Hayatını altmış metrekarelik salonunda, kitaplar arasında geçirmiş bir adamın gazeteye ilan vermesiyle başlıyor hikâye. Ama öyle bilindik ilanlardan değil: bir asistan ilanı! Unutmak istemiyor bu adam. Okuduklarını, izlediklerini, dinlediklerini... Biriktirdiklerini. İstiyor ki hatırlasın, “genç asistanı” hatırlatsın ona hepsini. İstiyor ki bir sanat eseriymişçesine yaşadığı hayatı gerçekten de bir sanat eserine dönüşsün, kitaplaşsın. Okunsun, bilinsin, hatırlansın.
Kınoğlu, sanata ve sanatçılara bir saygı duruşunda bulunuyor romanında; edebiyatın, felsefenin, müziğin anlam kattığı yaşamı, yine onların imkânları dahilinde anlamlandırmayı arzuluyor.
“‘Evet, beyefendi. Asistanınız sizi dinliyor. Yürümek...’ ‘Birisiyle yürümek?’ ‘Benimle.’ ‘Hafifletiyor. Anlatmak istiyorsunuz. İçinizde, düşüncelerinizin derinliklerinde uyuyan şeyler hareketlenmeye başlıyor. Gülüşmenin sıcaklığında cesaret buluyorsunuz. Mutlu bir itiraf gibi. Sevildiğiniz için affedileceğinize dair inancınız tam. Onun koluna girip caddelerde süzülmek, vitrinde kendi yansımanızı görüp o an var olmanın, yaşamın tadını çıkarmak... Sorulara hızla cevap verebilmek... Yapabilirim duygusuna yeniden kavuşmak. Kalbinizdeki boşluğun dolması. Karlar altında kalmış bir ağacın yumuşak bir rüzgârla hafiflemesi. Derin bir nefes alıp, bunu unutmamam lazım diye geçirmek içinden…’”
1990 yılından beri Devlet Tiyatroları sanatçısıdır. Pek çok tiyatro ödülüne değer görülen sanatçı tiyatroda Caligula, “Ben Ruhi Bey Nasılım?, “Benerci Kendini Niçin Öldürdü? oyunlarındaki performansı ile; televizyonda Tatlı Hayat, Acemi Cadı dizilerindeki rolleri ile tanınır.
Tiyatronun yanı sıra müzik ve edebiyat alanında çalışmaları vardır. Sanatçı, bir caz grubunda tenor saksafon çalarak sahne alır. Hayatını altmış metrekarelik salonunda, kitaplar arasında geçirmiş yalnız bir adamı konu edinen Armağan başlıklı romanı 2022'de yayımlanmıştır.
Celal Kadri Kınoğlu'nun ilk romanı Armağan, hayattan elini eteğini çekmiş; edebiyata, müziğe, felsefeye sığınmış bir adamın öyküsünü anlatıyor. Bu adam hayatta zihninde biriktirdiği her şeyi kağıda dökmek, hayatını, öğrendiklerini kayda almak arzusunda, bunun için alışılmadık bir yönteme başvurup gazeteye ilan veriyor: "bir asistan arıyorum."
Ve o ilana cevap veren bir genç kadın, Alev giriyor hayatına. Kitap boyunca adamla Alev'in gelişen ve boyut değiştiren ilişkisini okuyoruz ve bir yandan da hayatı boyunca adamın beslendiği kaynakları keşfediyoruz.
Okuduğum yorumlarda özellikle genç kadının ikna edici olmadığını belirten görüşler vardı, ben öyle düşünmüyorum. Her ne kadar bir parça fazla idealize edilmiş olsa da, bence o genç kadın pekala mümkün olabilir ve öyle bir adam da böyle bir kadını tam da bu şekilde idealize eder zaten.
Ancak ben asıl adamın kendine inşa ettiği entelektüel mabedi ve onun anlatıldığı kısımları çok sevdim. Özellikle Alev'in kütüphaneyi düzenlediği ve adamın okuyup sevdiği isimlerin her birinin AKM'de bir törene geldiklerini hayal ettiği kısım o kadar güzel yazılmıştı ki, yüzümde kocaman bir gülümsemeyle okudum bu bölümü ve kendi kütüphanemdeki insanları zamanı bükerek öyle bir salonda toplasam ne olurdu diye hayal ettim, bayıldım bu fikre. Her bir karakteri müthiş anlatmıştı, hele ki Zizek'in konuşma yaptığı bölüm çok komikti, şahaneydi.
Ezcümle, bir saygı duruşu olarak sevdim ben bu kitabı. Kızına armağan olarak yazdığı için, özellikle çocukluk bölümlerinin otobiyografik unsurlar da taşıdığı apaçık, o açıdan da hoşuma gitti metin. İşte böyle.
Yok, hiç beklediğim gibi çıkmadı bu kitap. Ne asistana ne de aralarındaki ilişkiye inandım. Arka kapağında söylediği gibi sanata ve sanatçılara bir saygı duruşuna tanık olmaktan çok, üstüme isimler boca ediliyormuş gibi hissettim. Kısaca anlatılan anılar, sanattan bahsedilen yerler ve bir yerden sonra bolca sıralanan aforizma benzeri cümleler arasında bir bütünlük kuramadım.
Güzel bir fikirle yola çıkılmış ancak anlatı fazla derinleşemeden, anlatıcı/ana karakter pek de kendi meramını anlatamadan seyrediyor. Arka kapakta, okuyucuya söz verilenler pek de gerçekleştirilmemiş oluyor dolayısıyla. Yer yer biraz cinsiyetçi ve elitist gözlemler ve bahisler var. Hayatını okumaya ve kendini entelektüel anlamda geliştirmeye adamış bir kişinin bu yorumları yapıyor olması da karakter gelişimi/yapısı açısından bir inandırıcılık sorunu doğuruyor.
Beğenerek okudum. Akıcı ve keyifli. Özellikle çocukluk yıllarımı, özlediğim o özgür, bağımsız ve tamamen keyfi hallerimi hatırlattı bana. Çok paralellik yakaladım kendi cocuklugumla yazarın çocukluğu arasında. Bir yandan kitaplarla kurduğum bağı benzettim bir yandan neyseki o kadar da yalnız değilim diye şükrettim, sonra da henüz diye ekleyip, umutsuzluğa kapıldım. Sonuçta, kitabı okurken, yazarla sıkı bağ kurabildim, çok şey paylaştım kendi çapımda. Hoş bir yolculuk oldu benim için...
İlk roman için çok başarılı bir yapıt oluşturmuş Celal Kadri Bey. Kabuğunda yaşayan bir insanın gazeteye verdiği asistan ilanıyla kabuğundan yavaş yavaş çıkışı… Özellikle de Alev’in kütüphaneyi yenilerken Zizek’in ağzından sunuş yaptığı bölümü ayrı bir beğendim. Başarılarının devamını diliyorum.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bir babanın kızına verebileceği en güzel hediye: Yazar kah entellektüel birikimlerini kah yaşamından bazı ‘an’ları kurgulayarak hikayeleştirmiş. Basılmasa bile herkesin benzer bir tür metin deneyebileceği bir çalışma. 🦋
Bir tiyatro oyunu izler gibi aktı. Elindeki hayatı yaşamış, daha sonra bu hayatla ne yapacağını bilememiş bir kahraman hayatını armağana dönüştürüyor. Gözümün önünden akan tiyatral sahnelerle devam eden bir kitap
Boşluk hissi; ruhun koparıldığı yeri özleyip artık onu hatırlayamamasıyla derinleşir. Kalbi kalabalıktır insanın, sadece sana güç veren sesi dinle. Doğru yer neresi ? Önemli olan; birisinin yanında, bir evde, bir şehirde ve bir ülkede kendini değerli hissetmen, kendine inanmandır. Çok tuhaftır hayat. Bazı sınavları iyi ki kazanamamışız deriz sonradan. Genellikle sıkıntıdan patlayacağımız ihtimallerdir onlar. Yapayalnız, salondaki kanepede, televizyon ışığında kendine acıyarak uyumaya çalışsan da… Unutma. Yanlış bir aşk teselli etmeyecekti seni. Hayatta yalancı, tembel ve kaba insanların yıktığı umudumuzu, sanatın ülkesine kaçıp, içimizdeki iyiliği ve sevgiyi hatırlayarak yeniden buluruz. Durup hatırlamaya, düşünmeye ve inzivaya zaman tanı. Beyninin kıvrımlarına yerleştirip, hayal gücüyle geliştiremiyorsan sürdüremezsin hiçbir anlamı. İçinde büyütmek için hatırlaman gerekir. Çok şeyi seven, çok mutlu olur. Arada bir akıp giden zamanın dışına çıkıp da hayatını nasıl yaşadığına bakman gerekir. Eserine karşıdan bak. Başkasının acısını hissedememekten kaynaklanan utanç, ahlakımızın temeli olmalıdır. Romantikler, anlamı ölmekten kurtarır. Karamsarlığın kökeninde yaşamı zehirleyen, itiraf edilmemiş bir tembellik vardır. El alem ne der bir taşra kaygısıdır. Özgür yaşamı sakatlar. Ve taşra coğrafi değil, zihinsel bir kavramdır. Yaşam yaşanmadan önce boş. Senin eserin olacak dolunca.
Celal Bey’e bu kitabı yazdıran motivasyon çok tatlı ve anlaşılır; fakat özkurmaca türünde bir roman yerine bir anlatı kaleme almasını tercih ederdim. Flu tv’deki sohbetlerini dinlemekten keyif alıyorum, zihninden geçenlerin değerli olduğunu düşünüyorum. Fakat bu kitapta hedefi tutturamamış; anlatmaya çalıştığı dert eksik ve dağınık kalmış.
Orta yaşlı ana karakterin anlatıları ve iç geçişleri, hayatını yazma amacıyla işe aldığı asistanı Alev’den ve bir de katıldığı radyo programı sunucusu tarafından sorulan sorularla şekilleniyor. Kullanılan teknikle ilgili diyecek bir şeyim yok ama bir adamın neredeyse verdiği her cevabın “of, çok iyi!” çok etkileyici, bilge ve entelektüel bulunmasını gerçekçi bulmuyorum. Ana karakterin gençler tarafından hızlıca hayran olunan birine dönüşmesini sağlayan büyüyü peşi sıra söylenen aforizmalara dayandırmak en sade tabiriyle karşısındaki karakterleri saf yerine koymaktır. Bu tercih ayrıca ana karakterin derinleşememesine de sebep olmuş. Celal Bey’in kaleminden daha iyilerinin çıkabileceğini düşünüyorum.
Kimse tarafından fark edilmemiş, kendi dünyasında kitapları ve plaklarıyla yaşayan yalnız bir entelektüelin hikâyesi; hayatı boyunca biriktirdiği entelektüel sermayeyi bir nevi kayda geçirmek adına kendisine bir asistan arayışıyla başlıyor. Kahramanımızın amacı, görünür olup bir zümrenin dikkatini çekmekten ziyade, dağınık yaşam tarzını bir düzene sokmak. Tabii ki kendi entelektüel beğenisine sahip insanlara da ilham vermek istiyor; ancak bunu yaparken asıl gayesi şan, şöhret ve para gibi değer vermediği kavramları elde etmek değil.
Celal Kadri Kınoğlu'nun kendine has anlatım tarzı ve edebî diliyle harmanlanan bu kitap; yazarı tanıyan, tiyatro ve kitap gibi eserlerini takip eden okurlar için oldukça etkileyici bir çalışma olmuş. İyi haber kendisinin şu sıralar yeni bir aşk romanı üzerinde çalıştığının haberini aldım. Umarım yakın zamanda bu yeni romanı da okuma şansını yakalarım.
ELJames - Grinin 101 Tonu'nun entel versiyonu. 20 yaşındaki hatunu yatağa atmak için 60 yaşındaki megaloman amcanın Hürriyet Kelebek ekindeki kültür- sanat haberleri tadında yazdığı bir kitap sanki. Ben sevemedim, kitabın muhatabı da ben değilim belli:) Not: Sonradan bu romanı kızı için yazdığını öğrenince geçmişini 20 yaşındaki sevgilisine değil de kızına yazdığını anladım. Kitap konusundaki fikrimi çok da değiştirmedi bu bilgi. Storytel'den kendi sesinden dinledim, o da beğenmeme nedenlerimden biri , fazla oh, ah nidaları ve eski Türk filmi tonlaması dolu.
Hayatımda okuduğum/dinlediğim en "Beyaz Türk" roman. Cem Yılmaz'ı "Do Not Disturb" filmindeki isabetli oyuncu seçimi dolayısıyla tebrik ederim, muhtemelen Celal bey'e rolü vermeden önce kitabı okumuş.
Yazarı tanıyor ve seviyorsanız bu kitabı da seversiniz. Hayatın içinde boşlukta ya da kaybolmuş hissedenlere eşlik edebilecek ve gereken farkındalığa sahipseniz ben bu hayatta ne yapıyorum dedirtebilecek bir kitap. 1 günde akıcı bir şekilde keyifle okudum.
Üstadın denemesini severek okudum, içinde hem kendi biyografisi hem de gelecekle ilgili hayalleri saklı gibiydi. Umarim hazırda başka çalışmaları da vardır ve bizlerle paylaşır.
Celal Kadri Kınoğlu’nun kendi sesinden, kendi yazdığını dinlemek muhteşem. Daha gerçeklik katmış. Online okumayı yaptıktan sonra, kütüphanemde yerini alması gerektiğini düşünerek kitabını aldım.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Sürekli gittiğim kitapçıdaki satış görevlisi mutlaka kitap önerilerinde bulunur bana, önerdikleri de gerçekten güzel çıkmıştır bu zamana kadar. Bu kitabı da “Bir şans verilebilir” demesi üzerine okudum.
Şans verdiğim için pişman değilim ama bayıldığımı da söyleyemem. Aforizmaların sağlı sollu kroşe çakması, bu kadar literatüre rağmen bazı elitist yaklaşımlar hoşuma gitti mi emin değilim.
Kitapta geçmişe özlem, eski İstanbul’a özlem var. Eski İstanbul’a dair mekan anektodlarının verilmesini seviyorum. Karakterimizin bunlara duyduğu özleme de hak veriyorum ama günümüz alışkanlıklarını, yeni neslin bazı ifadelerini bu kadar sert bir dille eleştirmesi bana biraz abartı geldi.
Kitapta ayrıca bolca yazar, müzisyen, şarkı ismi bulacaksınız.
Bir oturuşta bitirilebilecek, altını çizecek cümleler bulabileceğiniz, ana kavramlar üstüne kısa da olsa kafa yorabileceğiniz bir kitap arıyorsanız okuyun derim.
Celal Bey'in kitabını hevesle aldım, kendi zevkleri beğenilerini hikayeye yedirmiş. Sonlarındaki erotik anlatılar biraz midemi bulandırdı açıkçası. Kızım için yazdım dediği bir kitapta abartılı sahneler gerçekten rahatsız ediciydi ve beni Celal Bey'den soğuttu. Önceden youtube'da programlarına sohbetlerine denk geldikçe durur izlerdim kitaptan sonra atlamaya başladım.