Dünya edebiyatının en çok bilinen öykü koleksiyonlarından biri olan Değirmenimden Mektuplar’ın içinden derlenen Portakallar, Paris’in kalabalığından ve curcunasından bıkıp güneye, bir yel değirmenine yerleşen Daudet’nin altı öyküsünden oluşur. Taşra yaşamından, yöre insanlarından, onların anlattıklarından beslenen metinler okuru Paris’in kasvetli atmosferinden güneşli, sıcak günlere uyandığı güneye, oradan Cezayir’in portakal bahçelerine götürür.Kimi zaman hüzünlü kimi zaman nüktedan bu öyküler, aradan geçen onca zamana rağmen, yazarın ince zekâsı, gözlem gücü, muzipliği ve doğallığıyla tekrar tekrar okunmayı hak eden bir klasik.
Family on both sides belonged to the bourgeoisie. Vincent Daudet, the father, manufactured silk, but misfortune and failure dogged the man through life. A boyhood depressed Alphonse amid much truancy had. He spent his days mainly at Lyon, left in 1856, and began life as a schoolteacher at Alès, Gard, in the south. The position proved intolerable. As Charles Dickens declared that all through his prosperous career, the miseries of his apprenticeship to the blacking business haunted him in dreams, so after Daudet left Alès, he woke with horror, thinking for months that he still dwelt among his unruly pupils.
On 1 November 1857, he abandoned teaching and took refuge with Ernest Daudet, his brother only some three years his senior, who tried "soberly" to make a living as a journalist in Paris. Alphonse took to writing, and a small volume, Les Amoureuses (1858), collected his poems and met with a fair reception. He obtained employment on Le Figaro, then under energetic editorship of Cartier de Villemessant, and wrote two or three plays; those interested in literature began to recognize him as possessing individuality and promise. Morny, all-powerful minister of Napoleon III, appointed Daudet, who held a post of his secretaries till death of Morny in 1865, and Morny showed Daudet no small kindness. Daudet put his foot on the road to fortune.
kitabin ismini ve taglineini inceledigimde iceriginin cok daha farkli olacagini dusunmustum. beklentimden cok daha farkli cikmasina ragmen her satirindan, ozellikle son uc oykuden felaket keyif aldim..
Kitap her zaman yazmayi becerebilen istediğim tarzda yazılmış bir kitapti. Senelerdir aradığım o şeyi sonunda bulmuş gibi hissettim yazarın yazdıklarını ve hissettiklerini okurken. Betimlemelerde adeta kendimi buldum, "oha oha oha" diyerek okudum. Öyle bir kitap. *** "gerçekdışı unsurlar barındırmasına rağmen bu hikaye baştan sona hakikatle doludur... Dünyada beyinlerini tüketerek yaşamaya mahkum zavallı insanlar vardır, onlar hayattaki en cüzi gereksinimlerini bile omuriliklerinin ve beyinlerinin en kıymetli anlarıyla öderler. Bu insanlar için her gün acı yüklüdür ve sonra bir gün acı çekmekten usandıklarında..."
İçerisinde bir kaç öykünün bulunduğu bir kitap. Sanırım memuriyet sınavına hazırlandığım esnada çözdüğüm paragraf sorularında geçiyordu bu kitap. Hemen sepete ekleyip almış olmalıyım. Yoğun anlatımlı kitaplardan sonra ara ara öykü okumak zihnimi dinlendiriyor. Bu da öyle bir kitaptı.
Birçok farklı hikayeden oluşan kısa bir öykü kitabı. Altın beyinli adam hikayesini çok beğendim. Bazılarında sıkıldım ama genel olarak güzel bir kitaptı.
Kitapta, meşhur Değirmenimden Mektuplar'in içinden derlenen altı öykü var… Alphonse Daudet'nin güney Fransa'nın ve Cezayir'in güneşini hissettiren nüktedan anlatımını ve gözlem gücünü bir kez daha beğendim…