bu kadar basit ve doğru düzgün ne gerilimi ne polisiye olay örgüsü olan bir romanı ben 100 sayfada yazardım. sorry. 358 sayfa boyunca alakalı alakasız yazar hezeyanları okuyoruz.
yani ailesini yıllar evvel terk etmiş babasının ölümü ve yazarevi olarak işletilen evle ilgili işleri halletmek üzere gelen ceren’in bu işi sondaki tesadüfle çözmesi ayrı (yazar adı 3 ayrı ismin birleşimi filan), bir türlü güvenemediği insanlara karşı hop diye değişen fikirleri ayrı, araya sokuşturulan iktidar, alkol yasakları, marmara adasının feci rantsal değişimi, eski günler, solcu yazarlar, 80’lerde hapishane ve işkence, diyarbakır cezaevi ve joe, kürt sorunu, dengbejler, tüm bu politik muhabbetin ortasında yayıncılık endüstrisi, bestseller yazarları, yazarlık atölyeleri, mafyöz yayınevleri filan… yok yok. daha da sayabilirim yani.
böyle roman yazılmaz, üzgünüm. 358 sayfa bu hezeyanlarla, birbirinin aynı sesli anlatıcılarla, sıfır doğallıkla ilerleyen bol aforizmalı yapay diyaloglarla geçiyor. üstümüze boca edilen 100 yıllık tarih de cabası. ayrıca isminden polisiye bir kurgu sanılan bu romanın en zayıf tarafı da polisiye kısmı.
bence pek çok karakter de epey zorlamaydı. bewran’ın yazara yeni bir ses olması, yazarın romanın sonunda birden dengesiz birine dönüşmesi, aliço’nun zorlama kötülüğü…
romanın tek güzel yanı marmara adası’nın eski ve yeni günlerini anlatmasıydı. onda da aşırı üsttenci bir bakış var. çok garip ayarı tutturamıyor bir türlü anlatıcı. araya sokuşturulan alkol yasakları için filansa anayasa değişikliği diyorum oya hanım, maalesef. yae’cileri her şeyin suçlusu olarak görenlerden değilim ama şimdi herkesten daha muhalif kesilmelerine gıcığım.