Çalışıyoruz. Yarınlar yokmuş gibi. Ki aslında pek de yok, çünkü yarın bugünle aynı, dünle de. Çalışma hayatının vaat ettiği yarın, yine çalışmak. Daha çok çalışmak. Hatalarımızdan ders çıkara çıkara, gelişe gelişe, düşe kalka; daha doğrusu düşmeye izin olmadan, hep ayakta kalarak çalışmak. Çünkü hep çok iş vardır.
Kızarız çalışırız, haksızlığa uğrarız çalışırız, ağlarız çalışırız. Biz çalışırız. 7/24 çalışırız. Uykularımızı feda ederiz. Zamanımızı, mekânımızı, hayatımızı armağan ederiz sorgusuz sualsiz. Hele ki lehimize bir kolaylık olursa daha da çok çalışırız. Zam alırsak iki kat, takdir görürsek üç kat fazla çalışırız. Az çalışmayı beceremeyiz, biz eğitimimizle emeğimizle geldiğimiz işin hakkını verme derdindeyiz; minnetle, tutkuyla, hırsla çalışırız.
Biz bu çağın hayalsiz büyüyen çocukları olduk. O yüzden de kaybolduk, hapsolduk bu labirentte. Artık çıkış yolunu arama, bu yolculukta kendimizi bulma vakti.
Bir önceki kitabının ilk sayfaları en azından az biraz ilginçti. Bu kitap kötü bir edebi dil, ilki tuttuğu için sanırım, daha saldırgan bir tavır ve kendi tekrarlarından ibaret. Kendi adıma sadece vakit kaybı ve Erdem Aksakal’ın okuduğum son kitabıydı. “Özgürlük rehberi” yazısına aldanmayın, bir tane dahi tavsiye, öğreti yok içinde.
Kitap hepimizin yaşadığı iş yaşamının tatsızlıklarını çok keyifli bir dille, güncel örneklerle aktarıyor. Dolayısıyla çok rahat okunuyor. Evden çalışma sisteminin handikaplarından tutun da The Office dizisinden Michael'a, 90'lı yılların efsanesi Bizimkiler dizisine kadar birçok ilgi çekici unsuru kitapta bulmak mümkün. 13 yıllık bir beyaz yaka olarak ben çok sevdim. Kafanızı dağıtacak, keyifle okuyacağınız bir kitap arıyorsanız bence sepetinize atıverin ya da bir kitapçıdan kendinize hediye alın hızlıca. Hazır önümüz yıllık izin vakti iken bu vakti verimli değerlendirmek için ideal. ☺️
İş dünyası ve beyaz yakalılarla ilgili kimi ilginç bilgiler içermekle beraber yüzeysel kalan bir kitap. Güncel durumun sebeplerine daha derinlikli olarak değinilebilirdi. Kitap akıcı ama çok fazla tekrara giriliyor. Kitabın verdikleri maksimum 120 sayfa hacminde bence. Bir yerden sonra cezaevi kıyaslamaları da sıkıyor.
Yazar, beyaz yakalıların çalışma dünyasını bir hapishaneye benzetmiş ve kitap boyunca da bizi buna ikna etmeye çalışıyor. Sanırım bu benzetmeyi yapamayacak olanlar sadece bu dünyanın parçası olmayanlar olabilir. Onların da bu kitabı okuyacağını sanmam. Bir çiftçi beyaz yakalının hayatını merak edip bu kitabı alır mı? Geriye beyaz yakalıların bu kitabı alıp okuyacağını varsaymak kalıyor. Sevgili beyaz yakalı dostum, bugüne kadar iş dünyası ile hapishane arasında benzerlik bulamadıysan hemen çalışmaktan vazgeç, seni bu iş dünyasında paramparça ederler.
Zaman kaybı, bomboş, bir önerisi olmayan, sıkıcı ve herkesin yapabileceği benzetmelerle dolu bir kitap.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Mezeleri güzeli çok sevmiştim. Bu kitabı da bir hevesle aldım ama ne yazık ki büyük bir hayal kırıklığı oldu. Kitap boyunca kurumsal hayata laf sokuyor ama kitap önermesinde olan beyaz yakalının kişisel özgürlük rehberi adına tek bir cümle bile yok.