“O küf kokulu evde, pencereden sokağın karşısındaki mezarlığa bakıp yaşadım yıllarca, Azrail’im de tepemde. Bir günüm geçmedi gülerek. Parasını biriktirdi, neşeyi biriktirdi, gezmeyi biriktirdi, eskiyi biriktirdi, biriktirdi de biriktirdi. Düğün takılarımı bile esirgedi benden. Hırsız çalarmış, yok kaybedermişim. Ne oldu, sonunda o eksildi, ben eksildim, hepsini de bırakıp gitti. Ama zaman birikmiyor. Tik tak, tik tak, bugün de bitti. Onun için şimdi beni böyle kabulleneceksen kabullen ya da asabımı bozma. Yaşarken ikimizin yasını hep tuttum zaten, şimdi kırkımı uçurmaya geldim buraya. Şöyle ağız tadıyla yiyelim yemeğimizi.”
Nurhan Suerdem, yaşamı tüm yönleriyle kucaklayan insanların öykülerini anlatıyor. Bu insanlar, bazen varlığının bile farkında olmayanların yüzlerinde mutlu bir an yaratmaya çalışıyorlar; bazen mutsuzluklarıyla etrafı boğmamak için kendi kendilerini telkin ediyorlar, bazen de zamanımızın yıkıcı ruhuna karşı direnmeye çağırıyorlar. Bir bakıma, ilişkilerin acımasızlığının ve politikanın gündelik hayata dokunduğu yerde var olan hoyratlığının izlerini yok etmeye çalışıyorlar. Üstelik bunu geçici bir çözüm olarak değil, hayatımızdan yok olmaları şevkiyle yapıyorlar.
“Duyuyor musun?” evlerin dört duvarları; sokağın, caddelerin tek düze kalabalıkları ve zihnimizin korkuları arasında sıkışıp kalmış duyguları açığa çıkarmak için sorulan bir soru…
1954 yılında Ankara’da doğdu. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Ekonomi Maliye Bölümü’nden mezun oldu. Uzun yıllar özel sektörde çalıştı. Öykü yazmaya 2013 yılında başladı. Öyküleri altZine, Varlık, Sözcükler, Karahindiba, Edebiyatist dergilerinde, Ekmek ve Gül’de ve Kiltablet fanzinde yayımlandı. Halen İstanbul’da yaşamaktadır.
"Duyuyor musun?" diye sormuş Suerdem bu kez okuyucusuna. Her öyküde karakterin maruzatını, ihtiyacı olanı ama isteyemediğini, sessizce "duyulmayı beklediğini"anlatan sesini gayet güzel duydum. Gündelik hayatın içinden karakterlerde mutlaka kendinizden bir iz buluyorsunuz. Sıkışmışlık hissi peşinizi bırakmıyor. Ama öyküler tüm bunları yaparken garip, kendine özgü bir ironiyle de yüreğinize su serpip umut oluyor.
Nurhan Hanım'ın Maruzatım var kitabını da çok keyifle okumuştum. Duyuyor musun'a başlarken de ona paralel karakterler ve atmosferde geçer mi acaba diye düşüncelerim vardı. Açıkçası çok derinlikli ve beni sarsan karakterlerle karşı karşıya kaldım. Kapağı okuduğumda hemen çeviremedim sonraki sayfayı; Duymakla alakalı derslerimde çokça tartışırım öğrencilerimle, bazen kızmak, bazen de sorunun benden mi kaynaklandığı açısından sorarım bu soruyu ; Hey Duyuyor musun!!! Duyuyorsunuz değil mi çocuklar? Nurhan Hanım bize kızıyor muydu yoksa soruyor muydu? sonra yine kapakta olan frekans görseline takıldı gözüm ve anladım ne demek istediğini; benim basit ikilemimden farklı, daha bilge bir tavırla kırmadan uyarıyor, işaret ediyor, sessiz cümleler kuruyordu aralarını bizim doldurmamız gereken. Hey Oradaki, bu kapağın ardında Çiçekler, Tarlalar, İnsanlar, Cenazeler, Tebessümler, Bebekler, Sesler, Babalar ve Anneler var duyabiliyor musun, o zaman çevir bakalım sayfayı. Küçük bir not olarak da eklemeliyim ki; İçinde bulunduğum durum itibariyle Mukadderat ve Taksirattaki Alper'in iç hesaplaşması beni çok başka yerlere götürmüş olabilir. Saygılar.
Bu aralar öykü okumaya mesafeliyim biraz ama bu öyküleri adeta kucakladım. Daha önce "Maruzatım Var" kitabıyla öykülerine aşina olduğumuz Nurhan Suerdem bu defa "Duyuyor musun? demiş. Duyulmayacak ve okunmayacak gibi değil ki bu öyküler, her biri ayrı güzel, incelikli, hüzünlü, su gibi akıyor. Siz de duyun bu güzel sesi...
İlk kitabı Maruzatım Var ile dikkatleri üzerine çeken, aynı zamanda Maruzatım Var kitabı ile 31. Haldun Taner Öykü Ödülü'ne layık görülen değerli yazar Nurhan Suerdem'in yeni kitabı Duyuyor musun?'u çıkacağı haberini gördüğüm andan beri merakla bekliyordum. Salı akşamı kitaba kavuşur kavuşmaz bir çırpıda beğeniyle okudum. "Önemli olan yazmak değil, yazdıklarının okunması." sözüyle kaybettiği annesinin anısına ithaf edilen kitap dokuz öyküden meydana geliyor. Yazar öykülerinin içerisinde derdini (derdimizi, maruzatımızı) söylemeyi de yine ihmal etmemiş. Tüm öyküleri beğenmiş olmakla birlikte Nüans öyküsünden ayrıca etkilendim, yaşlı olmanın, bakıma muhtaç hale gelmenin dünyası çok güzel aktarılmış. Kitabın editörlüğünü Emre Bayın ile Duygu Çayırcıoğlu yapmış, konu bütünlüğü ile uyumlu sade ve hoş kitap kapağı ise Seda Mit'e ait. Yazdıkları çok satan değil okunan bir yazar Nurhan Hanım, umarım bu kitabı da hak ettiği değeri görür. Okuyunuz.
Alıntılar:
"Devlet-i Alî'miz çok önemli işlerle meşgul olduğundan bu gibi fuzuli işleri yapmamayı tercih ediyor. Allah razı olsun ki devletin elini eteğini çektiği her işte olduğu gibi burada da özel sektörümüz devreye giriyor. Özelim güzelim, dökülün paraları görelim diyor en başında. Kolay değil kapıdan hoş gelerek içeriye girmek." (s. 95)
" Cevapları bir gün kendim bulacağıma inanırdım. Bu ülkede cevapları bulmak zor galiba. Ya da ben hiçbir şeyin cevabını bilemiyorum." (s. 90)
"Dört elle sarılmayı bırak, ruhunu teslim etsen de bir gün o işin ellerinin arasından sabun gibi kayıp gitme ihtimali hep vardı. Gittiğinde, sana ellerine, sönüp giden köpüklere bakakalmaktan başka bir şey kalmayacaktı." (s. 45)
Günlük hayatın içinden dokuz öykü, abartısız, sakin, bir o kadar da hüzünlü öyküler… Nurhan Suerdem bu sefer yaşayıp, hissedip dile getiremediklerimizi, içimizde kalan, söze dökülemeyen, yüreğimizi burkan duyguları yazmış. Sesi çıkmayanlara, duvarlara konuşanlara, içli ve kırılgan insanlara ses olmuş… Okuyun derim, pişman olmazsınız...
Anlaşılmak olmasa bile duyulmak, görülmek isteriz hepimiz. Günlük küçük dertleri öyle güzel anlatmış ki Suerdem. Sakin Sakın, kanırtmadan başarmış içimize dokunmayı.
İlk öykü kitabı ile Haldun Taner Öykü Ödülü'nü alan yazar bu kitaptaki öykülerde de çevresini dinliyor, anlamaya çalışıyor ve gördüklerini hassasiyetle öykülerine aktarıyor. Yazarın kitabıyla ilgili Kiltablet Öykü Fanzin'de yaptığımız söyleşiyi buradan okuyabilirsiniz: https://kiltabletoyku.com/eylul-2022-...
Nurhan Suerdem'in 2019'da yayımlanan ilk öykü kitabı "Maruzatım Var"ı çok beğenmiş ve mutlaka ödül alacağını düşünmüştüm. Aldı da. 2013'ten beri yazan Suerdem'in ilk ama çok olgun eseriydi Maruzatım Var. Üç yıl sonra çıkan "Duyuyor musun?" kitabı o kadar hızlı sattı ki temin etmekte güçlük çektim. Sonunda elime geçip okumaya başladığımda ne yazık ki ilk kitabın tadını alamadım. Suerdem bu kez sanki bir kitap daha olsun diye öyküler yazmaya çalışmış, her şeyi denemiş, Queer çalışmış, 1990'lardan bir dağ hikayesine gidip gelmiş; ama bir türlü o ilk kitabın içindeki öykülerin tadını yakalayamamış. Elbette yine çok satacak, çok kişi okuyacak ve çoğunluk beğenecek; ben beğenemedim sadece. Belki de bazı yazarlar daha uzun aralıklarla kitap çıkarmalılar.
Güzel bir öykü kitabı arıyorsanız bu kitap doğru kitap olabilir. Farklı hayatlarda farklı zaman dilimlerinde geçen ve genelde duvarların arkasında yaşanan gizli anların hikayeleri var kitapta.
Duyuyor musun? Okuyucuyu hazırlıksız yakalayan, düşündüren, sessiz bırakan bir soru. Duyuyor muyuz? Duymakla kalmayıp görüyor muyuz? Harekete geçiyor muyuz? Var mı bir cevabımız? Sesimiz yeterince gür çıkacak mı?
Öykülerdeki kapana kısılmış karakterler sessiz ve sakince anlatıyorlar dertlerini. Yaşamın içinde göze batmayan, sesleri duyulmayan insanlar hepsi. Öyküler aracılığıyla onları görüyoruz, duyuyoruz. Ve anlıyoruz ki aslında hepsini tanıyoruz. Belki de bu yüzden yazar Duyuyor Musun? dedikçe vicdanımızı yokluyoruz.
Karakterlerin yaşadığı dilemma o kadar güzel aktarılmış ki öykülerde, ben olsam ne yapardım sorusu geliyor akla. Ben olsam ne yapardım? Özellikle en sondaki Nüans isimli öyküde bu sorunun cevabını vermek çok zor. Bu öykü ile yazar edebiyatımızda çok fazla değinilmeyen bir konudan bahsederek hastalığa ve artan mağdurlara da dikkat çekmiş.
Nurhan Hanım'ın ilk öykü kitabı Maruzatım Var'ı da çok severek okumuştum. Duyuyor Musun 'daki karakterlerin seslerini, meselelerini usul usul çözmeye çalışmalarını, dilemmalarını, okuyucuyu da oyuna katarak bir çıkar yolu arama çabalarını anlatmadaki başarısını çok sevdim.