Johnny Maxwell'i tanıyor musunuz? Tanımalısınız.
Johnny, Terry Pratchett'ın şimdiye dek yazdığı en harika karakter olabilir. Ve ismini verdiği seri de, hâliyle, en harika serisi.
On iki yaşında, yalnız bir çocuğun -ve arkadaşlarının- başından fantastik, bilimkurgusal maceralara odaklanan JM Serisinin bu ilk kitabı bizi ta 90'lı yıllara, Körfez Savaşına götürüyor; hem de bilgisayar oyunlarıyla ve Alien filmleriyle iç içe bir atmosferde. Savaş karşıtlığı, etik yargılar, ötekileştirme, sanallık ve gerçeklik gibi derin konuları bir grup bilinçli çocuğun goygoyları üstünden başarıyla anlatan, olağanüstü bir serüven.
Laf olsun diye değil, gerçekten öyle.
Şiddet içerikli oyunların, filmlerin, müziklerin falan şiddeti körükleyip körüklemediği uzun yıllardır süregelen bir tartışma. Şimdilerde biraz duruldu aslında, fakat hatırlayanlar hatırlayacaktır ki bu tartışma aslında doksanlı yılların satanizm temalı reality showlarına kadar uzanır. (Cidden, 90’larda o ne furyaydı öyle...) Elbette boş bir tartışma bu. Hemen her konuda, tartışma adabını bilmeden yaptığımız hemen her tartışma gibi, boş. Çok iyi hatırlıyorum: Üniversitedeyken hocanın biri, 2003’teki Irak savaşına giden ABD askerlerinin metal müzik dinleyerek motive olduğunu söylemişti derste. Neyse ki hemen o anda, uzun saçlı, deri ceketli bir metal neferi çıkıp o çok bilen okutmanın ağzının payını vermişti, ama... Nasıl boş bir yorumdu o! Bomboş, bommmboş. (Gerçi düşününce... cehaletin, en uzak kalması gereken yerlerden bile yayılabildiğini göstermesi açısından yararlı bile sayılır, evet.) Yıllarca anlatmaya çalıştık biz de hep birlikte: Önemli olan, ürünün niteliği değil; ürünün nasıl alımlandığı. Nasıl bir insan olunduğu. “Bu icat kötü ellere geçerse işimiz bitti!” demek, işin kolayına kaçmak olur; üretim ve düşünüm biter, insanlık ilerleyemez olur.
Johnny Maxwell de işte bu minvalde düşünerek beni fazlasıyla sevindiriyor neyse ki. Aslında ne savaşan askerler savaşmak, ölmek ve öldürmek istiyor, ne de izleyen insanlar bunları izlemeyi arzuluyor. Fakat inandırılmışız işte, kanıksatılmışız savaşın hayatımızın kaçınılmaz, normal bir unsuru olduğuna.
Müthiş mesajı ve müthiş mizahıyla, müthişten de öte bir kitap, İnsanlığı Ancak Sen Kurtarabilirsin. (Çünkü, normal yani, müthiş kere müthiş müthişkare yapar.)