Geçmişini ezbere bildiğimiz birini ne kadar yargılayabiliriz?
Gençlik yıllarında tüm yazlarını beraber geçirmiş bir grup arkadaş, yıllar sonra tekrar bir araya gelir. Ne var ki hiçbir şey planladıkları gibi gitmez ve yirmi sene önce yarım kalan gizemli bir oyunun içine girdap gibi çekilirler. Deniz ve güneşle iç içe geçen keyifli yazların aksine, o gece bazı bedellerin ödenmesi kaçınılmaz olacaktır.
O Yaz, çocukluğun masumiyetiyle yetişkinliğin derinliği arasında sarsılmaz bir köprü oluşturuyor. Çocukluğun sihirli halatlarıyla kurulmuş bağların, en zor anlarda bile insanı kolladığını hatırlatan, tek solukta okunan bir roman. "Dünyaya yalnızca bir kere bakarız, çocuklukta. Gerisi hatıradır." -Louise Glück
Uzun zamandır bu kadar keyif aldığım bir Türkçe roman okumamıştım. Arada ilginçlikler vardı ama hepsi göz ardı edilebilirdi. Işıl Şenol karakterlerin altını bu kadar kısa bir kitap olmasına rağmen çok güzel doldurmuş.
Benim yazlarım da Büyükada'da geçtiği için o yazlık ortamını, yaz aşklarını, sınıfsallığı, eski arkadaşlıkları çok iyi bilirim. Hatta Yalova'daki o yanyana iki site muazzam kısıtlı bir alanı kaplarken bizim için "yazlık" kocaman bir adaydı.
Yazar sosyolojik açıdan pek çok konuya değinmiş. Güncel ve gerçek olayları da içine katarak hikayeyi daha da inandırıcı kılmış. Farklı sosyoekonomik durumdan ailelerin çocuklarına uyguladıkları aile baskılarını çok iyi resmetmiş. Biri zengin diğeri ortahalli iki site, iyi özel okullara giden ve orta halli çocuklar, takıldıkları yerler, gruplar arası etkileşim, farklı aile tipleri, hepsi çok iyiydi. Ailelerin kendilerini mutsuzluğa sevkeden travmalarını çocuklarına yansıtmaları ise cabası.
Ecenin annesinin Yiğit'in annesine ulaşma çabası tam bir ebeveyn ikiyüzlülüğüdür. "Ama ben senin iyiliğini istiyorum" yalanının vücut bulmuş halidir. Bu yüzden ebeveyn ikiyüzlülüğünden o kadar tiksinirim ki anlatamam.
Kitabın bir geriden bir günümüzden gitmesi, bu tarzı her ne kadar sevmesem de, yine de yormadı. Sadece geçmişteki her bölümün sonunda "o geceden sonra hayatları bir daha düzelmedi", "başlarına gelecekleri hiç bilemediler" gibi "az sonra"lar biraz fazlaydı. Sonu da biraz abartıydı ama yine de olsun.
Biraz fazla spesifik olacak ama bu kitabı tek bir şarkıyla özetle dersen "Slicker - Knock Me Down Girl (Telefon Tel Aviv Remix)" derim.
O yaz Selam millet 👩🏻🦰 Son anına kadar merakla okuduğum bir kitap ile geldim 🥰 Sabah başladığım kitap iş yoğunluğuna rağmen öğleden sonra bitti 😍
Yayınevinin her kitabını sevdiğim için artık seveceğimden emin başlıyorum. Bu kitap da beni yanıltmadı 🫶
Sizin de böyle sevdiğiniz yayınevi var mı ?
🌸Kitabın konusuna gelecek olursak🌸 Ece, Akın, Yiğit, Okan, Serra ve Kerem onlar Yalovada yaz arkadaşlarıydılar. Ece, Okan ve Kerem küçüklükten itibaren arkadaş olsalar da Akın, Serra ve Yiğit’in katılmasıyla tüm sitedekileri kıskandıracak bir arkadaşlığa kucak açmışlardı. Ta ki o yaza kadar. Hayatları alt üst olmuşken gelecek de tekrar bir hayata tutunmaya çalışırken hayat onları yeniden sınamaya başlar. Gençlik çağlarında başlayan oyun yıllar sonra tam karşılarındadır.
🌸Kitabın yorumuna gelecek olursak🌸 Resmen kitabı bir solukta okudum. Tüm kitabı o yaz ne oldu diyerek okudum. Her karakterin ayrı ve sarsıcı bir hikâyesi vardı. Kitap 200 sayfa ama o sayfalara ne hikâyeler sığmış bilemezsiniz. Kitap bir geçmiş bir gelecek şeklinde ilerlerken bir yandan geçmişi merak ediyorum hep onu okumak istiyorum diğer yandan geleceklerinde ne olduğunu ve ne olacağını merak ederek onu okumak istiyorum. Ece ve Akın ilişkisi beni derinden sarsan bir ilişki oldu. Ece’nin 20 yıl sonra bile Akın için acı çektiğini okumak geçmişteki anılarda Akın’a karşı hem merak duygusu hem de üzüntü ile sevdim. Zengin ama mutsuz, fakir ama mutlu ; iyi ebeveynin çocuklarına verdikleri, onlarda bıraktığı hasarları çok güzel anlatmış yazar. Saklanan sırlar, çözülmeyi bekleyen gizem, aşk, ihanet, arkadaşlık ve acı… Hepsi bir arada. Sizlere alıntı bırakarak kaçıyorum 👩🏻🦰
#alıntı 🌸Bazı hatıralar insanı olduğu yerde titretmeye yeterdi.
🌸Bizler, çocukluğun masumiyetiyle yetişkinliğin günahkârlığı arasında sıkışıp kalmışız.
🌸 “ Bilmiyorum, saçma gibi…” “ Bazen mantığınıza saçma gelen şey, ruhunuza iyi gelebilir.”
Hafif bir yaz hikayesi diye başladığım bu roman, 200 sayfaya beklemediğim o kadar olay örgüsü, o kadar anlamlı karakterler, arkadaşlık, hayat, yas, yüzleşmek ve yeniden başlamak ile o kadar çok temayı sığdırmayı başarmış ki, bittiği an tadı damağınızda kalan bir lokma hissi bırakıyor. Başarısı büyük ölçüde bu kadar sayfada, bu kadar hayata dokunmuş olması. O kadar şaşırtıcı dönüşler geçirdi ki, yazar mı çok kabiliyetli ben mi naifliğe düşüp kendimden çok emin bir şekilde yanlış kişilere güvenip, kırmızı bayrakları görmezden geldim diye sorgulattı. Akıcı, şaşırtıcı, dokunaklı… ❤️
Yaz mevsimde sanki sayısız hayat yaşanır, yeni arkadaşlıklar kurulur, yıkılmaz dediğin kaleler yıkılır, yeniliklere yelken açılırdı. Sanki gençliğin ilk yıllarında, sadece mevsim değil, günler de daha bir uzundu sanki… Gençken büyümek çok uzak bir noktaydı ve sanki oraya daha çok vardı.
Normalde ileri geri giden zaman çizelgesinde okumak yorabilirdi zihnimi ama bu kitapta daha çok heyecan kattı ve yıllarda ileri geri gitmek merak öğesini besledi.
Dünyaya yalnızca bir kere bakarız, çocuklukta… Gerisi hatıradır 🫶