Seni kim hatırlayacak? Sözünün yankısı kaç kuşağa ulaşacak? Zamanın hükmüne ve ölümün mutlaklığına rağmen başardıkların kaç ömür daha yaşayacak? Kendinden ve sevdiklerinden vazgeçerek kucakladığın zafer, kimin zaferi olacak? Gücün bedelini ödeyince senden geriye ne kalacak? Her şey bittiğinde seni kim hatırlayacak?
2005 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’nü, 2007 yılında Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü kazanan; yapıtlarında geçmişle bugün, gelenekselle modern, mitlerle gerçekler arasında köprüler kuran Yavuz Ekinci, bu kez ne pahasına olursa olsun hayatta iz bırakmak için savaşanların hikâyelerine, babalarla oğulların ve kardeşlerin mücadelelerine odaklanıyor.
“Belki de Dünyanın Sonundayım” güven ve iktidar ekseninde, insanlık tarihi kadar eski bir sorunun izini sürüyor: Dünyayı dize getiren o zalim, zamanı da yenebilir mi?
Yavuz Ekinci (d. 1979, Batman) Kürt asıllı Türk yazar.
Bir Kürt köylü ailesinin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Yavuz Ekinci, sırasıyla Yedibölük Köyü İlkokulu (1990), Siirt İmam Hatip Lisesi Orta Kısmı (1993), Batman Endüstri Meslek Lisesi Tesviye Bölümü (1997) ve Dicle Üniversitesi Siirt Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü'nü (2001) bitirdi. 2001 yılında Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde "Dikkate Değer" öykü ödülünü aldı. 2003 yılında Kafatası, 2005 yılında Eşikteki Hayatalar,- öykülerinin yayınladı. Yazar, hâlen Batman'da öğretmenlik yapmakta ve Van'da Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Türk Dili ve Edebiyatı alanında yüksek lisans eğitimine devam etmektedir. Eylül 2009'da Doğan Yayın Grubu tarafından 2. Bakısı yapılan Meyaserin Uçuşu isimli kitabı, Pakize Barışta'nın bu eserindeki öykülerinden dolayı Ekinci'yi Türk Edebiyatındaki gerçek ve sessiz bir devrimci olarak nitelemesini sağladı.
Ödülleri 2001 - Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri, Dikkate Değer Öykü Ödülü 2005 - Milliyet Haldun Taner Öykü Ödülü 2005 - İnsan Hakları Derneği Öykü Ödülü 2005 - Gila Kohen Öykü Ödülü 2008 - Yunus Nadi Öykü Ödülü 2012 - Cennetin Kayıp Toprakları kitabında yer alan İncir adlı öyküsü Tayfur Aydın tarafından İz / Reç (2011) adıyla sinemaya uyarlandı. Film 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali 'nde Onat Kutlar anısına verilen Jüri Özel Ödülü’nü kazandı.
soyle basliyor kitabin ana karakteri soze: “beni kim hatirlayacak?”
tek basina su giris cumlesi bile kitabin siirsel dili ve duygu yogunlugu hakkinda fikir sahibi olmamiz icin yeter sanki. cok severek okudum.
ince fakat dolu dolu, her detayiyla muthis bir kurgusu var belki de dunyanin sonundayim’in. uzerine konusulacak ne cok satir var! icindeki kissalara mi, minik minik hikayelere mi, birkac cumle ile oldukca zengin kurgulanmis hissi veren kanli canli karakterlere mi, beni duygudan duyguya surukleyip bir cok karakterle empati kurmami saglamasina mi hangisine mest olayim? cok sevdim.
taht kavgalarina, sultan olmaya, kadere ve kedere, halka ve orduya, korkuya ve nefrete, daha bir cok seye dair muthis bir bakis acisi.
bu arada meraklisi icin bir detay: ben tesadufen calvino’nun (jaguar gunes altinda’daki) kulak kesilmis bir kral oykusu ile es zamanli olarak okudum bu kitabi. birbirlerini nasil guzel butunlediler, anlatamam. yasasin edebiyatin gucu!
“‘kardeslik guzeldir, ta ki ortaya kemik atilincaya dek.’”
“bir zamanlar kucuk bir cocukken kovuldugum cehennemime ve cennetime simdi bir sultan olarak deri donmustum.”
“sehzade olmak hem lanetim hem sansimdi. insan lanetinden kactigi gibi sansini da kovalamaliydi.”
“‘saray dedigin ev degil, kocaman bir mezbaha. sizlanmayi, aglamayi, yas tutmayi birak. karalari cikar ve zirhini giy. kendin icin degil, ailen icin savas!’”
Yavuz Ekinci, iktidar olma halini sorguluyor. Osmanlı’nın muktedir padişahları ne kadar iktidara sahipti. Ne denli kendilerini güvende ve huzurlu hissediyorlardı? Kudretli babalarla iktidara aday oğulların mücadelesi neydi, ne içindi? Osmanlı’nın tarihine odaklanırken belli bir padişaha odaklanmadan ama anımsatarak ve bilinene olaylara soyut göndermelerle anlatıyor öyküsünü.
Konu ve tema güzel ama o kadar özensiz yazılmış ki, acaba yazarın bir mecburiyeti mi vardı diye düşündüm. Belki yayınevine şu şu tarihte teslim etmesi gereken “Osmanlı şehzadelerinin varoluş sorunları” temalı bir kitap vardı, son tarih yaklaşıyordu, alelacele yazıldı ve basıldı gibi duruyor. Yazık olmuş.
Cok beğenerek okudum romanı. Güven temasi bence güzel işlenmişti, güven ve güvensizlik av ve avcı olma metaforlari uzerinden dusundurttu. Ayrıca ezeli catisma alanı olarak kardeş meselesi de bence anlamlıydı. Ben en çok aslında bir paragrafla derslerde okuduğumuz bir konunun bir romana donusturulmesindeki başarıyı da sevdim. Sözün özü ben keyif alarak okudum.