Daha önce Corpus serisinden Aşk üstüne olan kitabı okumuştum. Bu ikinci kitap Tanrı üstüne. Hem semavi dinlerdeki tek Tanrı anlayışı hem de Antik Yunan'daki tanrılar baz alınarak hazırlanmış. Günümüze kadar felsefe ve teolojideki Tanrı anlayışını gelişimini takip edebiliyoruz. Zor bir metin. Hem felsefe hem de teoloji ile ilgili altyapı istiyor. Her ne kadar yazar filozofların genel görüşlerini eserlerinden pasajlar eşliğinde vermeye çalışsa da okuması zahmetli. Zaman ve emek gerekiyor. Bazen tekrar tekrar okuma istiyor. Ben severek okudum ama herkese hitap eder mi bilmiyorum. Gerçi bu tarz metinler zaten belli bir hedef kitlesine yönelik.
"Tanrı'nın doğal bilgisi üzerine bu tartışmalar, insanın her şeyden önce kültürden yani kurumsallaşmış dinlerden önce gelen doğası üzerine çok sayıda soruşturmaya zemin hazırlar. Bunu, günah ve Tanrı'nın bilgisi sorununu dile getiren Kitab-ı Mukaddes'in antropolojisinde buluruz. Gerçekten de Adem'le ilgili olarak temel bir sorun ortaya konur: Üç büyük tektanrıcı dinin teologlarının tamamı, Tanrı'nın doğal bilgisinin onu gerçek anlamıyla kavrayabilecek yeterlilikte bir boyutu olduğunu inkâr etseler de, aklın bu yetersizliği yalnızca günahın sonucu değil midir? Başka bir deyişle, Adem cennetten kovulmadan önce Tanrı'sı hakkında ne gibi bir kavrayışa sahiptir? Oysaki bir şekilde, Adem'in Tanrı'yla doğrudan bir teması olduğu için imana ihtiyacı olmadığını fark ederiz. Dolayısıyla bu durum aynı zamanda şüphe ve umudu da gereksiz kılar. İlki Tanrı mevcut olduğu için, ikincisi ise geçmişte kalmış bir mükemmel hâlin özlemini varsaydığı ve dolayısıyla da insanı yalnızca günahından sonra ilgilendirebileceği için."
"Günahtan sonra, teolojiye göre hakikate sahip hale gelen vahiydir. Fakat bu noktada, onun felsefi girişimle uyumlu olup olmadığını, sorabiliriz. Gerçekten de hakikat arayışının yalnızca bütünüyle felsefi olmasından dolayı, hakikat ile hakikat arayışını birbirinden ayırmak zorunda değil miyiz? Felsefe, hakikatin dolaysız bir edinimi değil arayışıdır."