Hayatınızla ilgili verdiğiniz kararların bazıları ya size ait değilse. Mesela şu an merak ettiğiniz bu kitabı dinleyip dinlememekle ilgili kararınız tümüyle size ve beyninize mi ait? Eğer böyle düşünüyorsanız “mikrobiyota” ile henüz tanışmadınız demektir.
Şu an, SİZ, yani yaklaşık 30 trilyon hücreden oluşan canlı, bu açıklamayı okurken, sadece bağırsaklarınızda yaklaşık 40 trilyon mikroorganizmanın yaşadığını biliyor musunuz? Yani sizi SİZ yapan hücrelerin sayısından daha fazla sayıda mikroorganizma içinizde yaşıyor. Üstelik bu mikroorganizmalar sayıca fazla olduğu gibi beyninizi, karakterinizi ve kararlarınızı doğrudan etkileyen kimyasallar üretebilmektedir. Kilo alma probleminden tutun davranışlarınıza kadar, hatta sıkı durun kimi kendinize eş olarak seçeceğinize bile bu mikroorganizmaların karıştığını söylesem herhalde çıldırmış olduğumu düşünürsünüz. Ama akademik olarak beyin çalışan ve sinirbilim doktorası yapmış bir kişiye bağırsaklarla ilgili bir kitap yazdıracak kadar çılgın bir konu mikrobiyota.
Bu kitabı dinledikten sonra bağırsaklarınıza ve içindeki canlılara bakışınız çok ama değişecek.
Lisans eğitimini 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünde tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim dalından yüksek lisans derecesini 2009 yılında, doktora derecesini ise 2014 yılında almış olup halen aynı yerde çalışmaktadır. Sinirbilim alanında, beyin cinsiyeti (kadın beyni – erkek beyni) başta olmak üzere çeşitli konularda çalışmalarına devam etmektedir. 2009 yılında ulusal fizyoloji kongresinde en iyi genç araştırmacı ödülünü almıştır. Akademik alanda bir tane uluslararası kitap bölümü olmak üzere çeşitli ulusal ve uluslararası dergilerde makaleleri bulunmaktadır. Cinsiyetler arasındaki beyin farklılıklarının neden olduğu ve günlük hayatımıza yansıyan değişik bakış açılarının altında yatan sinirbilimsel nedenlerin herkesin anlayacağı bir dilde ele alındığı “Kadın Beyni Erkek Beyni” adlı kitabı 2015 yılında yayınlanmıştır. 2016 yılında TÜBİTAK desteği kapsamında “fizyopia” adlı teknokent şirketini kurmuş olup halen şirketin yöneticiliğine devam etmektedir.
Akşamları azar azar okurum diyerek başladığım kitabı, 2 gecede bitirdim sanırım :) Öyle akıcı, mizahi bir dille yazmış ki Serkan hocam, bilimi yormadan okutan sevdiren bir eser ortaya çıkmış. Bağırsaklarımız 2. beynimizdir sözünü çokça işitmişsinizdir. Vücudumuzdaki mikroorganizmaları, beynimizi nasıl etkilediğini, ağızdan başlayarak tüm yeme ve sindirim serüvenini, antibiyotiklerin bilinçli kullanımı ile ilgili çokça bilgi edineceğiniz, farkındalık oluşturan bir kitap. Ne yersen osun cümlesinin altında yatan sebepleri merak ediyorsanız, mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Çevremdeki herkesin okumasını istediğim ve herkese hediye edebileceğim bir kitap. Youtube kanalım: https://www.youtube.com/user/ayseum
3 yıldız vermemin sebebi edebi temelinin zayıf olması. Ancak kitap kolay okunabilen ve aktarmak istediği bilgiyi temel biyoloji bilgisine sahip olan herkesin anlayabileceği düzeyde aktarabilmiş bir kitap. Bu sebeple oldukça başarılı. Bu bilgiye ihtiyaç duyan biri olarak da ayrıca faydalandım. Yeme alışkanlığımı kitap okuma süresi boyunca düzenlemeye başladım diyebilirim. Mikrobiyota hakkında bir fikrim yoktu ve bu konuda bende farkındalık yarattı. Kitabın kaynakçası var ve bilimsel altyapısını tutarlı buldum.
Kitabın başından sonuna kadar aktarmak istediği konuyu kurgulama şeklini de ayrıca çok beğendim.
Yazarın kurgu gücü, nöroroman olarak tanımladığı diğer kitaplarını da okumak isteği yarattı.
Gerekli bir kitap. İşe gidiş geliş yolculuğum ve sıkıcı banka bekleyişim sırasında bir günde dinleyerek bitirdim. Faydalı bilgilerle dolu. Alıntılar: "...Kolesterol seviyesi arttıkça parkinson hastalığı riski azalır. Yağ ve kolesterol ağırlıklı beslenmek beyin açısından iyidir. Gluten ve karbonhidratın az olduğu diyetlerde depresyon ve yorgunluk hissi azalır. Pankreas ince bağırsağa günde 1 litre sıvı akıtmaktadır. Halitozis, ağız kokusunun bilimsel adıdır. İnsanın ince bağırsağını yüzey alanı 250-300 metrekaredir..."
Değil evrende kendi içimizde bile yalnız olmadığımızı çok akıcı ve anlaşılır bir dille anlatmış kitap. Çizimleriyle de bana çocukluğumuzun çizgi filmi "Il était une fois... la vie"yi hatırlattı. Bana göre tek eksik kaynak kısmıydı. Konuyla ilgili yapılan çalışmalar var deniyor ama kaynak yok. Bunun açıklamasını da yapmış yazar ancak benim için ikna edici değil.
Benim gibi bu konu hakkında bilgisi olmayan kişiler için güzel bir başlangıç kitabı olmuş. Artık mikrobiyata, bağırsaklarda yaşayan bakterilerin davranışlara etkisi gibi konularda fikir sahibi oldum. Akıcı ve kolay anlaşılır anlatımı sayesinde keyifle okunuyor kitap. Sindirim sistemi ve işleyişi de çok basit bir dille ama akılda kalıcışekilde anlatılmış, çocuklara da bu şekilde anlatıldığında okul hayatlarında yardımcı olacaktır. Ezbere dayanınca bir çok konu yüzeysel kalıyor.
Kitapta fazla tekrar vardı.Bırakın konuları,aynı konuda cümlelerde bile birkaç kez tekrarlar vardı.Kitabın ana konusunu burada tekrar yazmayacağım,işte o ana konusunu bilmem kaç kez tekrar tekrar okudum kitapta,varın siz düşünün...
Maatteessüf mesela bir ''Sirkadiyen Beslenme (A.Çoruhlu)'' kitabı olamadı benim için.Kitapta her bir bölüme 'düzelir' umuduyla yeniden önyargısız olarak başladım ama aynı şekilde her bölümde tekrar tekrar ve tekrar konuya girmek için 1 sayfayı havadan sudan cümlelerle doldurmuş.Şöyle 20 sayfalık,kitabın bir özeti çıksa da zaman kaybetmeden bu eserden alacağımızı 300 sayfanın içinde cımbızla aramadan bulabilsek...
Neyse daha da gaddar olmayacağım.Şimdi şöyle ki,bu kitap gün içinde yediklerimizin hayatımıza etkileri hakkında bizlere 'fikir' veriyor ve öte yandan bağırsak-beyin ilişkisini 'gözler önüne seriyor' diyemeyeceğim ama yine bu hususta da fikirler veriyor.Aslında daha önce bu konu hakkında birkaç makaleden başka bir şey okumamıştım.Bu eser,bende yeni kapıları açacaktır diye düşünüyorum.Yemek konusunda biraz daha bilinçlendim diyebilirim ve yediklerimizin aslında 'eş seçimine' nasıl etki ettiğine dair de kendimce ilginç bulduğum bir bilgi öğrendim ve bu malumat beni heyecanlandırdı da:)
Bana bunu hediye edene müteşekkirim;zira hiçbir hediye veya öneri kitabında olduğu gibi bunda da pişman olmadım.Diğerlerinde buluşmak üzere...
Her ne kadar bazı ifadeleri sıkça değişik formlarda okumuş olsam da sıkıcı olmayan, çok eğlenceli çizimlerle desteklenmiş, güzel bir iskender lokması yolculuğu. Kendinize bambaşka açılardan bakmanızı ve çokça hayret etmenizi sağlıyor. Ellerine sağlık Serkan Hocam.
Konu ile alakası, herhangi bir bilgisi olmayan bir insanın bile rahatlıkla anlayacağı dilde yazılmış okuması oldukça keyifli bir kitaptı.Özellikle kitap içerisinde yer alan çizimlere ise bayıldım☺️
Diyete başlamadan önce herkesin okuması gereken bir kitap. Yemek yemeye bakış açınızı değiştirecek.
Morula : Dut Borborigmus - mide guruldaması Flatus - gaz çıkarma 1L/gün Sfinkter - yemek borusu girişi kas yapısı Polimodal Nosiseptör - Ağrılı uyaranları algılayan reseptör, ağızda bulunur. Oleogustus - Yağı algılayan reseptör. Ağızda bulunur. Umami - Yemeğin ruhu ve tadın bizzat kendisi. Monosodyum glutamatı algılayan ağızdaki reseptörler. Pariyetal hücre - Midede bulunur günde 2 L hidroklorik asit üretir.
Mükemmel bir kitap. Bir gün ve iki uçak yolculuğunda bitirdim. Sağlıklı beslenme, onu ye bunu yeme istismarına ve asla akılda kalamayacak kimyasal isimlerine dalmadan sindirim sistemi hakkında çok güzel, derli toplu ve akılda kalıcı bilgiler veriyor. Dilinin, böyle bilimsel kitaplarda görmeye pek alışkın olmadığımız şekilde, akıcı ve keyifli olması da okuyanın damağında güzel bir roman yada öykü tadı bırakıyor.
Bugüne kadar bu kadar akıcı, espri dolu ve karikatürlerle süslenmiş bir sağlık kitabı daha okumamıştım. Son zamanların en çok konuşulan konusu beyin bağırsak ilişkisi çoook romantik anlatılmış😃 Seviyorum sizi eyy mikrobiyatalarımm...
Okuması oldukça keyifli, yazarın yaptığı betimlemeler akılda kalıcı. Eğlenerek kendi vücudunuz hakkında olağanüstü bilgiler öğrenmek isterseniz bu kitabı kaçırmayın derim. Kitap hiç bitmesin isteyeceksiniz!☺️
“Bağırsaklar ikinci beyindir.” lafını duymuş olmalısınız. Son yıllarda sıkça dile getirilen bu söz bağırsak sağlığına verilen önemi artırdı. Artık insanlar beslenmelerine dikkat ediyor ve bağırsak sağlığı için takviye ilaçlar kullanıyorlar. İşte bu kitap, bu sözün ne anlama geldiğini, bağırsakların neden önemli olduğunu, sağlıklı çalışan bir bağırsağın insan hayatında neleri değiştirdiğini vb. güzelce anlatıyor. Zaten bildiğiniz şeylerin yanında ilk kez öğreneceğiniz bilgiler de okuyacağınızdan eminim. Mesela ben bağırsak sağlığı ile ruh halimiz, psikolojimiz arasındaki ilişkiyi okuyunca çok şaşırdım.
Bu kitap insanın hayatını değiştirebilecek kitaplardan biri. Beslenme konusuna bakış açınızı değiştirebilir. Bir diyet kitabı değil. Size ne yemeniz ne yememeniz gerektiğini söylemiyor ama yol gösteriyor. Herkesin okuması gereken bir kitap.
Esprili diliyle okuması kolay ve keyifliydi. Dili, herkesin anlayabileceği basitlikteydi. Genele hitap eden sağlık kitapları bu şekilde yazılmalı. Latince tıp terimlerini aşırı kullanıp insanı sıkan ve dikkat dağıtan kitaplar, çok kıymetli olsa da herkese ulaşamıyor.
Kitapta Matrix, Yüzüklerin Efendisi, Game of Thrones gibi popüler kültür konularına referanslar vardı. Onları okumak beni gülümsetti. Game of Thrones göndermesini okuyunca kitabın ilk basıldığı tarihe baktım, 2017 yılında çıkmış kitap. Sanki çok daha eski gibi gelmişti bana, uzun yıllardır varmış gibi ama o kadar da eski değilmiş.
Kitaptaki çizim fikrini sevdim ama çizimler daha güzel olabilirdi, daha eğlenceli. Çizimleri yazarın bir doktor arkadaşı yapmış. Daha profesyonel bir ekiple çalışılsaydı daha iyi sonuç alınabilirdi.
Sonuç olarak farkındalık yaratan bu kitabı herkese öneriyorum.
Biyoloji hatta özellikle mikrobiyoloji konusunda bilgi sahibi olduğumdan kitap bana pek bir şey katmadı iki üç ayrıntı dışında. Sonundan da yazarın bir sonraki kitabı roman olabilir diye çıkarım yaptım:) İlk kitabı gibi sinirbilim konusuyla devam etse çok daha güzel olacağı kanısındayım.
Eğlenceli görsellerle desteklenmiş ve oldukça akıcı olması önemli artılar. Sanıyorum yazarın amacı, bu denli önemli bir konuyu herkesin anlayabileceği şekilde aktarmak; bu amacı anlıyor ve takdir ediyorum, fakat sindirim sistemini ve bu sistemin içinde yaşayıp bize dair hemen her şeyi etkileme imkanı olan mikropları anlatışı beni tatmin etmedi. Sanırım ben biraz da tavsiye ve yönlendirme bekliyordum. Bir de, o derece basit bir dil ve zorlama mizah kullanmış ki, bilimsel anlamda ciddiye almam mümkün olmadı; üstelik sürekli iskender tulumba tatlısı gibi yiyecekleri ballandırarak anlatması ve aynı cümleleri defalarca kullanması beni itti. Kitaptan asla işime yaramayacak birkaç enzim adı ve bir iki detay hariç yeni bir şey öğrenmedim desem yeridir. Genel kültür geliştirmek için okunabilecek basit bir kitap olduğunu düşünüyorum; büyük beklentilerle başlamamanızı öneririm.
Bu kitaptaki birçok bilgi benim için yeniydi ve ilginçti. İçeriği ile ilgili birşey söylemekten ziyade yazım stili ile ilgili birkaç görüş bildirmek isterim. Her ne kadar daha önceden Serkan Karaismailoğlu’nun konuşmalarını dinlemiş ve kısa yazılarını okumuş olsam da bu kitap yazarın okuduğum ilk kitabı. Beni şaşırtan şey bu uzunlukta bir metinde hiç dağılmadan ve tam hedefe yönelik bir anlatım olması. Okuma esnasında ‘Bunun konuyla ne alakası var?’ veya ‘Ne anlatıyordu ki?’ gibi hisler hiç oluşmadı. Konular arası bağlantılar ve konu geçişleri çok iyi. Terimler/kavramlar okuyucunun anlayışına bırakılmamış. ‘Bunu da artık herkes bilir, açıklamaya ne gerek var?’ demeden detaylı ve net bir şekilde açıklanmış. Hepsinden ötesi sürükleyici ve esprili. Görünüş o ki yazarın başka kitaplarını da okuyacağım. ‘İyi yazarlar’ listeme girdi.
Bir takım güzel ve doyurucu bilgiler var. Daha önce duymadığım ilgimi çeken şaşırtan bulgular ilgimin yüksek kalmasını sağlayan en önemli etken oldu. Bilimsel gerçekleri basite indirgemek için kullanılan dilin biraz daha şakacı olup okuru sıkmaktan korkmak için yapılan şakaların basite kaçtığı zamanlar oldu ve daha fazla sıktı. Sonu benim için hayal kırıklığı oldu, çok geveleyip bir şey söylememiş cümleler gibi... Okunabilir.
Doktor, hemşire, sağlıkçı, öğrenci veya sağlık alanına bilgisi olan standart biriyseniz bile mevcut yazılan pek çok şeye daha öncesinde kulak dolgunluğunuz vardır, dolayısıyla kitapta yazılanlar size şaşırtıcı gelmeyecektir. Kitap o açıdan hayal kırıklığı. Belki biraz da kitabın yazarının nörofizyolog olması ve biraz daha akademik dil ve detay beklediğimizden dolayı hayal kırıklığı olmuş olabilir, lakin konuya fransızsanız sizi oldukça tatmin edecektir.
Sindirim sistemi üzerine temel bilgiler kitabı. Asıl söyleyeceğini kitabın sonlarına bırakmış. Başlangıçta espiri anlayışı keyifliyken sonraları biraz kasmış izlenimi veriyor. Yer yer aynı cümleleri lüzumsuzca tekrarlıyor. Bizi beynimiz değil vücudumuzdaki bakteriler yönetiyormuş; inanasım da vardı ama ikna etmeyi başaramadı.
olumsuz yorum yapanları gördüm,herkesin zevki elbette farklı ama sırf genel kültür için bile okunabilecek,serkan hocanin üslubu ile güzelleşmiş harika bir kitap olduğunu düşünüyorum
“Mikroskop insana önemi gösterdi, teleskop ise önemsizliğini” Manly P.Hall (s.13)
“Şuan elinizde tutmakta olduğunuz kitap için birçok insan, birçok tanım ve yorum yapacak. Bir kağıdın üzerinde yer alan ve belirli bir düzen ile bir araya gelmiş çeşitli harflerin, okuyucunun beyninde yoruma dönüşme süreci oldukça ilginçti aslında. Okumakta olduğunuz kelimelerin yapacağı ilk iş, fotonlar halinde havada süzülerek gidip gözlerinizde, görmeden sorumlu olan reseptörleri uyarmak olacaktır. Daha sonra bu reseptörlerden çıkan kablolar, göz sinirleri aracılğıyla kafanızın hemen arka tarafında kocaman bir alan kaplayan ve “oksipital lob” adını verdiğimiz beyin bölgesine gidecektir. İlgili sonra da beyninizin diğer birçok bölgesiyle bağlantılarak kurarar, geçmiş deneyimleriniz doğrultusunda sinir hücrelerinizde çok farklı reaksiyonların oluşmasına neden olacaktır” (s.15)
“Şüphe yok ki vücudumuzun en havalı organı beyindir. Zira kendi adını koyabilen tek organdır beyin. Hatta bu mantıkla hareket ettiğimizde diğer organların isim babasının da kim olduğu hemen ortaya çıkacaktır” (s.18)
“...sürekli gurur duyduğumuz beyniniz, yaklaşık 80 milyar tane sinir hücresinin bir araya gelerek meydana getirdiği bir yapıdır” (s.21)
“..insanda 30 trilyon hücre vardır” (.s23)
“Yaşam ve ölüm, kelimelerle tanımlayacağınızdan öte, çok uzun zamandır birbirlerine aşıktır. Yaşam, ölüme sayısız hediyeler gönderir…Ve ölüm onları sonsuza dek saklar” (s.24)
“Tanımlamaya ya da çizmeye çalıştığınızda, mutluluğu ifade etmek gerçekten zor gözükebilir. Ama bu zorluk, biz sinirbilimcilr için kesinlikle geçerli değildir. Çünkü bizim için mutluluğun tanımı çok basittir. Yani size mutluluğun resmini çizemem ama formülünü verebilrim. Dopamin, serotonin ve diğerleri” (s.34)
“Büyümek için büyümek, bir kanser hücresinin ideolojisidir” Edwin Abbey (s.37)
“Size aşağıdaki gıdalardan glisemik indeksi en yüksek olan hangisidir? Yani bunlardan hangisini, birim miktarda yediğniz kan şekeriniz dah fazla yükselir? A)Elma B)Toz şeker C)Beyaz ekmek D)Çikolata E)Beyaz pirinç
…en düşük elma 38….çikolata 55….. en yüksek 72 beyaz ekmek” (s.57)
“Türkiye’de yetişkin nüfusunun yaklaşık %15’i diyabet hastasıdır” (s.60)
“Mesela Roberts RO ve arkadaşlarının 2012 yılında yaptıkları bir çalışmada, yaş ortalaması 70.5 olan yaşlı insanların takibi yapılmıştır. Yapılan gözlemler sonucunda ortaya çıkan sonuç gerçekten ilginçtir. Yüksek karbonhidrat diyeti çıkan sonuç gerçekten ilginçtir. Yüksek karbonhidrat diyeti uygulayan yaşlılarda, bunama ve birtakım biişsel bozukluk görülme riskinin arttığı gösterilmiştr. İlginç bir şekilde, bu risk yüksek yağ ya da yüksek protein diyeti uygulayan kişilerde düşmüştür. Bu çalışmaların sonuçlarına göre, hem düşük oranda yağ ve protein tüketimi yapıp hem de karbonhidrata yükleniyorsanız, beyniniz konusunda ileride sorun yaşama ihtimaliniz oldukça yüksektir” (s.72)
“Yapılan çalışmalar ülser hastalarının en az %75’inde mide mukozasında kronik bir enfeksyion olduğunu göstermiştir. Bu enfeksiyonun nedeni de mide gibi bir bölgeye yerleşmeyi düşünen ve oldukça macera seven bir bakteri olan H.pylori’dir. Bu inatçı bakteri, hem fiziksel yetenekleri sayesinde hem de bakteri eritebilen kimyasallar kullanarak mukoza içine geçer ve mideden hidroklorik asit sekresyonunu uyarırlar. Sonuçta, midenin güçlü asidik sıvıları, mide bariyerinde oluşan bu gedik nedeniyle midenin kendi duvarına çok fazla verirler. Eğer çevrenizde ülser hastası bir tandığınız varsa kendisi size bu durumun ne kadar tatsız olduğunu en samimi hisleriyle ifade edecektir. ….Şimdi H.pylori’den bu kadar bahsettikten sonra, eğer bir kişiden bahsetmezsek dünyanın en büyük ayıplarından birisini yapmış oluruz. Bu kişini adı Barry Marshall’dır. Kendisi oldukça rockstar bir bilim insanıdır. Peki, kendisini rockstar yapan özellike nedir? Söz konusu sağlık olduğunda, hemen hepimizin çevresinde konu hakkında bilgisi olmasa da fikri çok olan insanlar bulunur. Bu insanlardan birinden de şöyle bir cümle duymuş olma ihtimaliniz oldukça yüksektir “Aman bu kadar sıkıntı stres yapma. Böyle giderse ülser olacaksın. Aslında bu benzeri cümleleri kurmamızın sebebi 1980’lere kadar gitmektedir. Çünkü o yıllarda tıp fakültelerinde ülserin asıl nedenin stres olduğunu öğretiliyordu. Avustralyalı genç doktor Barry Marshall’ın bu konuyla ilgili gözlemleri ise oldukça farklıydı. Kendisi, yaptığı araştırmalar sonucunda H.pylori adlı bakteriden kuşkulanıyordu. Fakat gerek bu konudaki uyarıları gerekse de yayınladığı makaleler meslektaşlraı tarafından ilgi görmüyordu. Çünkü bakteri de olsa, bir canlı midenin içi gibi bir ortamda yaşamayı seçme fikri herkese çok saçma geliyordu. Kim asit içersinde yaşamak isterdi ki? Tarih 1984 yılını gösterdiğinde, Marshall bu durumdan epeyce rahatsız olmaya başlamıştı. Zira H.pylori konusunda kendisinden çok emindi ama bu bakterileri kullanarak yaptığı hayvan çalışmalarında bir türlü başarılı sonuçlar alamıyordu. Söz konusu bilim olduğunda, insanlık tarihi çılgın bilim insanlarıyla doludur. Ne yazık ki bu cesur ve gözü pek kişilerin birçoğu, yaptığı çılgınlıkları hayatı ile ödediğinden, bu kişileirn tanıma fırsatımız olmamıştır. Şanslı olanlar bilim tarihine adları altın harflerle yazdırmışlardır. İşte, bu altın harflerle yazılan isimlerden biri de Barry Marshall’dır.Çünkü kendisi hayvan deneyleri başarısızlığına uğrayınca, kenidisnden önceki birtakım bilim insanları büyük bir çılgınlık göstermiştir. Laboratuvarında H.pylori adrlı zararlı bakterileri yetiştirdiği petri kabını kafasına dikerek kabın içindeki tüm bakterileri bir anda sindirim sistemine göndermiştir. Üstelik bunu yaptığı sırada evli olduğunu ve evinde bekleyen dört çocuğu bulunduğunu hatırlatalım. Marshall’ın böylesine büyük bir risk almasında tek etken, içinde bir yerlerde hissettiği fikrine olan inancıydı. İçtiği bakteriler soncuunda midesinde gelişecek ülserin yaklaşık bir yıl sonunda ortaya çıkacağını düşünüyordu. Fakat bakterileri içtikten sadece üç gün sonra ülser ilk semptomlarını gösterdi…..kendisine 2005 yılında Nobel Tıp Fizyoloji Ödülü verildir” (s.115)
“Kirliliğin azalması insanları alerjiye daha yatkın hale geliyor” (s.162)
“Bir fikre eylem eşlik etmiyorsa, o fikir ancak beyinde işgal ettiği hücre kadar büyüyebilir” (s.229)
Evet, bu kitabı okurken kitabın arkasına sadece bir tek not aldım. “Açken okumayın!”. Öncelikle kitap içerisinde o kadar çok yiyecekten bahsediliyor ki, iskenderden, menemenden tutun tulumba tatlısına kadar, ister istemez acıkıyorsunuz. O yüzden gayet güzelce yemeğinizi yiyerek oturun kitabın başına.
Tahmin edeceğiniz üzere, bağırsak ve beyin üzerinde birçok kitap yazıldı, bu da neredeyse aynı konuları kapsayan bir kitap. Diğer kitaplardan farkına bakacak olursak;
Öncelikle yazarımız Serkan Bey, bizden birisi. Bu tarz bilimsel araştırmalarda (ki kendisi bu kitabı bilimsel bir kitap olarak nitelememekte) Türk bir yazardan bir şeyler okumak daha keyifli oluyor. Dediğim gibi, iskenderden bahsederken, anlattığı bütün duyguları yaşıyorsunuz. Diğer bağırsak – beyin kitaplarından farklı olarak, kendisinin yazdığı kitaplar gayet eğlenceli oluyor. Okurken hiç bir kısmında sıkılmıyorsunuz. Ve bu kitabında yer alan çizimler özellikle benim çok hoşuma gitti. Sıradan bilimsel kitap havasındaki çizimlerden ziyade gayet eğlenceli çizimler – karikatürler vasıtasıyla bizlere bizim ile ilgili bilgi veriyor. Benim gibi beslenme konusunda kendisini yetersiz hisseden kişileri de bu konuda bilgilendiriyor. Çünkü kitabın özü; Ne yersen osun… Mikrobiyotalar, şeker hastalığı, anemi, halsizlik v.s. neredeyse her şeye farklı bir bakış açısıyla bakarak, bağırsaklarımızdan öğrenecek ne kadar çok şey olduğunu gösteriyor.
Olumsuz eleştiri konusuna gelirsek; Bazı cümleleri tüm kitap boyunca o kadar çok kullanmış ki “yeter yahu, anladık” diyorsun içinden. Kim bilir belki de kafamıza sokmak içindir. 🙂 Sanırım olumsuz eleştirim bu kadar. Tabi bir de “ah be adam neden yorumlarıma, çizimlerime yorum yapmıyorsun?” şeklinde kitapezgisi serzenişi var ama onu es geçiyorum.
Sonuç olarak gayet keyifle okunabilecek, “ya kitap okuyasım var ama çok da okuyasım yok, ne okusam ki?” modunuzdayken okuyabileceğiniz kitaplardan bir tanesi.
Yıllardır asık surat bilim insanı olmanın ön koşuluymuş gibi davranan bilim insanlarının ipliği su yüzüne çıktı. Bilim eğlenerek de yapılabiliyormuş :) Yazar sindirim sisteminden olduğu kadar vücudumuzdaki diğer sistemlerden de bahsediyor. İçimizde neler oluyor? Bu olan bitenin bize etkisi ne? Felsefe tarafında ruh mu beden mi kavramları tartışılırken, yazarımız konuya başka bir bakış açısı getiriyor. Beden nedir? Bedeni gerçekten beynimiz mi yönetir yoksa bağırsaklarımız mı? O zaman insan olmak nerede başlar, nerede biter? Akıcı dili, eğlenceli üslubuyla her satırı keyifle okunan bir kitap...
Beynimizi yönlendiren asıl etkenin bağırsaklarımızda yaşayan miktobiyota yani mikrop ordusu olduğunu öğrenmek şaşırtıcıydı gerçekten. Kitaba dair akademik bilgilerden birkaçı; Rapunzel Sendromu: Saçma şeyler yeme isteği; kıl, toprak vs. gibi. Aerofaji: Yeme ve içme sırasında bir miktar hava yutulması. Borborigmus: Karnımız guruldadığında çıkan ses. Pariyetal Hücreler: Hidroklorik asit üreterek midenin içine gönderirler. Mezenter : Bağırsağın orta kısmı. Fekal Mikrobiyota Transplantasyonu (FMT): Dışkı aktarımı :) … gibi birçok bilgi öğrendiğim için kendimi şanslı hissediyorum.
This entire review has been hidden because of spoilers.
İçimizde yaşayan küçük ama etkisi büyük canlıları keşfetmek en azından varlıklarından haberdar olamak için harika bir başlangıç kitabı. Yazar dili eğlenceli tutmaya güncel benzetmeler yapmaya çalışmış ve bence sırıtmıyor. Esas meseleye gelene kadar da bir altyapı oluşturmaya çalışıyor. Kendi vücudumuz hakkında sıra dışı bilgiler ediniyoruz,ilgi duyulası ilginç bir konu.
Zaten mikrobiyoloji eğitimimden dolayı sahip olduğum bilgilerin üstünden geçmeme yaradı diyebilirim. Bu alanda eğitimi olan bireyler çok fazla beklenti duymasın. İnsanların “mikrop” dendiği an her zaman olumsuz algılaması konusuna değinilmesi, özellikle sabahları ağzımızdaki kokunun oluşma sebebi, birçok kronik rahatsızlığın temelini oluşturması gibi noktalara değinilmesi benim oldukça hoşuma gitti. Yazarın espirili bir dili var, bu da kitabı bir çarpıda bitirmeyi sağlıyor.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Son zamanlarda okuduğum (dinlediğim) en başarılı kurgu dışı kitaplardan biri oldu. Konuyu bir hikaye gibi anlatması, zaman zaman Yüzüklerin Efendisi veya Ninja Kaplumbağalar gibi fantastik hikayeler ile ilişki kurarak anlatması kitabın akıcılığını arttırıyor. Belli ki kendisi de çok iyi bir kitap okuyucusu olan yazarın bu kitabında kullandığı kurguyu çok beğendim. Kitabın sonunu da bir kurgu kitap gibi bitmesi nefis oldu.
Yazarın esprili üslubu okumayı kolaylaştırırken, konunun içinden gelen bir biyolog olarak, ortalama vatandaş için yazılan genel bilimsel bilgileri tekrar tekrar okumak zorunda kalmak yoruyor. Başlık çok iddialı ve bu konuda meraklı biri olarak çok katkı sağlayacağını düşünerek aldım elime, ancak iddiaları destekleyecek bilimsel çalışmalara yeterince yer verilmemiş olması hevesimi kursağımda bıraktı.
Herkesin anlayabileceği bir dille ve kolay anlaşılması bakımından örneklendirmeler ile yazılmış bir kitap. Mikrobiyotaya yoğun bir ilgim olduğu için biraz beklentimin altında kaldı açıkçası, bu yüzden bana asıl hitap eden son 50 sayfası oldu. İlk 200 sayfa biraz giriş gibi oldu. Herkesin bilmesi gereken önemli bilgileri güzel bir dille anlatılmış. Tavsiye edebileceğim bir kitap.