Yazarlık hayatında daima gölgede kalana odaklanan Ümit Bayazoğlu’ndan tarihte kaldığı sanılan bir fenomene ezber bozan bir bakış. Bayazoğlu, üzerinde yaşadığımız toprakların “zenci”lerine odaklanıyor bu kez. Köle ticaretinden harem ağalarına, hadım ameliyatından ev içi hizmete koşulan “Arap kızı”na, edebiyatın siyahlarından folklordaki “zenci” imgesine uzanan yoğun, şaşırtıcı ve öğretici bir metin. Türkçenin “büyük” yazarlarının, hatta önemli bilim insanlarının meseleye bakışındaki çarpıklığı görünce hayret etmeden duramıyor insan. Oysa “Onlar” vardılar ve buradaydılar. Şimdi yeniden hatırlamaya başlayabiliriz.
Çocukluğumun geçtiği kasabada gördüm onu ilk. Uzun, ince, kıvırcık saçlıydı. Londra asfaltına kum ve çakıl çeken onlarca kamyondan birinde şofördü. Kasabanın yokuşundan o yaz her gün tozu dumana katarak geldi gitti. Kamyonuyla ne zaman geçse, ahali sokağa dökülürdü. Kocaman adamlar bile işi gücü bırakır, ardından “Haydi Arap!” diye bağırır, ıslık çalarlardı. Sonra tuhaf bir şey oldu: “Arap” 30 Ağustos’ta kamyonun kasasına sağlı sollu iki bayrak asmış halde geçti kasabadan. Herkes şaşırdı, bu defa “Bravo Arap!” diye bağırdılar, bir alkış tufanı koptu. Bir daha ona sataşmadılar.
Kitaba gelince. Kaynak yetersizligi ve arastirma imkanlarinin kisitli olmasina ragmen kitap agzimiza bir tutam bal sürüyor. Bazi hayat hikayelerini merak ediyor, daha detay istiyorsunuz ama bu pek mümkün degil gibi.
Seriatta kölelik bölümü epey rahatsiz etti beni. Uyduruk rivayetler yerine Kuran'a baksaydi, köleligin Islamiyet'te yeri olmadigini görebilirdi yazar. Islam dünyasi, hristiyan dünyasi vs. diye tanimladigimiz görüsler artik cogunlukla Allah'in indirdigi degil, atalarin ve gelenegin sekillendirdigi emirlerdir. Osmanli döneminde kölelik düzeni dinen mümkün hale getirildigi icin uygulanmistir. Tipki sehzadelerin öldürülmesi meselesi gibi.
Kuran'da kölelerin azat edilmesi ya da savas esirlerinin serbest birakilmasi vs. ile ilgili ayetler sunlardir: Beled 13: Kölelerin azat edilmesiyle ilgili Muhammed 4: Savas esirlerinin serbest birakilmasiyla ilgili Nur 32-33: Kölelerin evlendirilmesi Tevbe 60: Kölelere sadaka vermeyle ilgili Enfal 67: Savasta esir almayla ilgili
Herkesin bildiği o meşhur tekerlemede neden Arap kızı camdan bakar hiç düşündünüz mü? Tarih çoğu zaman ders kitaplarında süslenerek anlatır ama tarihin iyi yanları kadar kötü yanlarının da bilinmesi gerekir. En acı gerçek de köleliğin yüzyıllarca var olmuş olmasıdır. Bu kitap Türkiye’nin geçmişinde görülmeyen, unutulan ve unutturulan köleleri anlatıyor. Çoğunlukla başka kaynaklarda bahsi geçen beyaz kadın köleler üzerinden değil siyah köleler üzerinden bunu anlatmayı uygun görmüş. Hadımlar, cariyeler ve toplumun her kesimine dağılmış bu insanların yaşadıklarını okumak zaten kolay değil. Tanıdığımız edebiyatçıların, sanatçıların, siyasi figürlerin evlerinde de bulunan kimine dadılık kimine annelik kimine de hizmetçilik yapan kişilerdi. Ayrıca Tanzimat döneminde aydınların köleliğe karşı çıkmadıkları zaten çoğunun anne tarafından Çerkes bir cariyeyle kan bağına sahip oldukları da belirtilmiş. Benim birçok şey öğrendiğim bir okuma oldu ve konu üzerine daha çok okuma yapmak istiyorum. Ama ilk bölümlerde yer alan şeriatla ilgili konunun beni tatmin etmediğini ve özellikle kaynak olarak yetersiz bulduğumu belirteyim. Belki dedeleriniz de evlerinde çalışan uzak yerlerden getirilmiş kişileri anımsıyordur veya onların hikayesini duymuştur. Tarihi anlatılmayanlarıyla da öğrenmek isteyenlere Osmanlı güzellemesi yapanlara bir karşı duruş olarak bu kitabı tavsiye ederim.
Herhangi bir akademik araştırma ya da yazım yolu izlenerek ''derlenmiş'' bir kitap değil. Tüm azınlıkların ''ezilmek'' dışında başka bir uğraşı olmadığı için elbette Siyahi kölelerin de ezildiğini göstermek için hazırlanmış, fazla hassas ve duygusal bir kitap. Birçok detay da gözden kaçırılmış ve II. Baskı da buna göre hazırlanmış.
Üzgünüm, sadece gazeteci olan birinin yazabileceği türden bir araştırma konusu değil.
Türkiye'de pek konuşmadığımız, belki de konuşulacak bir konu bile olmadığını düşündüğümüz Osmanlı'da kölelik ve daha da önemlisi zencilerin tarihimizdeki yeri ve konumunu kronolojik ve objektif olarak ele almış Ümit Bayazoğlu. Burada kitaptan bir alıntıyla zenci kelimesinin siyahî anlamına geldiğini ve herhangi bir aşağılama içermeyen bir kelime olduğunu da belirteyim.
Yaklaşık 7 senedir yurtdışında yaşayan bir Türk olarak, içinde bulunduğum toplumların zencilere bakış açısını, sistematik açgözlülüğün, sömürgeciliğin ve dolayısıyla kapitalizmin Afrika kıtasını ve insanını nasıl metalaştırdığını günbegün gözlemleyerek insanlık adına karamsarlığa düştüğümde, bu kitabı okuduktan sonra tamamen kendi cehaletimden ve konu hakkında bilgi sahibi olmadan görüş sahibi olduğumu anladığım "Bizim kültürümüzde kölelik yoktu, olsa olsa sarayda iğdiş edilmiş bir kaç harem ağası vardı. Biz hiç bir zaman zencileri Batı'da olduğu gibi köleleştirmedik" düşüncesinin tamamen içi boş bir kendini aldatma, en iyi haliyle bir saflık olduğunu idrak etmiş bulunmaktayım.
Daha iyi bir insan ve dünya vatandaşı olmak isteyen herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. Bu kitap sayesinde tanıştığım, varlıklarından haberdar bile olmadığım onlarca kıymetli insan da umarım bir gün çok daha geniş kitlelerce tanınır. İstanbul gibi bir metropolde, çoktan olması gereken zenci tarihimizle ilgili bir müzede örneğin...
Buradan böylesi göz ardı edilmiş bir konuyla ilgili incelikli bir araştırma yapıp, okuyucuların hizmetine sunan Ümit Bey'e büyük bir teşekkürü borç bilirim. Unutmayalım ki, kendi tarihleriyle yüzleşmeyen halklar, kapsayıcı bir gelecek yaratamazlar.