Bizans İstanbul’undan günümüze gizemli bir roman..."
Yazılım dünyasının dâhi ismi Sinan, gizemli bir kitabın yazarıdır. Sinan’ın herkesten sakladığı kapalı yaşamı, Nevra’yla tanışınca değişir. Ünlü bir politikacının kızı olan Nevra’nın da kendine ait sırları vardır. Arkadaşlıkları ilerledikçe açtıkları her kapının ardında beklenmedik, sarsıcı olaylarla karşılaşırlar. Yıllar önce işlenmiş cinayetlerin öznesi olduklarını anladıklarında ise artık tüm kimliklerinden sıyrılıp bambaşka insanlar olurlar.
İş dünyasının yeni merkezi Maslak’daki plazalardan, Yedikule’ye, sur dibindeki bostanlara, yer altı efsanelerine uzanan bir İstanbul romanı.
Yazarla tanışma kitabımda büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.Botter Apartmanı ile birlikte bu kitabını almıştım.Diğerinin daha güzel olduğu söyleniyor.Okuyup göreceğiz artık :) Bu kitabı neden sevemediğime gelince; fikir ve hikaye çok güzel olmasına rağmen,işlenişte ve anlatımdaki yavanlık,karakterlerin sahici hissettirmemesi,aşırı tesadüf ve olmayacak rastlantıların abartılması gibi nedenlerle üzülerek sevemedim.Bu yüzden kimseye tavsiye edemiyorum.
Konusu arka kapakta ve tanıtımlarda İstanbul'un surları, dehlizleri, yer altı efsaneleri diye anlatıldığı için zamanlar ötesi bir hikaye okuyacagimi zannetmiştim ama bu "satılan" konu sadece bir fon olarak kullanılmış, öncelikle bundan pek hoslanmadim. Karakterleri fazla cartoon buldum, sadece iyi ve sadece kötü olarak kalmış, derinlesmeye çalışılmış ama bir şekilde olamamış buldum. Rastlantilari severim ama bu kadarı çok zorlama geldi. Botter apartmanı romanında yakaladığım edebi güç de pek orada değildi. Devrik cümleler ve aforizmalara eğreti duran zaman atlamalari da eklenince pek bana göre bir roman olmadı.
Bizans ya da İstanbul’a dair herhangi bir hikaye bulamayacaksiniz bu romanda. Dialoglar suni, herkes birbirine cumle icinde muhakkak ismini kullanarak hitap ediyor, iyiler safi iyi, saflar safi saf, kotuler saf kotu. Bu kadar klise bir arada olmadigi gibi dil akici da degil. Oysaki ne orijinal bir sekilde islenebilirdi konu cok rastlandik olsa da.
Ayşe Övür'ü Botter Apartmani ile tanimistim ve çok sevmistim güzeldi. Ama Zamanin Kapilari icin ayni şeyi söyleyemem konu itibariyle her şey vardı. Mafya,dolandiricilik,hackerlik,dov beni kulübü,şahmeran,istanbulun altı vs ama kurgudaki sacmalık ve papatya kokulu şaçları gibi basit ve klişe beni çok zorladı yarim birakmadim belki istanbul'un altından bir şey çıkar dedim ordanda çıkmadı. Bir de ana karakterler arasında ilişkiler kurmacası çok basitti. Neyse ben sevemedim. Nedenini de spoiler vermeden de anlatmaya calistim.
içi doldurulmamış, detayı anlatılmamış karakterler... birbirinden kopuk, bağlantısı anlık olarak çıkan olaylar örgüsü... yazarı, remzi kitabevi ziyaretimde bir çalışan önermişti. iyi edebiyat okumak için zaman ayırmak isteyenler, kitaptan uzak durabilirler. bana getirdiği kazanç: zaten kısıtlı zamanım var. ancak tanıdıklarım, güvendiklerim vasıtasıyla kitap önerileri almaya özen göstereceğim. :)
Ayşe Övür okumak orta şekerli kahve içmek gibi,Botter Apartmanı daha ustalıkla yazılmıştı ama bu kitabı da yalın dili ile kolay okunuyor,edebî dil kullanılmış diyemeyiz maalesef,yazın böyle seyahatte, havuz başında okunası bir tarzı var
Edebiyattan ziyade fiction roman tadı veren, konuya ne kattığı belli olmayan garip yan hikayeler (fight club), gizemli yorumlar yapan profesör dost, hızla gelişen olaylar , derinleşmeyen karakterler vb. maalesef vasattan öteye gidemeyen bir roman..hızlı bitirilmeye çalışılmış gibi bir his veriyor..
Kötü bir türk dizisi gibiydi. Sırf kitabın yazılmasına saygımdan kendimi zorladım. Bölüm isimleri o kadar cringe idi ki yorumumu şöyle bitirmek isterim: “İnsan,herşeyin suyunu çıkarandır.”
Aslinda cok guzel ve ilginc olabilecek potensiyelli bir hikaye ama guzel yazilip ince islenmemis, son kismi inanilmaz aceleye gelip bitirilmek icin yazilmis hissi verdi. Yine de sonuna kadad okudum.