Jump to ratings and reviews
Rate this book

Gel Eve Dönelim

Rate this book
“Kaç kalantor müşteri ona bu evden ayrılmayı, bu hayattan uzaklaşmayı teklif etmiş, hatta kaç erkek onu, tövbekâr olduğu takdirde nikâhla almaya kalkışmıştı.
Her defasında Gülten reddetmişti.
Bir erkeğin peşine takılıp gitmek ha!
Hayır, o bunu hayatında bir tek defa yapmıştı. Ve bu gidiş, onu işte bir umumhaneye kadar sürüklemişti.”


Fosforlu Cevriye gibi bir seks işçisi Gülten. Eskişehir Genelevi’nin en yaşlı seks işçisi. Suat Derviş, Gülten’in Şevkiye olduğu ilk gençliğine gidiyor ve onu İstanbul sokaklarından Eskişehir’e sürükleyen olayları sırasıyla anlatıyor. Klişe bir “kötü yola düşme” hikâyesi değil bu. Yukarıda da söylediği gibi, Şevkiye kurban değil, Gülten olmayı bir anlamda kendisi seçiyor.

Suat Derviş’in 1950 ve 1964 yıllarında iki defa tefrika edilen bu eşsiz romanı, gariptir ki, yazarı tarafından bile hiç anılmamış. Oysa okuyunca göreceksiniz, Suat Derviş’in en önemli, değerli ve dikkat çekici metinlerinden biri.

Karin Karakaşlı da romanın hemen ardında yer alan “Şevkiye-Gülten’in Üçüncü Doğuşu” başlıklı yazısında, “Hayatın en beklenmedik hamlelerine yer açan Suat Derviş, bize hakiki bir insan hikâyesi bahşetmiş. Şevkiye’yi ve Gülten’i, onun ömrüne sığan bütün bu insanları tanımak, pek çok farklı hayat ihtimaline iliğinden bakma fırsatı bulmak demek. Bu fırsatı değerlendirdiğimizde misliyle çoğalacağız. Bir roman bundan daha fazla ne yapsın zaten?” diyor.

280 pages, Paperback

First published January 1, 1950

1 person is currently reading
25 people want to read

About the author

Suat Derviş

47 books93 followers
Suat Derviş İstanbul’da doğdu. Tıp profesörlerinden İsmail Derviş Bey’in kızı olan Suat Derviş, çocukluk yıllarında özel eğitim aldı. Daha sonra Kadıköy Numune Rüştiyesi’yle Bilgi Yurdu’nda eğitim hayatına devam etti. Konservatuvar eğitimi için ablasıyla birlikte Almanya’ya giderek piyano dersleri almaya başladı ve edebiyat fakültesine yazılarak felsefe derslerine yöneldi. Konservatuvar eğitimini bırakıp Almanya’daki çeşitli dergi ve gazetelerde yazmasıyla gazetecilik hayatı başladı. 1932’de Türkiye’ye döndükten sonra da Son Posta, Vatan, Cumhuriyet, Gece Postası, Yeni Ay, Tan gibi gazetelerde röpotajları, hikâyeleri, romanları yayımlanarak yazı hayatına devam etti. Reşat Fuat Baraner ile birlikte Türkiye’de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan Yeni Edebiyat Dergisi’ni yayımladı. Bu dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. 1944 tutuklamaları sırasında eşi Reşat Fuat Baraner’i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi’ne katıldığı gerekçesiyle yargılanarak bir yıl hapse mahkûm oldu. Ardından Paris’e giderek 1953-1961 yılları arasında Fransa’da kaldı. 1961’de Türkiye’ye döndükten sonra romanlarının yazımı ve yayınıyla uğraştı. Birçok ilke de imzasını atan Suat Derviş, yazı hayatına adım attığı Alemdar gazetesindeki “Hezeyan” şiiri başta olmak üzere, gerek farklı mahlaslarla gerek kendi ismiyle yazılmış birçok eseri geride bırakarak 1972’de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu.

http://www.ithaki.com.tr/yazar/suat-d...

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
12 (46%)
4 stars
10 (38%)
3 stars
3 (11%)
2 stars
1 (3%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 5 of 5 reviews
Profile Image for divayorgun.
192 reviews32 followers
March 28, 2024
Ne zaman okuma hızımı kaybetsem elimi Suat Derviş kitaplarına atarım çünkü bilirim ki akıcı ve hızlı bir okuma beni bekliyor. Nitekim yine eski Türk filmlerinden çıkma yer yer abartılacak kadar kötülük işlenen ve iyiliklerin baya abartılı olduğu bir kitap okudum. Eski Türk filmlerine bayılıyorsanız ve Suat Derviş seviyorsanız okuyunuz derim.
Profile Image for Ezgi Karataş .
82 reviews5 followers
March 27, 2024
Suat Derviş'in geçim derdinde ardı ardına ve hatta tükenecek kadar yazarken kendinin bile unuttuğu bir roman İthaki'de Suat Derviş dizisinin editörü Serdar Soydan sayesinde hayat bulmuş. Hem de üçüncü kez!

1950'de Son Telgraf ve 1965'te Her Gün gazetesinde tefrika edilen romanı Suat Derviş unutmuş ama bu yeniden doğmasına engel olamamış.

Suat Derviş çok büyük hikayeci, şahane bir gözlemci ve insanın her bir haline tanıdık ve o halleri yargılamadan anlatmakta usta. Derviş'in karakterlerini güçlü ya da zayıf, ahlaklı ya da ahlaksız kurban ya da fail diye kategorize etmek mümkün değil. Zira her biri insanın çelişkileri ve kimse ne iyi ne kötü. İşte o yüzden karakterlerinin hepsi de çok gerçek. Gel Eve Dönelim'in Şevkiyesi gibi.

Gel Eve Dönelim klişe bir hikaye ama dünyada anlatılmadık ne kaldı değil mi? Mevzu onun nasıl anlatıldığı ise Derviş bunu en sahici haliyle yapıyor.

Gel Eve Dönelim, gencecik bir mahalle kızının toplumun ikiyüzlü halleriyle karşılaşması ve evsiz bırakılan masum Şevkiye'den hayatın hemen her pisliğini görmüş Gülten'e uzanan hikayesi. Eskişehir Genelevi'nde başlayan hikaye geri dönüşlerle, serbest çağrışımla su gibi ilerliyor. Beni bir tek sonu üzdü. Daha başka bir son isterdim ama bu haliyle de çok güzel. Zira Derviş küçük insanın hikayesini anlatıyor. Öyle de güzel anlatıyor ki okumaya doyulmuyor.
Profile Image for Özgün Onat.
437 reviews6 followers
Read
September 25, 2023
GEL EVE DÖNELİM / SUAT DERVİŞ

Kitabı okurken arka kapak, dip not ve Karin Karakaşlı'nın “Şevkiye-Gülten’in Üçüncü Doğuşu” başlıklı yazısında dikkatimi çeken yerler oldu, not aldım. Bunları paylaşmadan yorum yazmak istemedim. Notlarım:
❌ Son Telgraf, 27 Ağustos - 6 Aralık 1950, 102 tefrika. ( Bilmeden romanı 73. doğum gününde okumaya başlamışız. ) Ayrıca 'Katip Benim, Ben Katibin' adıyla 16 Ekim 1964 - 10 Mart 1965 tarihleri arasında 143 tefrika olarak Her Gün gazetesinde ufak düzeltmelerle yeniden tefrika edilmiştir. (Dip not, sayfa 7) Neden Derviş, 14 sene sonra adını değiştirerek tekrar yayınladı? Küçük düzeltmeler olsa da, güncellese de adını değiştirme sebebi neydi? Acaba bu kadar üretmeden sonra duraklama dönemine mi girmişti?
❌ Suat Derviş’in 1950 ve 1964 yıllarında iki defa tefrika edilen bu eşsiz romanı, gariptir ki, yazarı tarafından bile hiç anılmamış. Oysa okuyunca göreceksiniz, Suat Derviş’in en önemli, değerli ve dikkat çekici metinlerinden biri. (Arka Kapak) Yazarın, eserinin adını anmaması, tekrara düştüğü, adını değiştirdiği için mi? Yoksa daha özel bir sebebi mi vardı?
❌"Şevkiye, namı diğer Gülten, Suat Derviş'in bugüne kadar saklı kalmış karakterlerinden biri. Hem de bir değil iki kez gün yüzüne çıkmış olmasına rağmen... Ancak ne tuhaf ki Behçet Necatigil, 1967'de 'Türk Edebiyatında İsimler Sözlüğü'nün dördüncü baskısı için kendisinden bir biyografi istediğinde yazar, hazırladığı listede pek çok romanının yanı sıra bu kitabından da bahsetmemiş. Ne ilk ne de ikinci ismiyle." ( “Şevkiye-Gülten’in Üçüncü Doğuşu” - Karin Karakaşlı ) Bu ifadelerde sanki tezimi doğruluyor gibi. Yazar, edebiyata katkıdan çok geçim derdiyle tekrara düşerek yazdıklarını unutmak isteyerek adlarını anmıyor gibi geldi bana.
O dönemde genellikle kırık aşklar üzerine yazan Kerime Nadir ya da aşk romanları ile tanınan popüler yazar Muazzez Tahsin Berkand gibi aynı konuları farklı açıdan yazan bir kalem olmamasına rağmen Derviş neden bazı eserlerini dışlamış? Berkand bir röportajında: " Ben yazdığım romanlarda okuyucuyu hayatın iğrenç ve ıstıraplı sahalarından sıyırarak hayalimde yaşattığım güzel ve tatlı alemlerde gezdirmek ve onlara hoş saatler geçirtmek isterim." demiş. Sauat Derviş ise tam tersi, toplumcu gerçekçilik tarzında yazarak kadın karakterleri öne çıkarıyor, hayatın tüm yönlerini (özellikle sefalet, negatif ayrımcılık, sınıf farkı gibi) sade bir dil ile gözler önüne seriyor.
Gel Eve Dönelim'de, Eskişehir Genelevi’nin en yaşlı seks işçisi olan Gülten’in, doğumunda konulan Şevkiye adından, Leyla, Sevim, Gülseren ve Gülten'e evrilen yaşam öyküsünü okuyoruz. Başta; Şevkiye olduğu dönemde, Altınkaş Necmi'ye kanarak evini terk edip fuhuş sektöründe çalışsa da aslında o klasik “kötü yola düşen” kurban değil, bir şekilde olacakları bildiği halde bu yolu kendi tercih ediyor; kaçma, kurtulma fırsatlarını bilinçli olarak kullanmıyor.
Her daim seks işçileri romanlara ve filmlere konu olmuş. Kitabı okurken konu olarak çok yakın olsalarda 14 Numara (1985 - Sinan Çetin) filminden çok gözümün önüne Döngel Kârhanesi (2005 - Hakan Algül) filmi geldi, belki sebebi İstanbul dışında geçmesidir. Kitap ilerledikçe bazı karakterler özellikle nezarethanedeki doktor karısı ise Kupa Kızı (1986 - Başar Sabuncu) filmini hatırlattı.
Bataklı Damın Kızı Aysel (1935 - Muhsin Ertuğrul), Ah Güzel İstanbul (1966 - Atıf Yılmaz), Asiye Nasıl Kurtulur? ( Kitap: 1969 - Vasıf Öngören / Film: 1986 - Atıf Yılmaz), Adı Vasfiye ( 1971-Ay Büyürken Uyuyamam / Necati Cumalı kitabından 1985 - Atıf Yılmaz uyarlaması) gibi bir çok film varken bu hikaye nasıl gözden kaçmış, sinemaya uyarlanmamış?
Kitapta devamlı sözü edilen, erkeklerin Şevkiye'nin arkasından söyledikleri "Kız saçların... Saçların..." türküsünü de araştırdım. Ama tam bir bilgi edinemedim çünkü aynı isimli, sözleri birbirine yakın ama nakarat bölümleri (birinde rinna rinna rinnanay diğerinde şinanay yavrum şinanaynay) farklı iki türkü var. Biri Bolu yöresinden diğeri Erzincan. Kitapta hangisinden bahsediliyor bilemedim.
Derviş, eserlerinde toplumcu gerçekçilik akımı etkisiyle öne çıkan kadın karakterleriyle, toplumsal cinsiyet ayrımını, kadın işçileri, işsizleri, yoksulluğu işliyor. Bu romanında da ezilen, kandırılan Şevkiye / Gülten en çok ne zaman ezildi? Bence doğduğu mahallede genç kızken. Annesi ölünce üvey babasının tacizleri, çocukluğunu bildikleri halde mahallelinin elinden tutup onu savunmaması, güzelliği yüzünden devamlı tacize maruz kalması. Bunlar olmasaydı, evini kaybedip mahalleden uzaklaştırılmasaydı zaten diğer olaylar yaşanmazdı. Tabii bu benim fikrim, siz okuyunca farklı değerlendirebilirsiniz.
Profile Image for eylem.
22 reviews
February 5, 2023
bizim büyük challengeımız için başladım. kitap aktı gitti hiç yormadı büyük kısmını bir gecede okuyup bitirdim fakat roman tekniği neredeyse hiç yok. "kötülük"ler biraz abartılı geldi bana. türkan şoray'ın sürekli ağladığı, acıların kadını olduğu bir yeşilçam filmi izler gibiydim. okuduktan sonra hanımefendinin 1940-50lerin yazarı olduğunu görünce epey şaşırdım. nerede halide edip nerede suat hanım. bir kitabını daha belki okurum, bir fikrim olsun diye. benim tarzım değilmiş pek. ama challenge sağolsun, bir kadın yazarla tanıştım.

edit: hanımefendi zaten yeşilçam'a satıyormuş. iki yıldıza indiriyorum. satış için yapılan bu tarz şaklabanlıklardan hoşlanmam. hakkı verilmeyen kadın falan, ithaki şişirdikçe şişirdi kendisini. türkçe edebiyat tarihinde tabii adı geçsin lakin neyin hakkı verilecek çok anlamadım.
Displaying 1 - 5 of 5 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.