YENİ TÜRKİYE, Bir Batı Devleti adlı kitabımın, hayatını kültür çalışmalarına adamış, bilgisini, gücünü Fransa ile Türkiye arasındaki entelektüel münasebetlerin gelişimi için seferber etmiş büyük bir Türk edebiyatçısının öncülüğünde Türkçeye çevrilmiş olmasını sevinçle karşılıyorum.
Eski seyyahlar, Türkiye’yi “pittoresque”, bir bakıma göz alıcı bir ışık altında anlata gelmişlerdi. Batı dünyası bu efsanelerle, sanat anıtlarıyla dolup taşan Türkiye’ye; yüzyıllardır bizleri çekip çeviren olaylara, kısaca tarihimize katışmış olan bu ulusa çok şey borçludur.
Ben yaşta olanlarımız, romancılarımızın, ozanlarımızın, seyyahlarımızın bunca değer verdiği, her fırsatta sözünü ettiği bu Türkiye'nin ne halde olduğunu elbet merak etmiştir.
İlk defa 1924 yılında İzmir’i, İstanbul'u ziyaret ettim. Harp, Osmanlı İmparatorluğu’nu alabildiğine hırpalamıştı. Ama köylüleri, şehirlileri yakından görünce, ne gözüpek insanlar olduklarını kavramış, er geç bu yıkıntıyı ortadan kaldırıp yeni bir düzen kuracaklarına inanmıştım.
Ya bu düzen nasıl bir düzen olacaktı? Zihinleri kurcalayan işte bu soruydu.
Cumhuriyet ilan olunmuş, Atatürk ile arkadaşları işe iyice sarılmışlardı,ama bu coşkunluğun ne gibi sonuçlar vereceğini o zamandan kestirmek kolay değildi. 1954′te Türkiye’yi yeniden gördüm.
Bu kısa inceleme gezisi sırasında hayranlık, hatta minnet duyduğumu söylemeliyim. Minnet duygusu diyorum, çünkü yeni Türkiye, sadece harplerin, ihtilallerin sarsıntısı değil, aynı zamanda bütün uygar ulusları susadurduran genel buhranın yumruğu altında çile doldurmakta olan dünyamızda güvenebileceğimiz muvazene unsurlarından biri haline gelmeyi bilmiştir.
Georges Duhamel was a French author. Duhamel trained as a doctor, and during World War I was attached to the French Army. In 1920, he published Confession de minuit (ISBN 2-7152-1793-5), the first of a series featuring the anti-hero Salavin. In 1935, he was elected as a member of the Académie française.
Georges Duhamel'i "Gece Yarısı İtirafı" adlı hikaye kitabı ile tanımıştım. Bu belgesel kitapta ise yazar İkinci Dünya Savaşı bitiminden 10 yıl sonrasında Türkiye'den edindiği izlenimleri aktarıyor.
Türkiye'nin 1950'li yıllardaki durumunu aktarışı beni etkiledi. Bugünden 70 yıl öncesini bu kitabın anlatımı ile hayal ettiğimde "Türkiye'nin göreceli en çağdaş ve sağlıklı yıllarıymış" diye düşünmeden edemedim. Atatürk'ün sağladığı olağanüstü ortam türlü sebeplerle değerlendirilememiş. Ne zaman bu sebepleri doğru analiz edip ders çıkarmaya ve gerekleri yerine getirmeye karar verirsek o zaman kaderimiz de değişir...
Duhamel'in bazı tespit ve öngörüleri çok başarılı, ufak bir kısmı ise maalesef iyimser tahminler olarak kalmış. Fakat tabii ki bu onun eksikliği değil...
Hasan Âli Yücel ile tanışıklığı, eseri de oğlu Can Yücel'in henüz 20'li yaşlarının sonlarındayken Fransızca aslından çevirmiş olmasının tadı bir başka.
Eserde çokça başka okunacak kitaplar tavsiye ediyor Duhamel. Sanırım yakın tarihe ilgi duyan kitap kurtları için eserin bu yönü de heyecan verici olmalı.
Okuduğum basım, sahaflarda bulduğum 1956 yılı ilk Türkçe baskısı idi. Daha sonra Cumhuriyet gazetesi -sanırım 1990'larda- gazete ile ücretsiz dağıttığı bir baskı yapmış.
Türkiye'ye 1954 yılına açılmış ufacık bir delikten kısa bir süreliğine bakıyormuş hissi veren bir kitap.