“Ülkemiz son 20 yılda büyük bir değişim yaşadı. Toplumu derinden etkileyen ve endişeye sevk eden bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Rejim değişti; hukuk, demokrasi, laiklik tahrip edilerek otoriter bir yönetim kuruldu. Ben bu durumu ülkemize doğru gelen bir kasırgaya benzetiyorum. Ülkemize doğru bir kasırga gelirken kim ne yaptı? Ne tür siyasi olaylar yaşandı? Bu kasırganın tahribatını en aza indirecek tedbirler niçin alınamadı ve ülkemiz bu hale nasıl geldi? İşte bu sorulara bildiklerim, gördüklerim, tanıklıklarım ve yorumlarım çerçevesinde cevaplar aramaya çalıştım.”
Levent Gültekin, Türkiye’nin son 20 yılının en önemli olaylarını masaya yatırıyor…
CHP lideri Deniz Baykal’ın desteğiyle Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılması, AK Parti’ye kapatma davası açılması, 27 Nisan Muhtırası ve Cumhuriyet mitingleri, Ergenekon/Balyoz davaları, 2010 Anayasa değişikliği, Gezi olayları, Hendek savaşları, 2015 seçimlerindeki tuhaf olaylar, 15 Temmuz Darbesi, 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki şaşırtıcı oyunlar…
Yaşanan olayların akışındaki bütünlük, bu akışı bozacak her engelin ustalıkla ortadan kaldırılması, kimi muhalif siyasi aktörlerin bir andaki tutum değişikliği akla iki ihtimali getiriyor: Ya herkesi oyuncuya dönüştüren bir senaryo var ve ustalıkla uygulanıyor ya da Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanına benzer bir durum yaşıyoruz. Yani kasabada bir cinayet işleneceğini herkes biliyor ama kimse bir şey yapmıyor ve sonunda o cinayet işleniyor. Bütün bu olayların arka planı bize, bundan sonra neler olabileceğinin işaretini de veriyor. Bu kitap bir anlamda Türkiye’nin Ortadoğululaştırılma sürecini hikâye tadında anlatıyor. Kasırga, okuru, yaklaşan tehlikeye karşı uyarmak üzere kaleme alındı… Bu gidişatı durdurmak, ülkemizi yeniden herkes için yaşanabilir bir ülke haline getirmek için…
1972 yılında Ardahan’da doğan Levent Gültekin, ilk, orta ve lise öğrenimini Ardahan’da gördü. Üniversite eğitimi Eskişehir Anadolu Üniversitesi - Kamu Yönetimi bölümünde, yüksek lisans eğitimini ise Konya Selçuk Üniversitesi - Uluslararası ilişkiler bölümünde tamamladı. Gazeteciliğe 1994 yılında Yeni Şafak gazetesinde başladı. 1995’de Yeni Şafak gazetesinin reklam müdürü oldu. 1998 yılın Yeni Şafak'tan ayrılarak Haber Postası adlı günlük bir gazete çıkardı ancak bu ayrılık kısa sürdü. 1 yıl sonra Yeni Şafak gazetesine Genel Müdür olarak geri döndü.2000 yılında Yeni Şafak'tan ayrılan Gültekin, Gerçek Hayat adlı bir dergi kurdu. 5 yıl boyunca Gerçek Hayat derginin hem yayın yönetmenliğini hem de sahipliğini yürüttü.
2007 yılında Star Medya grubunda İcra Kurulu Başkan Yardımcısı olarak işe başladı. 2009’da Star Gazetesinden istifa edip dil eğitimi için Londra’ya gitti. 2010 yılında Londra'dan döndükten sonra, medya grup başkanı olarak Cine5’te çalışmaya başladı. 2010’un ortalarına doğru Cine5’teki görevinden ayrıldı.
internethaber.com ve Gazeteciler.com sitelerinde uzun yıllar yazarlık yapan Levent Gültekin, 2015 yılında kendi isteğiyle bu gruptan ayrılarak Diken'de yazmaya başladı.
Tespitler oldukça isabetli olmakla birlikte en fazla 60-70 sayfa tutacak bir kitap, döne döne aynı fikirlerin ve olayların anlatımıyla 250 sayfayı aşmış. Yine de önemli noktalara işaret etmesi bakımından okunmasında fayda görüyorum.
Gerçekten ne saçmalamış bu adam acaba diye meraktan gittim okudum.
Seçim sürecinde komplo teorileri, kullandığı dille, elimizden hiçbir şey gelmez biz çimeniz, filler bizi ezecek tarzıyla, aslında zamanında mensup olduğu muhafazakar çerçevesini bırakamadığını görüyorsunuz.
Oysa bilmiyor ki sevgili Gültekin, insanlara kendilerini küçücük hissettirmek, büyük komplo teorilerinin kuklaları gibi hissettirmek bir iktidar söylemidir.
“Kendi yapabileceklerimize bakalım sebatkarlığı” nı unutturan kitapları sevmiyorum. Büyük hikayelere bakmaktan sıradanı, gündeliği unutan insanları sevmiyorum. Bir de bu insanların “ya ben de sistemi eleştiren biriyim” demelerinden nefret ediyorum.
Siyasi islamın nasıl dominant hale geldiğini oldukça tarafsız bir şekilde analizini yapan bir kitap. Yazarın kendisi aşırı muhafazakar kesimde yetişmiş; ancak yaşı erdikçe bunun din ile değil iktidara geçme hırsı ile ilgili olduğunu farkına varıyor. Hukuk, demokrasi, eğitim ve laiklik tahrip edilerek halk kutuplaştırıldı ve otokratik bir sistem kuruldu.
İslami kesim de kendi arasında çeşitli fraksiyonlara ayrılıyor. En kaba ayrım; aşırı islamcılar (Akit gazetesi çizgisi) herkes islamlaştırılmalı, laiklik yok edilmeli, cumhuriyet yıkılmalı görüşünde. Diğer tarafta ise (Yeni Şafak çizgisi) sadece yöneticiler islamcı olsun, bizim islami değerlerimiz dışlanmasın, biz de cumhuriyet ile, laiklik ile barışık bir şekilde yaşarız.
Laik kesmin, tüm islamcıları aynı kefeye koyarak Atatürk ilkelerini savunacağım diye muhafazakar kesmi dışlaması, küçümsemesi ve hakaret etmesi, ılımlı kesmin iyice aşırı dinci tarafa kaymasına sebep olmuştur. Aşırı dinci taraf ümmet kardeşliğini savunmakla beraber, Hz Aişe ile Hz Ali'nin bile, Hz Osman ile Hz. Ömer'in bile kardeş olamadığı bir iktidar savaşı gerçeği vardır.
Atatürkçü kesim; laikliğin bu toplum için hava kadar, su kadar önemli olduğunu, Cumhuriyet felsefesinin amacını, niyetini anlatamadılar. Anlatmak için sahici bir çaba da göstermediler, sadece Cumhuriyet'in sahibi olmakla övündüler ve laikliği baskı aracı olarak kullandılar.
Bu gelişmeler önceden bas bas bağırarak geldi, kasırga gibi toplumu darmaduman etti. Ve aydın olan herkes bu kasırganın farkındaydı. Ya büyük senaryoda kendilerine biçilen rolü oynuyorlardı ya da Gabrial Marci Marquez'in Kırmızı Pazartesi romanı gibi, kasabada cinayet işleneceği bildirilmesine rağmen, kimse müdahale etmiyor, seyrediyor ve cinayet işleniyordu.
Amin Maalouf, kendi ülkesi Lübnan'ı "ulus olma kabiliyetini yitirmiş, herkesin birbirine düşman olduğu, kendi çıkarını üşle çıkarının önünde gören insanların ülkesi" şeklinde tanımlıyor.
Levent Gültekin herkesin mahallesinden çıkıp beraberliğe bir adım atma mahalle yerine bir ülke zamanının geldiğini anlamamız için anılarını yazıyor ve kısa bir kronoloji koyuyor. Konuşmalarını dinleyen , sosyal medyadan takip edenler için yeni bir bilgi olduğu söylenemez. Ama okunuyor , kitap kısa bir konuşma gibi akıcı. Kısa olabilirdi. Ama bu kötü olduğunu göstermez.
Her zaman aynı kalan değil ama değişen insanların hikayelerini daha anlamlı buluyorum. O yüzden Gültekin'i samimi buluyorum. Hisleri ve endişelerinin aynısını paylaşıyorum.Ama politikacıların seçimleri ve partileri kontrol eden gizli bir ele pek inanamadım.
Öncelikle 256 sayfa olsun diye çok fazla tekrara düşülmüş, bunu gözardı ederseniz (ki zaten 90 dakikada biten bir kitap) değişik bir bakış açısı kazanmak için öneririm.
Spoiler Belediye seçimleri konusunda yazara katılmıyorum. Nasıl RTE ülkeyi adım adım tek adam rejimine geçirdiyse, adım adım da kaybedecek. Toplum dinamik bir yapıdır, 2002, 2015, 2018, 2019 ve 2023 de halkın bakışı aynı olmadığından aynı sonuçlar beklenmemeli, aynı politik yaklaşımla da devam edilmemelidir.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Acaba sevgili Gültekin neler yazmış diye meraktan alıp okudum. Kitabı özetleyecek olursak 50-60 sayfa sürecek şeyler uzun uzadıya yazılmış, dili basit son dönemlerde yaşanan olaylar anlatılmış, katıldığım noktalar var tabiki ve bu seçim sonucuna da bakınca tezinde haklı çıktığını görüyoruz. Arkadaşıma al kitabı sen de okursun diye verdim, bir gün evine gittiğimde çay altlığı olarak kullandığını gördüm 😂😂😂 kitabı gidin alın demem ancak elinize geçerse okuyabilirsiniz.
Analiz, gözlem ve tespitlerin yerinde olduğunu söylemeliyim kitap bu açıdan amacına ulaşıyor. Gerçekten de bu kadar tesadüfün bir araya gelmesi normal değil. Ya gerçekten ülkecek akıl tutulması yaşıyoruz ya da bir plan tıkır tıkır işliyor. Ancak yalnızca 3.kısım bile bütün bir kitabın özeti niteliğinde olduğundan 60-70 sayfa olsa bilemediniz maksimum 100 sayfalık bir kitap olsa daha güzel olurdu.
Yazar kendini surekli tekrar ediyor, iki paragraf once soyledigi sozu, “dedigim gibi…” ile baslayan cumlelerle tekrar tekrar soyluyor. Yazar da editor de oldukca kotu bir is cikarmislar.
Icerigin kendisi iyi ancak bu haliyle okumak izdirap.
Analiz ve tespitler dogru, anlatim gereksiz yere karisik ve surekli tekrarlaniyor. Keske iyi bir editor kitabin olusumundan itibaren isin icinde olaydi. Heba olmus bir efor