“Suzan’la Kebire’nin ayrılış noktası, ikisinin de yeniden doğuşu anlamına geliyordu aslında. Belki de Suzan’ın ölümü, Kebire’nin doğuşuydu. Bu doğum yumurtadan çıkar gibi, bir kadının karnından çıkar gibi değildi de, daha çok bir hücrenin ikiye ayrılması gibiydi. Hatta daha da doğrusu, yeni varlığın, eskisinden bölünerek ayrılmasıydı. Biri Suzan olarak kaldı ama öbürü Kebire oldu. Kebire mi kendini yeniden yarattı, Suzan mı onu yeniden biçimleyip doğurdu, orası pek anlaşılır değil.”
İkinci Bahar Huzurevi her hafta bir başka ölümle sarsılıyordu. Güvenlik kameraları devre dışı kalıyor, yaşlı erkeklerin art arda ölümleri bir türlü çözülemiyordu. Huzurevi sakinleri ise teselliyi Suzan Hanım’ın aşk hikâyelerinde arıyordu. Ancak Suzan’ı gerçekten tanıyan kimse yoktu. Düğüm çözüldükçe Suzan’ın kişiliği üzerindeki gizem daha da artacaktı. Anlattıkça çetrefilleşen, kişilerin birbirine dönüştüğü büyüleyici bir hayatı olan Suzan aslında kimdi?
Coşkun Irmak’ın kaleme aldığı Kendini Doğuran Kadınlar dört kadın etrafında değişen tek bir hikâyeyi anlatıyor.
Bu hikâyelerde bahsedilenlerin hepsi doğru ama hangisi gerçek?
Eğer bu kitap için tek kelimelik bir yorum yapmam isteseydi cevabım beklenmedik olurdu. Kitabı indirimden sıfır beklentiyle aldım. Sabah geldiğinde de konusu dikkatimi çektiği için okumaya başladım ve birkaç saat içerisinde bitirdim. İnanılmaz sürükleyiciydi.Tatlı tatlı okurken bir anda kitap boyut atladı. Çoklu kişilik bozukluğuyla ilgili yalnızca bir film izlemiştim adı Split. Onu çok beğenmiştim ama kitabın bu konuyla ilgili olduğunu bilmiyordum. Bayıldım kitaba. Özellikle son cümle yüzümde tatlı bir tebessüm oluşturdu.
This entire review has been hidden because of spoilers.