Jump to ratings and reviews
Rate this book

Diyarbakır ya da Sodom’un 5 No’lu Zindandaki Bin Günü

Rate this book
Bir film izledim… ve filmde olup bitenlerin, yani “kurgulanan”ların “yaşanan”lara bu kadar çok benziyor oluşu karşısında iliklerime kadar ürperdim.

Marquie de Sade’ın 1904 yılında yayınlandığında büyük sansasyon yaratmış Sodom'un 120 Günü veya Sefahat Okulu isimli kitabına dayanan, Pierre Pasolini’nin yönettiği, 1975 yapımı bu film, 1943-1945 yılları arasında Kuzey İtalya’da Nazi işgal kuvvetleri tarafından kurulmuş olan faşist Salo Cumhuriyeti’nde (İtalyan Sosyal Cumhuriyeti) geçmekte.

Filmde anlatılanlar, 1981-83 yıllarında Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi’nde yaşayanların “vahşet dönemi” diye niteledikleri, yaklaşık bin gün süren bir dönemde yaşandı… Yani Esat Oktay Yıldıran Cumhuriyeti’nde…

Acaba Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'ni siyasal-sosyal bir deney merkezi olarak tasarlayanlar bu filmi izlemiş miydi? İzlememişlerse bu, faşizmin insan kişiliğini aşağılamaktaki evrensel anlayışını anlamak bakımından dehşetli bir örnek olmalı.

Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi, cezaevinden öte, tutsakların siyasal, etnik ve cinsel kimliklerini yok ederek, aşağılayarak teslim alınmasını amaçlayan özel bir “şiddet laboratuvarı”ydı. Burada yaşatılanlar insanın hayal gücünü hayli zorlayacak türdendi… Elinizdeki kitapta bu yaşanılanların küçük bir kısmı yazıldı; yaşayanların bedenlerinden ve hafızalarından…

134 pages, Paperback

Published January 1, 2022

8 people want to read

About the author

Recep Maraşlı

4 books1 follower

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
3 (60%)
4 stars
0 (0%)
3 stars
2 (40%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 of 1 review
Profile Image for Baris Ozyurt.
922 reviews31 followers
December 31, 2022
“Devrimciyi acı çekmede dayanıklı kılan şey, başarısızlık ve sorumluluğunu yerine getirememekten dolayı cezalandırılmayı kabul edilebilir bulmasıdır.

Bir diğer anlamıyla amaçları ve düşünceleri için işkencelere katlanarak, acı çekerek kendini "feda" ettiği düşüncesi, mazoşik karşı koyuşun tamamen kutsal bir içerik kazanmasına ve direnişçiye olağanüstü bir haz vermesine neden olur. Üstelik bu, kendisi için bir şey olmaktan çıkmış, temsil ettiğini düşündüğü siyasal düşünceler, ideolojiler, ait olduğu halk-toplum- emekçi sınıflar ve belki daha sıkı anlamıyla örgütü ve yoldaşları adına varılmış bir hedeftir. Arınma duygusu ve kutsallaşma bir "ödül"dür ve bu "bedel"le kazanılmıştır.

Direnişçi sonuçta yaşamını kaybetse bile kendisinin "devrimci bir aziz" olacağına inanır, yoldaşlarının bunu gelecek kuşaklara aktaracağı inancı ona huzur verir. Hatta bu bazılarına gurur ve kibir dahi kazandırabilir.”(s.130)
Displaying 1 of 1 review

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.