“İki senelik Kadıköy hayatında, kaynanasının zehirli diliyle her dakika gururunun kırılmasından dolayı çocukluk alçak gönüllülüğü yavaş yavaş kaybolmuş, terbiyesiyle örtmeye çalıştığı kibri sanatkârlık gururuyla birleşerek yüz göstermişti. Rezin, artık kaynanasının her dediğine baş eğmiyor, mantıklı düşünceleriyle haksız saldırılarını reddediyordu.”
Ablası Fatma Aliye gibi kadın aydınlanmasına dair kitaplar kaleme alan, Türk edebiyatının ilk kadın romancılarından Emine Semiye, son romanı Gayya Kuyusu’nda 1910’lar İstanbul’unu, Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı arasındaki o çalkantılı dönemi anlatıyor.
Bir tarafta Batılılaşanlar, diğer tarafta ise dinlerine, göreneklerine sıkı sıkıya sarılanlar. Adlarına karar verilen kadınlar; büyükanneler, anneler, kızlar, gelinler, torunlar. Üsküdar’dan Şemsipaşa’ya uzanan çapraşık ilişkiler, iş çevirmeler, dayanışmalar. Tüm bunların ortasında ise kendini bulmaya çalışan Yekta, Eltaf ve Rezin.
Emine Semiye’den Gayya Kuyusu, ataerkil bir toplumda kadın olmaya dair son derece gerçekçi bir bakış açısı sunuyor.
Yazıldığı dönem için oldukça cesur sayılacak bir kitap Gayya Kuyusu. 1906 ile 1918 yılları arasında İstanbul’da kadınların yaşamlarına dair oldukça etkileyici bir hikaye. Kadınların günlük hayatı, birbirleri ile olan ilişkileri, eşleri/babaları ve diğer erkekler ile olan ilişkileri ve dönemin toplumsal olayları kitabın temel konularından.
Hızlıca okunan kısa bir eser. Ancak anlattıkları ve sorgulattıkları oldukça gerçek ve bizden. 2022 yılında bu kitabı okurken toplumumuzda kadınlar için aslında ne kadar az şeyin değiştiğini fark etmek oldukça üzücü oldu benim için.
Fatma Aliye’nin kız kardeşi olan Emine Semiye’nin bu kitabını mutlaka öneririm. Farklı bir yüzyıldan gelen tanıdık bir hikaye!