“İyi yaşam küçük adımlarla elde edilir, fakat bu asla küçümsenecek bir şey değildir.”
İlk kez Kıbrıslı Zenon tarafından ortaya konan Stoacılık, aklın rehberliğinde yaşanan erdemli bir hayatı savunan, sadece üzerinde düşünülen değil aynı zamanda yaşanan bir felsefedir. Zenon’a göre huzur ve mutluluk erdemli yaşamın doğal bir sonucudur, erdemlice yaşamak her halükârda mümkündür ve huzuru bulmak bizim elimizdedir.
Stoacılık, mutluluğunu kendi bilgece kararlarıyla ve erdemli davranışlarıyla inşa eden, huzurunu dış koşullara emanet etmeyen bir insana nasıl dönüşebileceğimiz sorusunu merkeze alan, Helenistik dönemin çok önemli bir felsefi akımıdır. Günümüzün bilişsel-davranışçı psikoterapi ekolüne de düşünsel kaynaklık etmiş olan Stoacılık, Zenon’dan 23 asır sonra modern dünyada anlam arayışındaki insanlara felsefi rehberlik sunmaya devam ediyor.
Özenle düşünülmüş adı gibi, kendisi de çok güzel bir kitap. Biricik yaşamımız üzerine stoacı yaklaşımla düşünmemizi sağlıyor. Kısacık, kolay okunuyor ve bitince dimağınızda hoş bir tat bırakıyor 😍
Oldukça akıcı ve kısa bir kitap. Bir oturuşta bitiriverdim. Stoacılığa ilişkin kafamdaki bazı sorulara yanıt verdi, bilmediğim bir iki şey de öğrenmiş oldum. Umarım Tufan Hoca böyle kitaplar yazmaya devam eder :)
Kendime notlar:
- Zenon'a göre bir varlığın doğasında akıl ortaya çıktığı anda o varlığın doğası akıl olur. Çünkü aklın doğandaki diğer şeyleri regüle edici bir özelliği var. Akıl ortaya çıkmaya başladığı gibi diğer istekerini de yönlendirmeye ve kontrol etmeye başlıyor. - "İnsan-dışı bir hayvan öfkelenmelidir ki kendini savunsun, korkmalıdır ki tehlikeden uzaklaşsın. İnsanda akıl bu işlevleri, hem de kişinin huzurunu ve mutluluğunu koruyarak ve insanı adeta körleştiren negatif duygulardan çok daha isabetli bir şekilde yerine getirebilir." (61) - Stoacıların görüşlerini üç temel başlık altında inceleyebiliriz, fizik, mantık ve etik. İlk ikisinin önemi üçüncü başlıkta olan yol göstericiliklerinden gelir. - Stoacılar insan doğasında yalnızca aklın değil, toplumsallığın da olduğunu savunur, kiniklerden farklı olarak insan aynı zamanda toplumsal bir varlıktır.
- Zenon'un epistemolojisini 4 kavram oluşturuyor: İzlenim : Dünyanın bize görünme şekli bazen gerçekten farklı olabilir, bunu net bir şekilde ayırt edemediğimiz her şey izlenimdir (beş duyumuz da dahil olmak üzere). Kabul : Bir izlenimi doğru kabul ederken bir "izlenim"i kabul ettiğimizin bilincinde olmamız gerekir, Kavrayış : bazı izlenimlerin gerçekliği barizdir, 2+2=4'tür türündeki bu izlenimlere kavranmış izlenimler denir, bu izlenimlerle diğerlerini ayırt etmeye kavrayış denir Bilgi: Hakikatin derin ve bütüncül kavrayışıdır ve yalnızca Bilge tarafından bulunabilir.
"Bir Stoacı, dış dünyanın kendisine sunduğu izlenimleri otomatik olarak ya da prensipsizce kabul etmez. Sırf otoriteler ona öyle söylediği için de kabul etmez. İzlenimleri sorgular, sınar ve bu sınamadan başarıyla geçen izlenimleri doğru kabul eder. Kavrayış, kesin doğruya ulaşmanın yoludur ve yalnızca kavranan izlenimler yüzde yüz gerçek kabul edilmelidir. Şu anda var olduğum, şuanda başımın ağrıdığı, üçgenlerin üç kenarı olduğu, 5'in 3'ten büyük olduğu gibi izlenimler, doğruluklarını reddedemeyeceğim gerçeklerdir ve bu izlenimleri kabul etmemek irrasyonel olur. Bir Stoacı ancak bu şekilde kavranan izlenimleri kesin bir şekilde gerçek kabul ederken, diğer bütün izlenimlerin deliller ölçüsünde doğru olma ihtimallerini göz önüne alır, fakat yanılma olasılığının olduğunu da kabul eder. Kavranan izlenimler dışındaki izlenimleri kesin doğru kabul emtek dogmatizmdir ve Doğa'ya aykırıdır.
Bilgi ise, yalnızca Bİlge'nin sahip olabileceği bir şeydir ve varlığın hakikatının kavranmasıdır. Belki de evrenin sırlarını asla kavrayamayacağız ve gerçek bilgiye asla ulaşamayacağız, çünkü tam anlamıyla bir Bİlge olmak, Zenon'a göre, belki çok istisnai insanlar haricinde, bizim için mümkün değildir. Zenon da asla bir bilge olduğunu iddia etmemiştir. Bilge, bir idealdir ve Zenon'un felsefesinde bazı siyasi ideolojilerde ütopyaların oynadığı rolü oynar, ona asla ulaşamayacak olsak bile bize yol gösterir. Ayrıca bilge olmadığımızın bilincinde olmamız hatasız olmadığımızı ve hakikatin tam ve bütüncül bir kavrayışına sahip olmadığımızı bize hatırlatacağından bizi entelektüel kibirden, dogmatizmden ve temelsiz inançların peşinde koşmaktan alıkoyar"
Kaderle uyumlu olmayan, kader tarafından sürüklenir.
Düşünün ki bir atsineği bu atı rahatsız ediyor ve at da rahatsız olduğu için hareket ediyor. Hareket etmek at için iyi bir şey, fakat at yine de sinekten kurtulmaya, hatta onu öldürmeye çalışacaktır.
Sokrates’i takiben, Zenon, dört ana erdemin olduğunu söylüyordu: Bilgelik, Adalet, Cesaret ve Ölçülülük.
Bilgeliğe sahip insan, doğru ile yanlışın bilgisini içselleştirmiş, kendisini ve dünyayı tanıyan ve pratikte doğru kararları alabilen insandır. Adil insan, haksızlık yapmayan, eylemleriyle dünyayı daha iyi bir yer yapmaya çalışan insandır. Cesur insan, tehlike karşısında yılmayan insandır. Ölçülü insan ise, ayartmalara karşı güçlü, zevk vaadi karşısında prensiplerinden vazgeçmeyen, öz-disiplini ve otokontrolü olan insandır.
Öfkelenmez miyiz biri bizi aşağıladığında? Fakat Zenon, bize böyle bir insana “yanıtsız geri gönderilen bir elçi gibi” davranmamızı öğütlüyor.
öfke başkasının suçu için kendini cezalandırmaktır.
1. - - Kıskançlık, üzüntü, huysuzluk ve sinirlilik -> yok 2. ++ Kibir üstünlük duygusu -> neşe canlılık 3. +- Kaygı, utanç, yılgınlık, panik, kararsızlık -> kışkırtmalara karşı önlem almaya, karakterimizi geliştirmeye ihtiyaç duymak 4. -+ Cinsel dürtü, intikam, nefret, öfke -> umut
Bazı bilim insanları bebeğin ana rahminden ayrıldıktan sonraki ilk yılının “toplumsal rahim”de geçtiğini söyler.
Doğu Asya kültüründe yetişmiş kişilere ve Batı kültüründe yetişmiş olan kişilere üç resim gösterilerek bunları biri dışarıda kalacak, ikisi aynı grupta olacak şekilde ayırmaları söylendi. Gösterilen resimler inek, tavuk ve çimenden oluşuyordu. Batılılar çoğunlukla inek ve tavuğu bir arada gruplayarak çimeni dışarıda bıraktılar. Neden böyle yaptıkları sorulduğunda “Tavuk da inek de hayvan, fakat çimen bitkidir” dediler. Doğu Asyalılar ise çoğunlukla inek ve çimeni birlikte gruplayıp tavuğu dışarıda bıraktılar. Neden böyle yaptıkları sorulduğunda “İnek çimeni yer” dediler. Görüldüğü gibi, Batılılar ortak özellik (hayvan olma özelliği) üzerinden, Uzakdoğulular ise sabit kategoriler değil dinamik bir ilişki (yeme ilişkisi) üzerinden gruplamaya meylediyor. Bu, doğaya farklı perspektiflerden bakmanın açık bir örneğidir ve bu perspektif kültürel olarak öğrenilir.
Carl Sagan’ın tabiriyle, yıldız tozuyuz.
Akıl rehberliğinde yaşayan bir insana dönüşüyor olmaktır. Bu dönüşüm için de sadece teorik düşünce değil, pratik uygulama ve egzersizler (askesis) gereklidir. Bu egzersizlerden dolayı, Stoacılık bilişsel davranışçı terapinin temelini oluşturmuştur
Marcus Aurelius, Kendime Düşünceler (Meditasyonlar) kitabında “Engel yola dönüşür” der.
Stoa felsefesinin kurucusu Kıbrıslı Zenon, görüşleri ve Stoacılık üzerine yazılmış çok güzel kısa bir eser bu kitap. Elbette ancak Stoacılığa Giriş düzeyinde, yoksa yaklaşık 500 yıla yayılan bir felsefi görüşü bu kadar dar bir mecrada tüm yönleriyle anlatmak mümkün değil. Ancak yazar Tufan Kıymaz'ın birikimi ve nitelikli değerlendirmeleriyle damakta lezzetli tad bırakan bir eser olmuş. Gönül rahatlığıyla alıp okuyabilir, "Stoacılık nedir?" sorusuna basit ancak nitelikli bir cevap arayan yakınlarınıza tavsiye edebilirsiniz.
Stoa felsefesinin kurucu babasi sayilan Zenon ve onun felsefesini, ogretilerini, stoismin temel ilkelerini son derece yalin ve sade bir uslupla anlatan kisacik bir cep kitabi…