Kavgaz'ı heyecanla ve severek okudum… Kitap, akademiden yeni mezun Komiser Yardımcısı Mutlu Kavgaz'ın İstanbul Cinayet Büroya atanmasını ve kesik bir elin bulunması ile başlayan soruşturmayı anlatıyor.
Neden heyecanla okudum? Polise merakı rahmetli babamdan bana kalan en güzel miraslardan biri, çok küçük yaşta başladığım bu yolculukta İngiliz polisiyeleri her zaman özel bir yer tuttu. Önce Agatha Christie tarzı "cosy" polisiyeleri sevdim. Zamanla "police procedural" tarzı ilgimi çekmeye başladı. Amatör dedektiflerin değil de polislerin yürüttüğü cinayet soruşturmalarını ayrı bir zevkle okudum. Muhtemelen polis soruşturmalarının izlediği sistematik/analitik yöntem düzen/nizam/intizam deliliğime hitap etti:) Erika Foster, Anna Travis, Roy Grace, Jane Tennison, Adam Dalgliesh, Lottie Parker en iyi dostlarım oldular… Hem bir cinayeti çözerken takip ettikleri yol ve zaman içinde kariyerlerindeki ilerlemeler ile çalkantılar hem de özel hayatları ilgimi çekti. Mesela ilk kitapta yeni mezun Anna Travis'in acemilikliklerine tebessüm ederken, seri ilerledikçe zekasına, kararlılığına ve gelişimine hayran oldum.
Ülkemiz polisiyesini de her zaman yakından takip etmeye çalıştım. Özellikle Celil Oker'den başlayarak, yeni dönem diyebileceğim polisiyemizin Algan Sezgintüredi, rahmetli Esra Türkekul, Çağatay Yaşmut, Esmahan Aykol, Yaprak Öz gibi başarılı yazarlarını okumak benim için başlı başına bir zevk oldu. Her birinin yabancı dillere çevrildiklerinde büyük başarılar kazanacağına samimiyetle inanıyorum. Ancak, yerli polisiyede başarılı polis karakterler olmasına rağmen, tam anlamıyla "police procedural" diyebileceğim bir kitaba rastlamamıştım. Bana göre Kavgaz bu alanda ilk. Teşkilat nasıl yapılanıyor, dosya nasıl açılıyor, soruşturma ne şekilde ilerliyor, ekip dinamikleri nasıl işliyor gibi soruların hepsine cevap veren bir olay örgüsü var. Polis, savcı ve mahkemenin görevlerini birbirine karıştırarak anlatan, akıllara ziyan polisiyelerden sonra gerçekçi bir tablo görmek beni mutlu etti, dolayısıyla heyecanla okudum…
Neden sevdim? Algan Sezgintüredi'nin zeka dolu ve muzip bir kalemi var, iyi bir anlatıcı. Onun yazdıklarını okumak her zaman keyif… Mesut Demirbilek'in sahadan gelen tecrübesi usta bir kalemle birleşince okunur bir hikaye çıkmış ortaya. Üstelik olaylar 1987'de geçiyor, Sevim Mülkiye 2. sınıfta:) O dönemde yaşanan sosyal, siyasi gelişmeler polisiye kurguya güzel bir arka plan olmuş. Bir yandan cinayet çözüp diğer yandan üniversite yıllarımın Türkiye'sine gitmekten ayrı bir tat aldım, dolayısıyla severek okudum…
Aklıma takılan bir şey olmadı mı? Oldu, mesela cinayetin bir tesadüf sonucu çözülmesi beni çok mutlu etmedi. Ayrıca, Mutlu’nun polisiye kurgunun önüne geçtiği hissine kapıldım, yer yer Mutlu’nun merkezde, cinayetin ise ikinci planda kaldığını düşündüm. Karakterler çok önemli olsa da polisiye okurken ön planda cinayeti/suçu/suçluyu görmek isterdim…
Belli ki bu bir serinin ilk kitabı, devamını sabırsızlıkla bekleyeceğim. Umarım yeni macerada suç ve suçlu merkezde olur, Mutlu ise cinayetin önüne geçmeden tecrübe kazanmaya devam eder…