...Yılmaz Özdil’in kaleminden “Mustafa Kemal” ve “Son Cüret” üçlemesinin son kitabı... Cumhuriyet’in “kurucu ayarlar” tabir edilen ilk 15 yılında neler yaşandı? Günümüzde olan bitenleri kavrayabilmek için yol haritası.
Yılmaz Özdil, (d.1965, İzmir), Türk gazeteci yazardır. Yılmaz Özdil, İzmir Atatürk Lisesi'nin ardından Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik bölümünden mezun olmuştur. Mesleğe Yeni Asır gazetesinde muhabirlik yaparak başladı. Ardından Fatih Çekirge'nin genel yayın yönetmenliği yaptığı Star gazetesinin kuruluşunda bulundu. Star gazetesinden ayrıldıktan sonra Ciner Medya Grubu'na geçti. Sabah gazetesinde köşe yazarlığı ve atv haber genel yayın yönetmenliği görevlerinin üstlendi. atv ve Sabah'ın TMSF'ye devredilmesinin ardından Hürriyet gazetesine geçti. 2008 yılında Uğur Dündar'ın sunduğu Star Ana Haber bülteninin yayın yönetmenliğini yapmaya başlayan Özdil, hâlen Hürriyet'in üçüncü sayfasında yazmakta ve aynı zamanda Fanatik gazetesi çatısı altında spor yazarlığı da yapmaktadır.
En küçük kağıt paramız 1 lira, yani 100 kuruşken.. Yumurta 6 kuruştu, ekmeğin kilosu 15 kuruştu, kuru fasulyenin kilosu 38 kuruştu, pirincin kilosu 42 kuruştu, şekerin kilosu 44 kuruştu, koyun etinin kilosu 90 kuruştu, zeytinyağının litresi 93 kuruştu..
Osmanlı’nın 1912 yılına kadar yaptığı borçların yüzde 62’si, 1912 yılından sonra yaptığı borçların yüzde 77’si üstümüze kalmıştı.
Lozan Antlaşması’nda Türkiye’nin resmi tapusunu alabilmek için, Osmanlı borçlarının kendi payımıza düşen bölümünü üstlenmeyi kabul etmek zorunda kalmıştık. 1929’dan itibaren ödemeye başladık, son taksiti 1954’te tamamladık. Ödemeye başladığımızda, Osmanlı’nın 145 milyon altın lira borcu vardı. O dönemin milli gelirinin yüzde 65’ine denk geliyordu. Şu anki parayla 500 milyar dolara denk geliyordu.
1929’da 14 kuruş olan ekmek 12 kuruşa indirilmişti, 1931 yılında ise 8 kuruşa inecekti..
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası demişlerdi. Devleti yönetenlerden bağımsız olduğunu hükümetten ve siyasi baskılardan bağımsız olduğunu tüm dünyaya gösterebilmek için, sadece bir ‘’i’’ harfi üzerinde bile bu kadar kafa yormuşlardı..
Hermann Lansen; ‘’Şehrin planı yapılmadan liman, köprü, stadyum gibi yapılar inşa edilmiş, mevcut kanunlar yeterli olmadığı için binaların yüksekliği denetim altına alınmamış, hem yanlış yerlere yüksek binalar yapılarak işin içinden çıkılmaz kalabalık yaratılmış, hem de tarihi binalara zarar verilmiş. İstikbalin kurtarılabilmesi için, şehrin büyüme planı hazırlanana kadar şehirdeki inşaat faaliyetlerinin tamamen durdurulması lazım.’’
Lahey Afyon Sözleşmesi imzalandı. Osmanlı Devleti bu sözleşmeyi imzalamadı, çünkü dünyanın en büyük afyon üreticisiydi..
Sadece 10 yıl önce kağnıdan başka, at arabasından başka taşıtı olmayan milletin, sadece 10 yıl sonra ulusal havayolu şirketi vardı!
İzmir Kızılçullu’daki ilk köy enstitüsü, parası ödenerek satın alınan Amerikan Koleji’nin arazisine kurulmuştu, Adnan Menderes, bu Amerikan Koleji’nden mezun olmuştu. Adnan Menderes iktidara gelince, ilk iş köy enstitülerini kapattı. Kızılçullu köy enstitüsünün binasını ve arazisini, Amerikalılara geri verdi. Amerikalılar da NATO karargahı yaptı..
Yılmaz Özdil’in Cumhuriyet serisi kitabının üçüncüsü. M. Kemal, Son Cüret ve Anka Kuşu. Yorum yapabilmek için üç kitabı da bitirmeyi bekledim. Öncelikle çok bilgi kirliliği olan bir döneme ışık tutmaya çalışmış. Burda yazılanlardan bazıları kan dondurucu, şoke edici, ara vermek zorunda kaldım. Şu an 2024’te hala nasıl tarihten ders alamıyoruz, hala nasıl aynı hataların işleneceğini bile bile bu düzene dur diyemiyoruz şaşırmamak elde değil. Savaşın ne denli yıkıcı olabileceği apaçık yazılmış. Şu an cihat, savaş diye çıldıranlara okutmak lazım,anlasalardı. Yılmaz hoca bazen etkileyiciliği artırmak için lirik bir dil kullanmış bu bilgiye nasıl ulaştı ki diye sormadan duramadım. Okullarda okutulunca içinde Türklük ve Atatürk sevgisi gelişmeyecek tek bir evladımızı olmayacaktır. Kitaplarla ilgili tek olumsuz eleştirim: Anka Kuşu ilk iki kitaptan çok fazla alıntı yapmıştı, çapraz bir şekilde kendi bilgisinin doğruluğunu kanıtlasa da aynı bilgiyi okumak biraz durgunlaştırdı kitabı. Elinize sağlık Yılmaz Hocam, nesilden nesile aktarmalık bir seri olmuş
1923 - 1938 yılları arasında Cumhuriyetin ilk 15 yılını kapsayan alınan kararların toplum ve Atatürk tarafından gelen sonuçlarını aktardığı bir kitap Anka Kuşu!
Bununla bitti mi? Hayır, Avrupa'da ve genel dünyanın nabzında neler olduğunu, Türkiye'nin moderneşmesi, kültür ve ekonomik açıdan gelinen durumu akıcı bir dille aktarmış. Elbette bunlar varken Atatürk'ün bir takım güzel anılarıysa bizlere sıcak bir gülümseme bahşediyor. Bir milat mevzu bahis ise en güzel anlatımlardan biri şüphesiz Yılmaz Özdil'den başkası değil.
Sıradan olmayacak kadar güzel, gurur duyduracak kadar sağlam anılar okumak isteyenlere tavsiyemdir.
Bazen bir resme uzaktan bakmak tamamını görmek gerekir. Böylece yapılan her fırça darbesinin görev ve amacı anlaşılabilir. Özdil, bir iki adım geriye çekilmiş ve Cumhuriyet'in ilk 15 yıllına şöyle bir bakmış. Dili ve anlatım tarzı ile kitap su gibi akıyor. Aşırı akademik raflarda tozlanan eserlerin aksine, Özdil, yeni nesillere Atatürk ve Cumhuriyet'in anlam ve öneminin anlatılması görevini oldukça iyi yerine getiriyor.
Küllerinden doğan bir milletin Atatürk'ün önderliğinde mucizelere imza atışı. Bilmediğim çok şey öğrendim. Yılmaz ÖZDİL hep yazsın, gurur duyduğumuz gerçekleri anlatmaya devam etsin. Pek çok kişi gibi ben de elimden bırakamadan okudum.
Anka Kuşu Yılmaz Özdil’in kitabı. Yılmaz Özdil’in kendine haz bir tarzı var, biraz alaycı, biraz muhalif. Hem kimin yok ki? Ülkemizin üretken ve çok satan yazarlarından biridir. Vikipediye göre 11 kitabı var. Aynı zamanda iyi bir Atatürkçüdür kendisi. Bunu yazdığı köşe yazılarında ve kitaplarında bulabilirsiniz. Tam bir edebiyatçı sayılır mı? Muhtemelen sayılmaz. Çünkü yazdıkları kurgusal değil de tarihi ve politik. Peki tarihçi mi Tarihçi de değil. Günlük hayata dair daha çok yazıyor. En büyük özelliği de kronik muhalif. Neyse bu zun girişten sonra son üçlemesinden de söz etmeden olmaz. Önce Mustafa kemal adlı kitabı yayınladı. Ardından yaklaşık bir yıl sonra “Son Cüret” geldi. Ve geçen yıl da Anka Kuşu yayınlandı. Ben bu kitaba geç sahip olduğum için geç okudum. Anka Kuşu’da diğer kitapları gibi kısa satırlardan ve kısa paragraflardan oluşuyor. Yani bu okuduğum 408 sayfalık kitap normal cümle ve paragraf düzeniyle yazılsa 2/3 e düşer yani 300 sayfanın altında basılır. Ama böyle olması okunmasını kolaylaştırıyor. Kitap 28 Ekim Akşamından yani o meşhur “Yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” cümlesinin kurulduğu sofrada başlıyor ve31 Mart 1939’da geçici olarak defnedileceği kabire indirilmesiyle son buluyor. Aslında anlatılan ülkemizin, cumhuriyetimizin hikayesi. Anlatılan nereden nereye geldik sorusunun cevabı. Kitapta olanlar çoğumuzun bildiği şeylerin yüzeysel olarak da olsa derli toplu verilmesi. Ama ilginç başlıklarda yok değil hani. Bunlardan ilk aklıma gelen bir kaçını yazmadan olmaz. İstanbul Erkek lisesinde yaşanan sürgün olayı. Elza Niyego cinayeti, Moris Şinasi, Erkek voleybol takımının kadın kaptanı, Bir tesadüf sonucu İzmir Agorasının bulunması, Dolmuşçuğun icadı, Ankara’nın imar hamleleri, Eczacılığın ve ilaç sanayimizin gelişimi, Almanya’dan Türkiye’ye olan beyin göçü, İlk kadın köy muhtarının Aydın-Çine Demircidere köyünden seçilmesi gibi. Bu arada Ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişmesi bankaların kurulması, İktisadi işletmelerin, fabrikaların açılması kronolojik bir sırayla anlatılıyor kitapta. Sonuç olarak rahatlıkla okunan iyi bir kitap Anka Kuşu, Önerir miyim? Kesinlikle öneririm.
40 günde okudum bu kitabı. Oku demişti çunkü, ben çok sevdim demişti. Verdiğinde almıştım ama henüzokumamıştım. Sanırım benden istediği son şeydi bu. Ben de şimdi okudum, o gidince. 40'ıncı günü bugün. Canım babam seni çok seviyorum. Mekanın cennet olsun..