiyor, gösteriyor. Okuyunca daha iyi yazar olmuyorsun ama yazar olma sürecini anlıyorsun.
Okumak için Ernaux’un diğer romanlarını okumak gerektiğini düşünmüyorum. Bilenler için güzel bir arkeolojik faaliyet olmuştur tabii, sevdiğim bir yazarın yazım sürecine sonra dönüp tanıklık etmiş olmayı isterdim. Ama hiç okumamış, fresh perspektife sahip biri için de oldukça keyifli, merak uyandırıcı ve öğretici olduğunu söyleyebilirim. Hiç tanımadığınız biriyle ilk buluşmanızda frekans tutturup, bütün hayat hikayesini heyecanla dinlemişsiniz gibi bir his. Seni tanımıyorum Ernaux, ama çok sevdiğimi söyleyebilirim.
L’atelier noir, ou le journal d’écriture qui va m’en faire démarrer un.
« Matérialité: dans mon histoire avec P. - par ex. - je ne me souviens presque pas des paroles, des gestes érotiques - sauf les plus étonnants et pervers - mais d'une foule de lieux, d'objets très précis, du temps qu'il faisait, tout ce que j'ai vu au moment où j'étais dans une relation plus ou moins intense avec lui. Intensité d'une relation avec un être → émotion ou état émotionnel intérieur → sensations visuelles, chansons (par ex. «Still loving you »), événements, etc. Disparition de l'état d'émotion → restent les images visuelles, les chansons, tout ce qui est extérieur, le réel extérieur à soi (C'est pourquoi, sans doute, on veut revoir, réécouter, ce qui a eu lieu à cette époque, pour réactiver l'émotion.) Notre mémoire est matérielle. Rassembler les signes du réel extérieur pour dire le réel intérieur? Mais limitation: ne pas pouvoir saisir les pensées, les sentiments exacts, sauf sous forme très succincte, par ex: «J'avais envie de le revoir.» »
Yazarın en içine giremediğim kitabı olabilir. Çok fazla “inner thoughts” içeriyordu. Ucundan kıyısından da olsa onun dünyasına girebilmek güzeldi tabi. Fangirl hissediyor…
Esto no deja de ser un diario de escritura pero es también la constatación de que la vida de Annie y su obra son inseparables, pero es que Annie no escribe para hablar de ella: la obsesión por juntar su historia privada con la colectiva está tan explícitamente explicada que no puedo evitar pensar en la poesía de Adrienne Rich, ni cuando habla de sumergirse en la escritura, de ser valiente y sincera y llegar hasta el fondo puedo evitar pensar en Virginia Woolf, ni puedo evitar tener un lugar en mi corazón guardado para su obsesión por narrar el duelo de la madre y sus amoríos. Annie horizontaliza, mientras escribe sobre estos temas, la importancia del contenido con la de la forma con la que éste se presenta, y sufre por ello (como Pizarnik), buscando en películas, canciones y otros libros nuevas maneras de decir, incansablemente. Cuánto creo que realmente con toda su obra ha logrado escribir la historia de una escritora, más allá de la historia de Annie.
Este libro, más que ser un libro para los iniciados en la literatura de Ernaux, es para sus lectores más obsesivos... así es, como yo mera lo soy, siendo esta mi lectura #19 de la autora.
Es una cosa tremendamente interesante ver ese otro lado, también lleno de vulnerabilidad, de la autora: el del espacio del proceso de escritura, lleno de dudas, plagado de preguntas, asediado por autocuestionamientos. Este clavado, el reverso de lo publicado, es a veces confuso (no está hecho para que un lector lo comprenda) y a veces iluminador, pues es el mapa, nunca sencillo, de la obra de Ernaux.
Son yıllarda daha çok örneklerini gördüğümüz otokurmaca okurken insanda “bunu ben de yazarım” hissi uyandırıyor, kabul. Hatta bu nedenle Annie Ernaux’nun Nobel kazanmasını da eleştirenler oluyor. Bu düşünceye sahip herkesi bu kitabı okumaya davet ediyorum. Sanki tek seferde, üzerinde çok da düşünülmeden yazılmış havası uyandıran eserlerin uzun yıllara dayanan sancılarını okuyoruz bu kitapta. O çok sevdiğimiz kitapların özellikle Seneler’in ortaya çıkma süreci nasıl gelgitlerle nasıl kafa yorularak çalışılmış görüyoruz. Bu yazı günlüğü sayesinde sanki Ernaux o satırları yazarken onun yanında, ona eşlik etmişiz gibi. Yazarın diğer kitaplarını okuduktan sonra okunursa daha çok zevk alınır diye düşünüyorum.
Gerçeği söylemek gerekirse Annie Ernaoux ile tanışmak için en uygun kitap değil. Yazarın bilinç akışını okumak yer yer çok zor zorladı. Bu bilinç akışı gerçekten lineer bir şey değil seni bir gün geriye düşürüyor kötü hissettiriyor ertesi gün çıkıyorsun gidiyorsun geliyorsun aynı yerlerde senelerce dolanıyorsun, bunu bir yazarın da bu şekilde yaşıyor olduğunu görmek farklı bir bakış açısı getirdi. Yazarın kendi hayatında sorguladığı cinsellik, utanç,toplumsal sınıf farkı kavramlarını olduğu gibi masaya yatırıyor olmasını o samimiyeti ve şeffaflığı sevdim.
Notes surprenantes,intéressantes et sombres qui nous plonge dans les pensées multiples d’Annie Ernaux. De plus, multiples références à Perec, femme de goût donc.
Külliyatını okumuş olanların ve yazan çizen yolunu arayan insanların uğraması şart bir kitap. Hem başarının boşa olmadığını anlamak hem de merak etme devam et diyen şefkatli sesi duymak için. Onun/onların da insan olduğunu farketmek için. Seviyoruz seni Annie Ernaux
Yayınlanmış ve okumadığım bu kitabı kalmıştı Annie Ernaux'un. Hazır yeni kitabı yayınlanacakken okuyayım dedim. Kitaplarına ve edebiyatına dair bir sürü bilgi içeren hazine gibi bir kitap. Birde Siren İdemen'in usta çeviri ile birleşince muhteşem bir kitap olmuş.