“Korkma, Güzel Rüyalar da Var” adı altında bir araya getirdiği on altı öyküsünde Mehmet Can Şaşmaz büyüyen yalnızlıkları, süregiden yoksunlukları, bitmeyen sevgi arayışlarını, aranan onurlu yaşamları, eksilen adalet ve merhamet duygusunu derinden derine içimize işliyor.
“Korkma, Güzel Rüyalar da Var” öyküyü öykü yapan incelikleri, farklı anlatım biçimlerini, çarpıcı etki yaratmayı başarmış bir yazarın verimleriyle yüklü.
“Kimi zaman romanımın okunmayan yüzlerce dosyadan biri olduğunu düşünüyorum. Ama bunca köhne yazar nasıl kitap yayımlatıyor, anlamıyorum. Sanki onlar editörlerle eş dost, İstanbul’da birbirini arıyor, Beyoğlu’na içmeye gidiyorlar da ben taşrada tokuşturulmayan bir kadeh yalnızlığındayım.”
1985 yılında Edirne’de doğan Mehmet Can Şaşmaz Adam Öykü, Notos, Sanat Cephesi, Galapera Öykü, Kül Öykü, Tigris, Bajar, Lâl Kültür Sanat, Mavi Melek dergilerinde yayımladığı öyküleri, Çeşitli Yalnızlık Söylentileri (2008) adlı öykü kitabı ve Güzey (2014) adlı romanıyla tanınıyor.
mehmet can şaşmaz ilk kitabından beri takip ettiğim bir yazar. ilk öykü kitabından sonra bir roman gelmişti ve neden bilmem pek uyuşamamıştık. şimdi, epey uzun bir aradan sonra yeniden öyküler geldi. “korkma, güzel rüyalar da var” farklı bir yayıneviyle, yky’yle geldi. 80 sayfalık bu kitapta 16 öykü var. tabii bu kadar öykü yky’nin o okunması zor puntosu ve bırakmadığı sayfa boşluklarıyla olabiliyor :) mehmet can şaşmaz bazen olaylara, bazense duygulara, iç konuşmalara dair öyküler kurgulamış. yaşadığı şehir ve mesleği öykülerde sıklıkla karşımıza çıkıyor ki bence bu gayet güzel bir şey. hatta ilk öyküde komşu teyzenin danışanların anlattıklarını yazması önerisi müthiş, çünkü biliyoruz ki yapan var 😂 ilk öykü “barbunyaların özel hayatı” yazar olmaya, hayallerle gerçeklerin çatışmasına ve evliliğe dair çok güzel bir öykü. ki kitapta evliliği tüm çıplaklığıyla anlatan pek çok öykü var. “belediye öykücüsü” hikayesiyle çok tatlı mesela ama “ka” öyküsündeki hikayeyi ben öykü türü için fazla uzun ve karmaşık buldum. mehmet can şaşmaz aslında öykülerdeki sekse ve cinselliğe dair imgelerle edebiyatımızda pek eksik olduğunu düşündüğüm erotik edebiyata doğru yol alabilir sanki. cesaret gerekir mi? evet. ama ben özellikle erkek karakterlerin samimi düşünceleri, hayalleri, fantezilerinde bunun ışığını görür gibi oldum. yalnızlık, sevgilisizlik, toplumsal kurumlara saplanıp kalma ve bazen memuriyet öykülerin başlıca odak noktaları. şaşmaz ilk kitabındaki gibi hasta olan çocukları, gençleri anlatmakta, onların duygularını aktarmakta çok mahir. son öykü “rüya ustası” buna dair görkemli bir kapanış gibi. eksikleri olduğunu düşünüyorum. eş kelimesindense karı-koca kelimesi bence öyküye daha çok yakışıyor. “ayrımında olmak” kalıbı çoook sık kullanılıyor. bir de gereksiz benzetmeler bazen fazla gelmiş öykülere. ve devrik cümle kullanımı azaltılsa süper olur :) bir de maddi hatalar, anlatıcının önce koştuğu, sonra fiziksel engelden dolayı koşamadığını belirttiği bir öykü var mesela. bazıları bence editör eksikleri. şimdi asıl eleştirime geliyorum: koskoca yayınevi bunca tashihi nasıl yapar? yanlış anlamda kullanılmış naif’i düzeltmez? an sözcüğünü karışacağı durumlarda şapkalı yazmaz? bence hakkaten koca banka yayınevi için çok ayıp şeyler ama bu yayınevinin hiçbir eleştiriyi dikkate almadığını da biliyoruz maalesef. susuyorum ve mehmet can şaşmaz’a arayı bu kadar açmamasını söylüyorum :)
“Benim bildiğim insanlar tatil yerlerinden buzdolabı magneti filan alır gelirdi. En fazla otel banyolarındaki küçük şampuan şişelerini aşırırlardı ama Gülcan’ın üstünde portakal bahçelerinin kokusu, gözlerinde pırıl pırıl yakamoz… Ne yapmışsın böyle Gülcan, Akdeniz’i getirmişsin, sence fazla değil mi?”
Eğlenceli, bazıları heyecan verici, ufak oyunlarla bezeli hikayeler. Keyifli bir okuma deneyimi vaat ediyor. Bir puanı nereden kırdım peki? "Ben (eski?!) solcuyum, ona göre" diyen satırlar yüzünden. Sağdan neden yazar, romancı, öykücü çok az çıkıyor, onu sonra tartışırız ama edebiyat piyasasındaki solculuk fetişi çok yoruyor beni.