What do you think?


Bir Acı Hikâye
Türk edebiyatının usta kalemi Halid Ziya Uşaklıgil'in sessiz çığlıklar çinde kaleme aldığı Bir Acı Hikâye, oğlu Vedad'ın ölümünden sonra duyduğu teessür ve dinmez acının anotsal bir ifadesidir. Yazarın katlanılması imkansız denebilecek ıstıraplarını haykırmak ve böylelikle biraz olsun nefes alabilmek düşüncesinden hareketle kaleme aldığı eser, edebiyatımızda trajik hissin bu denli içten, doğal anlatıldığı tek anılar toplamıdır.
368 pages, Paperback
First published January 1, 1942
About the author
Halid Ziya Uşaklıgil
71 books138 followersAltmış yıllık yazı hayatında şiir dışında pek çok eser kaleme alan Halid Ziya modern Türk edebiyatına romanları ve hikâyeleriyle damgasını vurmuş bir yazardır. Türk romanının büyük ustası olarak kabul edilir.
Edebiyata Fransızcadan ve İngilizceden bâzı küçük hikâyeler çevirmekle girmişti. Çeşitli konularda yazı ve makalelerin ardından nesir niteliğinde şiirler yazmış, bu ürünlerine “mensur şiirler” adını vermişti. Bu hazırlıklardan sonra ilk roman denemelerini yaptı.
1886-1908 yılları arasında sekiz roman kaleme alan yazar, bu türdeki ilk eserlerini Fransız realistleri ve natüralistlerinden etkilenerek yazdı. Acemilik dönemi ürünü olan ilk romanlarından sonra Ferdi ve Şürekâsı ile olgunluk dönemine girdi ve ardından Servet-i Fünûn'un edebî beyannâmesi olan Mâi ve Siyah’ı kaleme aldı.[3] Romanlarında olaya dayanan anlatım yerine kahramanların iç dünyasını sanatkârane üslûpla tahlile dayanan yeni bir anlayış benimsenmiştir.[3] Eserlerinde toplumsal mesaj verme endişesi taşımaz. Romanı, insanın iç dünyasına ait bir tür olarak görmüştür.[4]
Hikâye türünün de Türk edebiyatındaki ilk gerçek temsilcisi olarak kabul edilir.[5] Hikâyeleri, romanlarına oranla daha doğal ve yerlidir.
Roman ve hikâyeleri dışındaki en önemli eserleri anılarıdır. Türk edebiyatında anı türünde en çok eser vermiş yazarlardandır
Edebiyata Fransızcadan ve İngilizceden bâzı küçük hikâyeler çevirmekle girmişti. Çeşitli konularda yazı ve makalelerin ardından nesir niteliğinde şiirler yazmış, bu ürünlerine “mensur şiirler” adını vermişti. Bu hazırlıklardan sonra ilk roman denemelerini yaptı.
1886-1908 yılları arasında sekiz roman kaleme alan yazar, bu türdeki ilk eserlerini Fransız realistleri ve natüralistlerinden etkilenerek yazdı. Acemilik dönemi ürünü olan ilk romanlarından sonra Ferdi ve Şürekâsı ile olgunluk dönemine girdi ve ardından Servet-i Fünûn'un edebî beyannâmesi olan Mâi ve Siyah’ı kaleme aldı.[3] Romanlarında olaya dayanan anlatım yerine kahramanların iç dünyasını sanatkârane üslûpla tahlile dayanan yeni bir anlayış benimsenmiştir.[3] Eserlerinde toplumsal mesaj verme endişesi taşımaz. Romanı, insanın iç dünyasına ait bir tür olarak görmüştür.[4]
Hikâye türünün de Türk edebiyatındaki ilk gerçek temsilcisi olarak kabul edilir.[5] Hikâyeleri, romanlarına oranla daha doğal ve yerlidir.
Roman ve hikâyeleri dışındaki en önemli eserleri anılarıdır. Türk edebiyatında anı türünde en çok eser vermiş yazarlardandır
Ratings & Reviews
Friends & Following
Create a free account to discover what your friends think of this book!
Community Reviews
Displaying 1 - 9 of 9 reviews
March 2, 2024
3,5 ⭐
Halid Ziya Uşaklıgil dört çocuğunu toprağa vermiş bir baba. Otuz üç yaşında Tiran elçiliği başkatibi iken bakanlık emrine alınması kararı sonrası uyku ilacı içerek hayatına son veren Halil Vedat'in ölümü derinden sarsmış kendisini. Kitap için yazarın pek sevgili oğlu Halil Vedat hakkında bir matem dökümü diyebiliriz. Halid Ziya Bey metni kaleme almasının sebebini şöyle açıklamış; "Bunları ne için yazdım? Sadece bir sebeple: Onu doğduğu günden toprağa gömüldüğü saate kadar yaşatmak, onun hayaliyle, günlerin, yılların birbiri ardından giderek imkan dairesinde kendisiyle beraber bulunmak için..."
Yazar, çocukluğundan başlayarak Vedat'ın hayatının, karakterinin ve ölümüne sebep gördükleri "uğursuz talihinin" dökümünü sunuyor. Yaklaşık yüzüncü sayfaya kadar aile hatıratı ve gezi yazısı şeklinde ilerliyor metin. Bu kısımları Türkiye'deki ekonomik sınıf farklılıkları ve bunun yarattığı çatışmalara dair bir vaka çalışması ya da aşırı bağımlılık içeren bir baba çocuk ilişkisi olarak okuyabilirsiniz. Bahsettiğim bu iki dikkat çekici husus bence Vedat'ın ölüme gidişinde önemli bir rol oynamış ki Halid Ziya Bey kimi cümleleriyle kabul ediyor gibi bu durumu. O tabii daha çok kıskanılma, ayak kaydırma, çekememe tarafında işin.
Kitabın yarısından sonra adım adım ölüme yaklaştıkça acı ve keder daha çok hissediliyor. Halid Ziya Bey'in yeteneği ile birleşince inanılmaz etkileyici satırlar okuyoruz tabii. Tüm kalbimle dilerim ki hiçbir anne baba evlat acısı yaşamasın. Tarifi yok gerçekten yaşanılan acının.
Selim İleri'nin bu intihar çerçevesinde yazdığı bir deneme/biyografi kitabı var; Kırık Deniz Kabukları. İlk önce onu okumuştum. Halil Vedat'ın ölümü hakkında açıkça yazılıp çizilemeyen hususlar var. Merak edenler iki kitabı da okuyup araştırmayı kendileri yaparlar artık.
Halid Ziya Uşaklıgil dört çocuğunu toprağa vermiş bir baba. Otuz üç yaşında Tiran elçiliği başkatibi iken bakanlık emrine alınması kararı sonrası uyku ilacı içerek hayatına son veren Halil Vedat'in ölümü derinden sarsmış kendisini. Kitap için yazarın pek sevgili oğlu Halil Vedat hakkında bir matem dökümü diyebiliriz. Halid Ziya Bey metni kaleme almasının sebebini şöyle açıklamış; "Bunları ne için yazdım? Sadece bir sebeple: Onu doğduğu günden toprağa gömüldüğü saate kadar yaşatmak, onun hayaliyle, günlerin, yılların birbiri ardından giderek imkan dairesinde kendisiyle beraber bulunmak için..."
Yazar, çocukluğundan başlayarak Vedat'ın hayatının, karakterinin ve ölümüne sebep gördükleri "uğursuz talihinin" dökümünü sunuyor. Yaklaşık yüzüncü sayfaya kadar aile hatıratı ve gezi yazısı şeklinde ilerliyor metin. Bu kısımları Türkiye'deki ekonomik sınıf farklılıkları ve bunun yarattığı çatışmalara dair bir vaka çalışması ya da aşırı bağımlılık içeren bir baba çocuk ilişkisi olarak okuyabilirsiniz. Bahsettiğim bu iki dikkat çekici husus bence Vedat'ın ölüme gidişinde önemli bir rol oynamış ki Halid Ziya Bey kimi cümleleriyle kabul ediyor gibi bu durumu. O tabii daha çok kıskanılma, ayak kaydırma, çekememe tarafında işin.
Kitabın yarısından sonra adım adım ölüme yaklaştıkça acı ve keder daha çok hissediliyor. Halid Ziya Bey'in yeteneği ile birleşince inanılmaz etkileyici satırlar okuyoruz tabii. Tüm kalbimle dilerim ki hiçbir anne baba evlat acısı yaşamasın. Tarifi yok gerçekten yaşanılan acının.
Selim İleri'nin bu intihar çerçevesinde yazdığı bir deneme/biyografi kitabı var; Kırık Deniz Kabukları. İlk önce onu okumuştum. Halil Vedat'ın ölümü hakkında açıkça yazılıp çizilemeyen hususlar var. Merak edenler iki kitabı da okuyup araştırmayı kendileri yaparlar artık.
November 12, 2023
Bir Acı Hikaye, oğlunu yitirmiş bir babanın feryadı, olup biteni anlama, varsa suçluyu ortaya çıkarma ve hiç değilse yazı yoluyla teşhir etme, vicdanlarda yargılama isteğiyle yazılmış bir kitap. Halid Ziya Uşaklıgil, otuzlu yaşlarında genç bir diplomat olan sevgili oğlu Halil Vedat’ın intiharı ile sarsılıyor, yıkılıyor. Bu büyük acıyı yazarak paylaşmasa belki de yaşadıklarının üstesinden gelmesi mümkün olmayacak.
Halid Ziya daha önce üç çocuğunu küçük yaşlarda toprağa vermiş bir baba. Bir yönüyle evlat acısının ne olduğunu biliyor. Onların acıları da derin olmuş. O kayıplarda da acısını yazarak dindirmeye çalışmış. Sadun için “Kırık Oyuncak”ı, Güzin için “Kırık Hayatlar”ı yazmış. Ama bu kez durum daha farklı. Vedide, Sadun ve Güzin’i henüz bebekken kaybetmiş. Oysa oğlu Vedat’la birlikte birçok şey yaşamışlar. Birlikte değillerse sürekli haberleşiyor, haftada iki kez mektuplaşıyorlar. Onu idealindeki gibi yetiştirmiş. Kültürlü, birkaç dil bilen, iyi piyano çalan, iyi dans eden, çok okuyan, zevk sahibi, yakışıklı ve etkileyici bir genç. Başarıdan başarıya koşması, devlet katında önemli görevler alması bekleniyor. En özenilen mesleklerden birinde diplomaside görev alıyor. Yurtdışı görevlerine gidiyor.
Bir Acı Hikaye’de (Aralık 2012, Özgür yay.) Halid Ziya oğlunun öyküsünü doğumundan başlayarak anlatıyor. Ana eksen baba oğul arasındaki ilişkiler. Halid Ziya ünlü bir yazar olmasının yanında devlet katında da önemli görevlerde bulunmuş bir bürokrat. İttihat Terakki Cemiyeti üyesi. 1909’da Sultan Reşat’ın Mabeyin başkatibi olmuş. Ayan üyeliği yapmış. Temmuz 1912’de İttihatçı olduğu için görevinden uzaklaşmış. Tütün İnhisarı’nın idare meclisi başkanı olmuş. Vedat’la yakından ilgilenmesi bürokratik görevlerinin azaldığı bir döneme rastlıyor. Belki de daha önce hiçbir çocuğu ile böyle yakın olma fırsatı bulamamış. Önceki çocuklarını kaybetmiş olan anne ve baba Vedat’ın üzerine titriyorlar. Aşırı ilgi hem ruhen hem de bedenen hassas bir çocuk olmasına neden oluyor. “Vedat bir buçuk yaşında cılız, koca kafalı, ince boyunlu, daima üşüyen, ayaklarına galoş, sırtına kalın palto giydirilen, boynuna bir atkı sarılan, daimi takayyüd (sürekli gözetim) altında bulundurulacak bir çocuktu,” diye anlatıyor Halid Ziya. Bir erkek çocuklarının (Bülent) daha doğması Vedat’ın üzerine titremelerini engellemiyor. Kısa bir süre devam ettikten sonra üşüyüp hasta olacağı endişesi ile Vedat okuldan alınıyor ve kardeşi ile birlikte evde dersler almaya başlıyor. Fransızca, İngilizce, Almanca dersleri alıyor, piyano çalmayı öğreniyor. Halid Ziya’nın saraydaki görevinden alınması, Balkan Savaşı gibi gelişmeler bu düzeni bozuyor. Nişantaşı’ndan Yeşilköy’deki köşke taşınılıyor. Halid Ziya bir süre çocuklara kendi ders verdikten sonra, Vedat’ı ve Bülent’i yatılı olarak Galatasaray’a yazdırıyor.
1915 Temmuzunda Halid Ziya, İttihat Terakki hükümetince resmi ilişkiler kurmak üzere Almanya’ya gönderiliyor. Bu uzun bir seyahat demek. Halid Ziya karısını ve çocuklarını alıp Almanya’ya doğru yola çıkıyor. Balkanları geze geze geçip Almanya’ya ulaşıyorlar ve Almanya’yı da bir baştan bir başka konaklayarak geziyorlar. Anne ve çocuklar İstanbul’a dönüyor, Halid Ziya beş ay daha Almanya’da kalıyor. Vedat Galatasaray Sultanisi’nden mezun olurken Birinci Dünya Savaşı bitiyor. Almanya’nın yenilmiş olmasının ne gibi sonuçlar doğuracağına aldırmadan Halid Ziya, Vedat’ı ve üç yeğenini Almanya’ya öğrenim görmeye götürüyor. Yeğenler lise öğrenimini tamamlayacak, Vedat Berlin’de üniversitede okuyacaktır. Halid Ziya hemen hiç tarih vermediği gibi, birçok konuyu da üstü kapalı geçiyor. Çocukları yurtdışına götürmelerinin sebebini de açıklamıyor. Sanırım, onlar için Türkiye’yi güvenli bulmuyor. Ülkenin başına gelecekleri fark edip bir tedbir alıyor. Vedat yaşının küçüklüğüne rağmen üniversiteye kaydoluyor. Baba oğul Berlin’de yaşamaya başlıyorlar. Vedat bir pansiyonda, Halid Ziya bir otelde kalmaktadır. Almanya yenilmek üzere, müthiş bir yokluk yaşanıyor. Yeğenler İsviçre’ye gidiyor. Spartakistler ayaklandığında Halid Ziya ve Vedat Berlin’deler. Vedat İsviçre’de okumaya başlıyor. Baba, İstanbul’a dönüyor. Halid Ziya bir süre sonra oğlunun gizli bir aşk nedeniyle acı çektiğini fark ediyor. Nasıl bir ilişki olduğunu çözmeye çalışıyor, ama durumu anlayamıyor. Aşığından usanan Vedat, İsviçre’yi terk edip Paris’e gitmek istiyor. Baba bu isteği hemen kabul ediyor. Ama aşığı Vedat’ın peşini Paris’te de bırakmayacak Vedat bir daha dönmemek üzere, üniversite öğrenimini yarıda bırakıp İstanbul’a gelecektir. Halid Ziya, Vedat’ın aşığının kendinden yaşça büyük soyluluk taslayan bir kadın olduğunu tahmin ediyor ama bir türlü gerçekleri öğrenemiyor.
Vedat, Osmanlı Bankası’nda çalışmaya başlıyor. İki arkadaşı ile bir trio kurup konserler veriyor. Acı kaderini de bu müzik merakı ile Ankara’ya konser vermeye gitmesi belirliyor Halid Ziya’ya göre. Konser başarılı oluyor. Vedat, kuzeni Latife ile evlenen Atatürk’ün huzuruna Çankaya’ya çıkıyor. Atatürk önce piyano çaldırıyor, sonra da İngilizce, Fransızca, Almanca gazetelerden çeviri yaptırıyor Vedat’a. Pek beğendiği Vedat’a hariciyeci olmasını teklif ediyor. Belki de nezaketen söylenmiş bu cümle Vedat için bir hedef oluyor. Yine Atatürk’ün bir emri ile Vedat Ankara’ya geliyor, Çankaya Köşkü’nün bir misafir dairesine yerleşip Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başlıyor. Latife Hanım’la Atatürk’ün boşanmalarının ardından Vedat’ın üçüncü katip olarak Londra’ya tayini çıkıyor. Osmanlı Bankası’nda çalışan kardeşi de Londra’ya geliyor. Askere çağrılınca Ankara’ya dönüyorlar. Bülent de hariciyeci olacaktır. Bülent diplomatlık mesleğinde ilerlerken Vedat’ın peşini talihsizlikler bırakmaz. Başarılı bir memur olmasına rağmen bakanlıktan birileri, Halid Ziya’ya göre bizzat bakan onunla uğraşmaktadır. Beklediği terfileri alamaz, bir türlü yurtdışı göreve verilmez. Bülent hemen tayin olurken Vedat bekletilir. Prag’a tayini çıktığında da dört ay sonra görevden alınıp Ankara’ya çağrılır. Yenik düşen Vedat Ankara’ya gitmez babasına sığınır. Yarım kalan üniversite öğrenimini hukuk okuyup tamamlar. Dışişlerindeki görevine dönmek ister. Bakan, Atatürk emir verirse yeniden işe alırız der. Halid Ziya Ankara’ya gider durumu izah eden bir dilekçe yazar. Atatürk gerekli emir verir. Vedat, Dışişlerinde eskisinden daha iyi bir pozisyonda göreve başlar. Bir süre sonra Brüksel’e tayin edilir. Orada umduğu göreve gelemeyip bir de ağır iş yükü altında kalınca arkadaşı büyükelçi Ali Türkgeldi’nin yanına Tiran’a tayinini ister. Feci son da Tiran’da yaşanacaktır. Vedat’la uğraşanlar kimse peşini bırakmamışlardır. İmzasız mektuplarla bunaltmış, son darbeyi de işten el çektirerek vurmuşlardır. Vedat, telgrafla Ankara’ya dönmesi emrinin geldiği gece intihar eder.
Bir Acı Hikaye’yi okurken Vedat’la intihara sürükleyecek denli uğraşanlar kimlerdi diye merak etmemek elde değil. Halid Ziya, ilk sorumlu olarak dönemin değişmez Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ı işaret ediyor. Halid Ziya’nın çok sevdiği yeğeni Latife Hanım açıkça söylenmese de ikinci şüpheli. Latife Hanım, boşanması sırasında Halid Ziya’nın ve Vedat’ın kendisinden yana tavır almamasına, köşkten ayrılmasını söylemesine rağmen Vedat’ın kalmaya devam etmesine kızmış ve amcasına küsmüş. Aras’la Latife Hanım’ın da akraba oldukları söyleniyor. Vedat’ın ölümü sis perdesinin ardında kalıyor. Cenaze törenine devlet ilgi göstermiyor hatta son maaşına el konmak isteniyor. Yine Atatürk’ten bir emir gerekiyor.
Bir Acı Hikaye sisli, puslu bir kitap. Halid Ziya oğluyla yaşadıklarını, felakete giden yolda başına gelenleri anlatmış, feryad etmiş ama birçok gerçeği de kendine saklamış. Bir Acı Hikaye önce 1940’da Son Posta gazetesinde bir süre tefrika edilmiş, sonra 1942’de kitap olarak yayımlanmış. Tefrika da bir müdahale ile mi kesildi merak etmemek elde değil. Kitabın ikinci baskısı 1991’de yapılıyor.
Selim İleri Kırık Deniz Kabukları’nda (1993, 5. Baskı 2009 Everest yay.) ana eksene Vedat’ın öyküsünü yerleştiriyor. Anlatıcının piyano öğretmeni ile söyleşileri ile gelişen roman bir anlamda Bir Acı Hikaye’nin eleştirel okuması olarak da kabul edilebilir. Rahim Tarım’ın dikkati çektiği gibi Selim İleri “Bir Serveti Fünun yazarına yakışır titizlikle, satır aralarını, imaları, suskunlukları irdeler, kurcala”r ve “bir üstkurmaca ile postmodern bir eser oluştu”rur. Selim İleri çok önemli sorular sorduğu gibi birçok bilinmedik bilgi de veriyor. Bir Acı Hikaye’nin anlaşılmasında Kırık Deniz Kabukları’nın önemli bir işlevi var.
Halid Ziya daha önce üç çocuğunu küçük yaşlarda toprağa vermiş bir baba. Bir yönüyle evlat acısının ne olduğunu biliyor. Onların acıları da derin olmuş. O kayıplarda da acısını yazarak dindirmeye çalışmış. Sadun için “Kırık Oyuncak”ı, Güzin için “Kırık Hayatlar”ı yazmış. Ama bu kez durum daha farklı. Vedide, Sadun ve Güzin’i henüz bebekken kaybetmiş. Oysa oğlu Vedat’la birlikte birçok şey yaşamışlar. Birlikte değillerse sürekli haberleşiyor, haftada iki kez mektuplaşıyorlar. Onu idealindeki gibi yetiştirmiş. Kültürlü, birkaç dil bilen, iyi piyano çalan, iyi dans eden, çok okuyan, zevk sahibi, yakışıklı ve etkileyici bir genç. Başarıdan başarıya koşması, devlet katında önemli görevler alması bekleniyor. En özenilen mesleklerden birinde diplomaside görev alıyor. Yurtdışı görevlerine gidiyor.
Bir Acı Hikaye’de (Aralık 2012, Özgür yay.) Halid Ziya oğlunun öyküsünü doğumundan başlayarak anlatıyor. Ana eksen baba oğul arasındaki ilişkiler. Halid Ziya ünlü bir yazar olmasının yanında devlet katında da önemli görevlerde bulunmuş bir bürokrat. İttihat Terakki Cemiyeti üyesi. 1909’da Sultan Reşat’ın Mabeyin başkatibi olmuş. Ayan üyeliği yapmış. Temmuz 1912’de İttihatçı olduğu için görevinden uzaklaşmış. Tütün İnhisarı’nın idare meclisi başkanı olmuş. Vedat’la yakından ilgilenmesi bürokratik görevlerinin azaldığı bir döneme rastlıyor. Belki de daha önce hiçbir çocuğu ile böyle yakın olma fırsatı bulamamış. Önceki çocuklarını kaybetmiş olan anne ve baba Vedat’ın üzerine titriyorlar. Aşırı ilgi hem ruhen hem de bedenen hassas bir çocuk olmasına neden oluyor. “Vedat bir buçuk yaşında cılız, koca kafalı, ince boyunlu, daima üşüyen, ayaklarına galoş, sırtına kalın palto giydirilen, boynuna bir atkı sarılan, daimi takayyüd (sürekli gözetim) altında bulundurulacak bir çocuktu,” diye anlatıyor Halid Ziya. Bir erkek çocuklarının (Bülent) daha doğması Vedat’ın üzerine titremelerini engellemiyor. Kısa bir süre devam ettikten sonra üşüyüp hasta olacağı endişesi ile Vedat okuldan alınıyor ve kardeşi ile birlikte evde dersler almaya başlıyor. Fransızca, İngilizce, Almanca dersleri alıyor, piyano çalmayı öğreniyor. Halid Ziya’nın saraydaki görevinden alınması, Balkan Savaşı gibi gelişmeler bu düzeni bozuyor. Nişantaşı’ndan Yeşilköy’deki köşke taşınılıyor. Halid Ziya bir süre çocuklara kendi ders verdikten sonra, Vedat’ı ve Bülent’i yatılı olarak Galatasaray’a yazdırıyor.
1915 Temmuzunda Halid Ziya, İttihat Terakki hükümetince resmi ilişkiler kurmak üzere Almanya’ya gönderiliyor. Bu uzun bir seyahat demek. Halid Ziya karısını ve çocuklarını alıp Almanya’ya doğru yola çıkıyor. Balkanları geze geze geçip Almanya’ya ulaşıyorlar ve Almanya’yı da bir baştan bir başka konaklayarak geziyorlar. Anne ve çocuklar İstanbul’a dönüyor, Halid Ziya beş ay daha Almanya’da kalıyor. Vedat Galatasaray Sultanisi’nden mezun olurken Birinci Dünya Savaşı bitiyor. Almanya’nın yenilmiş olmasının ne gibi sonuçlar doğuracağına aldırmadan Halid Ziya, Vedat’ı ve üç yeğenini Almanya’ya öğrenim görmeye götürüyor. Yeğenler lise öğrenimini tamamlayacak, Vedat Berlin’de üniversitede okuyacaktır. Halid Ziya hemen hiç tarih vermediği gibi, birçok konuyu da üstü kapalı geçiyor. Çocukları yurtdışına götürmelerinin sebebini de açıklamıyor. Sanırım, onlar için Türkiye’yi güvenli bulmuyor. Ülkenin başına gelecekleri fark edip bir tedbir alıyor. Vedat yaşının küçüklüğüne rağmen üniversiteye kaydoluyor. Baba oğul Berlin’de yaşamaya başlıyorlar. Vedat bir pansiyonda, Halid Ziya bir otelde kalmaktadır. Almanya yenilmek üzere, müthiş bir yokluk yaşanıyor. Yeğenler İsviçre’ye gidiyor. Spartakistler ayaklandığında Halid Ziya ve Vedat Berlin’deler. Vedat İsviçre’de okumaya başlıyor. Baba, İstanbul’a dönüyor. Halid Ziya bir süre sonra oğlunun gizli bir aşk nedeniyle acı çektiğini fark ediyor. Nasıl bir ilişki olduğunu çözmeye çalışıyor, ama durumu anlayamıyor. Aşığından usanan Vedat, İsviçre’yi terk edip Paris’e gitmek istiyor. Baba bu isteği hemen kabul ediyor. Ama aşığı Vedat’ın peşini Paris’te de bırakmayacak Vedat bir daha dönmemek üzere, üniversite öğrenimini yarıda bırakıp İstanbul’a gelecektir. Halid Ziya, Vedat’ın aşığının kendinden yaşça büyük soyluluk taslayan bir kadın olduğunu tahmin ediyor ama bir türlü gerçekleri öğrenemiyor.
Vedat, Osmanlı Bankası’nda çalışmaya başlıyor. İki arkadaşı ile bir trio kurup konserler veriyor. Acı kaderini de bu müzik merakı ile Ankara’ya konser vermeye gitmesi belirliyor Halid Ziya’ya göre. Konser başarılı oluyor. Vedat, kuzeni Latife ile evlenen Atatürk’ün huzuruna Çankaya’ya çıkıyor. Atatürk önce piyano çaldırıyor, sonra da İngilizce, Fransızca, Almanca gazetelerden çeviri yaptırıyor Vedat’a. Pek beğendiği Vedat’a hariciyeci olmasını teklif ediyor. Belki de nezaketen söylenmiş bu cümle Vedat için bir hedef oluyor. Yine Atatürk’ün bir emri ile Vedat Ankara’ya geliyor, Çankaya Köşkü’nün bir misafir dairesine yerleşip Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başlıyor. Latife Hanım’la Atatürk’ün boşanmalarının ardından Vedat’ın üçüncü katip olarak Londra’ya tayini çıkıyor. Osmanlı Bankası’nda çalışan kardeşi de Londra’ya geliyor. Askere çağrılınca Ankara’ya dönüyorlar. Bülent de hariciyeci olacaktır. Bülent diplomatlık mesleğinde ilerlerken Vedat’ın peşini talihsizlikler bırakmaz. Başarılı bir memur olmasına rağmen bakanlıktan birileri, Halid Ziya’ya göre bizzat bakan onunla uğraşmaktadır. Beklediği terfileri alamaz, bir türlü yurtdışı göreve verilmez. Bülent hemen tayin olurken Vedat bekletilir. Prag’a tayini çıktığında da dört ay sonra görevden alınıp Ankara’ya çağrılır. Yenik düşen Vedat Ankara’ya gitmez babasına sığınır. Yarım kalan üniversite öğrenimini hukuk okuyup tamamlar. Dışişlerindeki görevine dönmek ister. Bakan, Atatürk emir verirse yeniden işe alırız der. Halid Ziya Ankara’ya gider durumu izah eden bir dilekçe yazar. Atatürk gerekli emir verir. Vedat, Dışişlerinde eskisinden daha iyi bir pozisyonda göreve başlar. Bir süre sonra Brüksel’e tayin edilir. Orada umduğu göreve gelemeyip bir de ağır iş yükü altında kalınca arkadaşı büyükelçi Ali Türkgeldi’nin yanına Tiran’a tayinini ister. Feci son da Tiran’da yaşanacaktır. Vedat’la uğraşanlar kimse peşini bırakmamışlardır. İmzasız mektuplarla bunaltmış, son darbeyi de işten el çektirerek vurmuşlardır. Vedat, telgrafla Ankara’ya dönmesi emrinin geldiği gece intihar eder.
Bir Acı Hikaye’yi okurken Vedat’la intihara sürükleyecek denli uğraşanlar kimlerdi diye merak etmemek elde değil. Halid Ziya, ilk sorumlu olarak dönemin değişmez Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ı işaret ediyor. Halid Ziya’nın çok sevdiği yeğeni Latife Hanım açıkça söylenmese de ikinci şüpheli. Latife Hanım, boşanması sırasında Halid Ziya’nın ve Vedat’ın kendisinden yana tavır almamasına, köşkten ayrılmasını söylemesine rağmen Vedat’ın kalmaya devam etmesine kızmış ve amcasına küsmüş. Aras’la Latife Hanım’ın da akraba oldukları söyleniyor. Vedat’ın ölümü sis perdesinin ardında kalıyor. Cenaze törenine devlet ilgi göstermiyor hatta son maaşına el konmak isteniyor. Yine Atatürk’ten bir emir gerekiyor.
Bir Acı Hikaye sisli, puslu bir kitap. Halid Ziya oğluyla yaşadıklarını, felakete giden yolda başına gelenleri anlatmış, feryad etmiş ama birçok gerçeği de kendine saklamış. Bir Acı Hikaye önce 1940’da Son Posta gazetesinde bir süre tefrika edilmiş, sonra 1942’de kitap olarak yayımlanmış. Tefrika da bir müdahale ile mi kesildi merak etmemek elde değil. Kitabın ikinci baskısı 1991’de yapılıyor.
Selim İleri Kırık Deniz Kabukları’nda (1993, 5. Baskı 2009 Everest yay.) ana eksene Vedat’ın öyküsünü yerleştiriyor. Anlatıcının piyano öğretmeni ile söyleşileri ile gelişen roman bir anlamda Bir Acı Hikaye’nin eleştirel okuması olarak da kabul edilebilir. Rahim Tarım’ın dikkati çektiği gibi Selim İleri “Bir Serveti Fünun yazarına yakışır titizlikle, satır aralarını, imaları, suskunlukları irdeler, kurcala”r ve “bir üstkurmaca ile postmodern bir eser oluştu”rur. Selim İleri çok önemli sorular sorduğu gibi birçok bilinmedik bilgi de veriyor. Bir Acı Hikaye’nin anlaşılmasında Kırık Deniz Kabukları’nın önemli bir işlevi var.
April 2, 2022
Yorumum İnkılâp Yayınları hakkında. Bu kadar kalitesiz, ilgisiz ve kötü bir yayıncılık olabilir mi diye düşünüyorum. Gerçi yayınevlerimiz bu konuda birbirleriyle yarıştıkları için eminim vardır.
1980'lerde kendisi de bir yazar olan Şemsettin Kutlu Beyefendi'den kitabın Türkçeye sadeleştirmesini rica etmişler; bu bey de elinden geleni yapmış. Aynı kitabı evirip çevirip kapağını değiştirip yeniden basıyorlar. Sonda bir sözlük var olmasına ama sözlükte olması gereken birçok kelime yok (gerekliliği başka hikaye).
256 ile 289. sayfalar baskıda yok. Yayınevine sorduğumda "satın aldığınız yerle irtibata geçin" diyorlar. Bir daha mecbur kalmadıkça İnkılâp'tan kitap almayacağım, aldırmayacağım.
5-10 sayfada bir yazım hatasının olduğu, "pogrom kelimesinin ne anlama geldiğini çözemedik" diye dipnotun olduğu kitabı genel yayın yönetmeninin (Ahmet Bozkurt) veya düzeltmeninin (Kübra Akalın) dahi okumadıklarından eminim diyebilirim. Kendilerine tavsiyem, kitap güzel, okuyun ama İnkılâp'tan değil, başka bir yayınevinden.
1980'lerde kendisi de bir yazar olan Şemsettin Kutlu Beyefendi'den kitabın Türkçeye sadeleştirmesini rica etmişler; bu bey de elinden geleni yapmış. Aynı kitabı evirip çevirip kapağını değiştirip yeniden basıyorlar. Sonda bir sözlük var olmasına ama sözlükte olması gereken birçok kelime yok (gerekliliği başka hikaye).
256 ile 289. sayfalar baskıda yok. Yayınevine sorduğumda "satın aldığınız yerle irtibata geçin" diyorlar. Bir daha mecbur kalmadıkça İnkılâp'tan kitap almayacağım, aldırmayacağım.
5-10 sayfada bir yazım hatasının olduğu, "pogrom kelimesinin ne anlama geldiğini çözemedik" diye dipnotun olduğu kitabı genel yayın yönetmeninin (Ahmet Bozkurt) veya düzeltmeninin (Kübra Akalın) dahi okumadıklarından eminim diyebilirim. Kendilerine tavsiyem, kitap güzel, okuyun ama İnkılâp'tan değil, başka bir yayınevinden.
January 21, 2026
Genel olarak kitapların isimlerine bakarak okuyup okumamaya karar veriyorum.
Bu kitabı da öyle seçtim. Detaylarına bakmadım.
Ama kitap bir anı kitabından çok elit zengin bir aile çocuğunun yetiştirilmesi , çocuğun üzerine çok titrenmesi ve bunun sonucunda babanın aile ilişiklerini kullanıp çocuğun işe girişleri, çocuk tarafından bakınca çocuğun beklentilerine göre iş yerinde kariyerinde ilerleyememesi ve adaletsizlik duygusu ile mobing yapıldığını söyleyerek hayatına son vermesi babasının ağzından anlatılıyor.
Benim çıkarttığım dersler :
1. Zenginsen referans olanların çokluğu nedeni ile iyi bir işe girebilirsin.
2. Hak ettiğini düşündüğün pozisyonlar olmayınca elinden oyuncağı alınmış gibi babana veryansın edebilirsin.
3. Dereleri görmeden paçaları sıvayıp kardeşinde olan imkanları kendin için de isteyerek şartların değişmesi sonrasında parasız kaldım diye babana başvurabilirsin.
4. Çok iyi meziyetlerin var , her yerde bunu gösteriyorum ve bunlar sefir olmamam içi yeterli bakış açısına sahip olabilirsin.
5. Depresyona girebilirsin baban seni düzeltir.
6. Genç iken okulu bitirmek yerine aşk meşk peşinde koşabilirsin ama aşkın meşkin yükü altında kalınca sorumluluk almayıp suçu karşı tarafa atabilirsin.
Gereksiz çok fazla yazdım ama özetle ben bu kitapta çok aciz bir çocuğun /gencin, ona aşık, üstüne titreyen babasının yardımlarına rağmen hayatta her şeyin istediği gibi olmayacağını, kardeşinin kaderi ile kendi kaderini kıyaslamasının sonucunda nereye giderse gitsin hayattan zevk alamayacağını anladım.
Kitabın yazım dili, orijinal metin olduğu için kitapta çok fazla bilmediğim kelime vardı.
Ama cümleleri okurken bağlamdan kelimelerin anlamlarını çıkartabiliyorsunuz.
İyi okumalar....
Bu kitabı da öyle seçtim. Detaylarına bakmadım.
Ama kitap bir anı kitabından çok elit zengin bir aile çocuğunun yetiştirilmesi , çocuğun üzerine çok titrenmesi ve bunun sonucunda babanın aile ilişiklerini kullanıp çocuğun işe girişleri, çocuk tarafından bakınca çocuğun beklentilerine göre iş yerinde kariyerinde ilerleyememesi ve adaletsizlik duygusu ile mobing yapıldığını söyleyerek hayatına son vermesi babasının ağzından anlatılıyor.
Benim çıkarttığım dersler :
1. Zenginsen referans olanların çokluğu nedeni ile iyi bir işe girebilirsin.
2. Hak ettiğini düşündüğün pozisyonlar olmayınca elinden oyuncağı alınmış gibi babana veryansın edebilirsin.
3. Dereleri görmeden paçaları sıvayıp kardeşinde olan imkanları kendin için de isteyerek şartların değişmesi sonrasında parasız kaldım diye babana başvurabilirsin.
4. Çok iyi meziyetlerin var , her yerde bunu gösteriyorum ve bunlar sefir olmamam içi yeterli bakış açısına sahip olabilirsin.
5. Depresyona girebilirsin baban seni düzeltir.
6. Genç iken okulu bitirmek yerine aşk meşk peşinde koşabilirsin ama aşkın meşkin yükü altında kalınca sorumluluk almayıp suçu karşı tarafa atabilirsin.
Gereksiz çok fazla yazdım ama özetle ben bu kitapta çok aciz bir çocuğun /gencin, ona aşık, üstüne titreyen babasının yardımlarına rağmen hayatta her şeyin istediği gibi olmayacağını, kardeşinin kaderi ile kendi kaderini kıyaslamasının sonucunda nereye giderse gitsin hayattan zevk alamayacağını anladım.
Kitabın yazım dili, orijinal metin olduğu için kitapta çok fazla bilmediğim kelime vardı.
Ama cümleleri okurken bağlamdan kelimelerin anlamlarını çıkartabiliyorsunuz.
İyi okumalar....
April 6, 2025
İlk yarısı bir gezi/hatıra kitabı + batıyı örnek alan zengin/aydın çevrenin içindeki bir ailenin çocuk yetiştirme hikayesi, bu konudaki hassasiyetleri vesaire. Bu kısım çok aydınlatıcı erken cumhuriyet dönemindeki bu tarz yaşayışı yansıtma açısından İkinci kısım Halid Ziya'nın iddiasına göre Vedad'ın Tevfik Rüştü Aras tarafından zorbalığa uğraması hikayesi. Bu kinin sebebi nedir, net değil. Atatürk ve Latife hanım kısmı da kısaydı ve çok net değil. Okurken sıkıldığım yerler çok oldu, ama kitap kısa bölümlerden oluştuğu için yine de kolaydı. Çok fazla eski kelime var, yine de çoğu şey anlaşılıyor. 2.5/5.
November 6, 2025
8/10
halil vedat usakligil, talihsiz bir hayat yuzunden isigi sondurulmus donemin parlak cocugu... gercekten de aci bir hikaye, vedat'a cok yazik oldu.
kitap ciktigi donemde yasaklatilmis cunku o donemin disisleri bakanligina karsi direkt suclamalar var, ki hakli suclamalar bunlar ama yuksek ihtimal bakan efendinin ve cevresinin hosuna gitmedi, yaptigi haysiyetsizligin baskalari tarafindan okunmasini istemedi de yasaklatti bu kitabi. uzun yillar da ulasilmasi zor bir kitap olmus.
bir suru kisinin vedat'i bu kadar sevmesi, onun ne kadar iyi biri oldugunu kanitlasa da bu iyilik; haset ve kinle dolmus insanlarin sirf vedat ve ataturk yakinlar diye buyuk bir kiskanclikla vedat'in hayatini mahvetmeye calismalarina engel olamadi. basina gelenlerin hicbirini hak etmeyen bu caliskan, zeki, iyi kalpli, cevresindekileri dusunen, her zaman isini layigiyla yapan cocuk en sonunda hayattan tamami ile sogutuldu ve hicbir umit oladigina kanaat getirmesine sebep oldular. gec yasta, birkac kutu ilac icerek bir daha uyanmamak uzere uyudu. arkasinda acili sevenleri, annesi, babasi, kardesi kaldi. haksizliklarla, huzunle dolu bir aci hikaye bu.
halil vedat usakligil, talihsiz bir hayat yuzunden isigi sondurulmus donemin parlak cocugu... gercekten de aci bir hikaye, vedat'a cok yazik oldu.
kitap ciktigi donemde yasaklatilmis cunku o donemin disisleri bakanligina karsi direkt suclamalar var, ki hakli suclamalar bunlar ama yuksek ihtimal bakan efendinin ve cevresinin hosuna gitmedi, yaptigi haysiyetsizligin baskalari tarafindan okunmasini istemedi de yasaklatti bu kitabi. uzun yillar da ulasilmasi zor bir kitap olmus.
bir suru kisinin vedat'i bu kadar sevmesi, onun ne kadar iyi biri oldugunu kanitlasa da bu iyilik; haset ve kinle dolmus insanlarin sirf vedat ve ataturk yakinlar diye buyuk bir kiskanclikla vedat'in hayatini mahvetmeye calismalarina engel olamadi. basina gelenlerin hicbirini hak etmeyen bu caliskan, zeki, iyi kalpli, cevresindekileri dusunen, her zaman isini layigiyla yapan cocuk en sonunda hayattan tamami ile sogutuldu ve hicbir umit oladigina kanaat getirmesine sebep oldular. gec yasta, birkac kutu ilac icerek bir daha uyanmamak uzere uyudu. arkasinda acili sevenleri, annesi, babasi, kardesi kaldi. haksizliklarla, huzunle dolu bir aci hikaye bu.
December 16, 2025
Bir kayıbın ardından kaybedilen kişiyi ve ona dair hisleri, düşünceleri, pişmanlıkları ve keşkeleri anlatan çok kitap okudum. Bu tür son yıllarda başka bir yere evrilmiş olsa da ilk başta edebiyatımızda nasıl başladığını görmek açısından güzel. Kitap kronolojik ve biraz ciddi, yaşanan gerçeği olduğu gib, anlatmaya çalışırken aslında anlatmayan, gizli bir hikayenin gizini açık etmeyen bir eser olmuş. İfadeler muğlak ve Vedad Uşaklıgil'in kimden, nasıl bir mobing gördüğü açık değil. Ancak bir babanın acı dolu cümlelerini okumak yer yer beni etkilemedi desem yalan olur. Vedad'ın hayatında hep bir aksiliğin, "bir makus talihin" olduğundan bahsediliyor ancak bazen insan düşünmeden edemiyor: MBazı şeylerin üstünde bu kadar durmaya gerek var mıydı?
September 16, 2026
Müthiş hüzünlü bir anı bu, Halit Ziya Uşaklıgil’in oğlu Vedat’ın, 35 yaşında kendini öldürmesine kadar giden süreci ve acıyı, ağıtı, hüznü anlatıyor. Bu acının arka planında, 1925’li yıllarda, diplomatların nasıl yetiştiğini, nasıl eğitim aldıklarını, görgü, bilgi ve becerilerini basıl geliştirdiğini; diplomasinin ne olduğunu ve nasıl yapıldığını okuyoruz.. ve otomatik olarak, bu kültür ne oldu da bugünkü durumuna geldi diye düşünüyoruz..
İyi bir metin.
İyi bir metin.
April 15, 2020
want
This entire review has been hidden because of spoilers.
Displaying 1 - 9 of 9 reviews







