«Deli Kurt», Osmanlı tarihinde Yıldırım Bayazıd'dan sonra «Şehzadeler Kavgası» diye anılan devrin tarihî bir romanıdır. Bir bakıma göre de «Bozkurtlar»da başlayan Orta Asya'daki hayat kavgasının yeni vatan Anadolu'da devamıdır.
Şehzadeler arasında süren ve tafsilâtı henüz yeterince aydınlanmamış bulunan çarpışmada Yıldırım'ın oğulları hayat ve taht mücadelesinin hem kahramanca, hem şairane, hem de sefîhane bir örneğini vermişler ve birbiri ardınca hayata veda ederek meydanı içlerinden birisine bırakmışlardır. Bunlar arasında en talihsizi ve hayatı en az bilineni İsa Çelebi'dir. Deli Kurt, İsa Çelebi'nin meçhul bir oğlunun dramıdır. Bu dram daha sonraki asırlarda daha büyük bir şiddetle sürüp gidecek ve yüzlerce şehzadenin hayatına mal olacaktır.
Romanda görülen parlak bakışlı, gözlerine bakılamayan kız, hayalî bir tip değildir. Zamanımızda Muğla köylerinden birinde böyle bir kız yaşamıştır ve belki de hâlâ yaşamaktadır. Roman yazarı, bu parlak ve büyülü bakışları beş yüz yıl öncesine götürmekle esere çeşni vermekten başka bir şey yapmamıştır.
Türkçülüğün öncülerinden olan Nihal Atsız, Turancı çevreler tarafından aynı zamanda güçlü bir Türkolog olarak kabul edilir. Bu çevrelere göre Türk dilini, tarihini ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, özellikle Türk tarihinin Göktürk kısmında uzmanlaşmıştı. Çok sevdiği bu devreyi Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor adlı iki eser ile romanlaştırmıştır. Deli Kurt adlı romanı Osmanlı tarihinin ilk devrelerinin romanlaştırılmış şeklidir. Ruh Adam’daki Selim Pusat'ın şahsiyetinde Atsız'ı görürüz. Ruh Adam’ın devamı olarak Yalnız Adam’ı yazacağını söylüyordu. Yine yazacağını bildirdiği bir eseri de Bozkurtlar serisinin 3. cildi idi. Yayınlanmamış eserlerinin içerisinde II. Mahmut'tan Günümüze Kadar Osmanlı Hanedanı Tarihi adlı bir eseri de vardır. Nihâl Atsız'ın şiirleri Yolların Sonu adı ile kitap halinde basılmıştır.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve öneri üzerine okudum. Şu anda okuduğum türlerden biraz farklı olduğu için de yadırgamadım, çünkü lisedeyken okuduğum türlere benziyordu.
Aslında kitabın Fetret Devrinde geçtiğini, Yıldırım Bayezid'in oğullarından biri olan İsa'nın oğlu, kayıp şehzade ile ilgili olduğunu falan okuyunca böyle buram buram tarih kokan, savaşların ve dönemin güzel işlendiği bir roman bekleyerek başladım. Başlarını sevdim de...
Kitap İsa'nın hamile karısını Çakır adında bir sipahiye emanet etmesiyle başlıyor. Çocuğun anasından da babasının da haberinin olmaması lazım ki, yaşayabilsin. Çünkü kardeş kardeşe kıyıyor. Murad, nam-ı diğer "Deli Kurt," büyüyor, sipahi oluyor, evli, çocuğu var. Çakır yol göstericisi, beraber büyüdüğü Evren o yolda yürüdüğü yoldaşı olmuş. Çakır'in sütannesi, Evren'in annesi, Murad'ı da büyüten kadının obasına gittikleri bir gün, gizemli, Gökçen diye bir kızla karşılaşıyor. Cidden gizemli, böyle hayaletimsi, gözleri bir değişik bakamıyorsun, sesi inanılmaz, dudakları gülden falan. Anladınız beni. Ve o tarihle ilgili kitap basit (bana göre aşırı basit) bir aşk hikayesine dönüştürülmeye çalışılıyor.
Buradan sonrasında kitapla ilgili "spoiler - sürprizbozan" verebilirim. Bilginize.
Keşke o kız hiç girmeseydi hikayeye. Daha ilk gördüğü anda sevdalanıyor. Öyle böyle bir şey de değil, karısını ve çocuğunu unutuyor sürekli. Ben seferi okumak istiyorum, ama Deli Kurt inatla köprüden geçerken Gökçen düşünüyor, yanında insanlar şehit olurken Gökçen diyor. Gökçen kadar taş düşsün başına diyesi geliyor insanın.
Bir de tamam lakabı "Deli Kurt." Bu müthiş bir şey, ama bununla ilgili bize hiçbir şey vermiyor yazar. Bunu nasıl kazandığını... Neler yaptığını. Deliliği tuttu yine ve askerlerin arasına daldı diyor. Ama deliliği tutunca nasıl dövüştüğünü bize anlatmıyor.
Kitap daha çok bir destanın kitaplaştırılmaya çalışılmış halini andırıyor. Her şey biraz havada, detay verebilecekken vermemeyi seçmiş yazar.
En sevdiğim yeri de sonu oldu. İyi oldu. Güzel oldu. Ders olsun olsun bütün deli kurtlara. Kurt olun, iyi güzel, ama kurtlar tek eşli olur. Örnek alacaksınız onu alın.
Fetret Dönemi sonrasında toparlanma geçiren Osmanlı'da kayıp bir şehzade. Kimsenin bilmediği, tanımadığı... Ve onunla yolları kesişen esrarengiz bir güzel. Gökçen. Atsız Ata, kalbi olmayan bütün kızların adı Gökçen'dir diyor. ^^
Geçen yıl arkadaşlarım Gökçen hikayesinin geçtiği köye ziyarete gitmişlerdi. Hala Gökçen'in yaşamış olduğuna inananlar mevcut. Ben de inanıyorum.
Akıcı, kolay okunan, dolu dolu bir hikaye Deli Kurt. Aşkı da, savaşı da, vatanı da, tahtı da çok iyi anlatmış.
Babası fısıldadı: - Asıl ölüm unutulmaktır. Amcası ilâve etti: - Unutmak da ölmektir. İsa Beğ devam etti: - Hayat birkaç hatıradır. Balâ Hatun bitirdi: - Hayat ölümün başlangıcıdır.
bu kitap tam atsız'ın kafasına uyan tipte. başından sonuna dek o kadar ''türkmen'' geçti ki atsız'ın kelime haznesinde başka bir sözcüğe yer olmadığını bir kez daha kavradım. ruh adam'ın aksine berbat. sıradan bir tarihi kurgu romanı.
okurken sürekli 'türkmen yoğurdu, türkmen kızları, türkmen kuzusu, türkmen taşı, türkmen kumaşı' diyerek sinir küpüne çeviriyor insanı.
"... böyle geçici bir huzura kavuşunca kendi gönulleriyle hesaplaşırlar, geçmişi hatırlarlar. O zaman her şeyin ölçüsü büyür ve hatıralar güzelleşir. Mazide kalan insanlar kusurlarından ve suçlarından sıyrılmıştır. "
çok beğendim kitabı , akıcıydı bence. deli kurta çok sinirliyim karısını çoluğunu çocuğunu süt anası kaybetmiş hâlâ daha gökçen diye yollara düşmüş sipahi olursun osmanoğlu kanı taşırsın bölükbaşı olursun ama adam olamazsın. savaşta bile ölürsem karıma ne olur çocuğuma be olur demiyo gökçen gökçen diyo kafayı yedim
This entire review has been hidden because of spoilers.
Babamın kitabı okuduktan sonra oldukça etkilenip bana Gökçen adını verdiğini bildiğim için hep merak etmiştim. Sonunda okuma şansını buldum ve aslında bu kitabı okumakta ne kadar geç kaldığımı farkettim. Atsız’ın kitabını okuyup da sevmemek imkansız. Kitabı okuduktan sonra ismimin bendeki anlamı bambaşka bir hal aldı. Romanı okurken gerçekten kendinizi o dünyaya o karakterlere kaptırıyorsunuz. Bence Deli Kurt mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, Hüseyin Nihal Atsız'ı görüşleri uyuşmadığı için okumayan binlerce kişi olduğunu sosyal medyadan ve kitaplarla ilgilenen insanların olduğu bazı yerlerde gördüm. Ben bu usta kalemi görüşünüze uymasa bile okumanızı şiddetle öneriyorum. Zira bu kitabın bir roman değil de, bir görüş kitabı olduğunu düşünen insanların oranının yüksek olduğunun farkındayım. Benim Türk yazarlar arasında gördüğüm en usta ve en akıcı kalemler arasında kesinlikle olan Atsız'ın bu kitabını şiddetle öneriyorum.
Kitaba gelince, çoğu insan "akıcılık" konusuna önem verdiği için bu konudan başlayayım. Ben çok hızlı bir okur değilimdir ama ben bir günün gecesinde başladım, diğer günün gecesinde bitirdim. Zira arada kalan bir günlük süreçte başka uğraşlarım da vardı, zamanım tamamen boş değildi. Ne kadar akıcı olduğunu açıklamama yeterli sanırım bu cümleler.
Atsız 240 sayfalık bir "roman" içine Osmanlı şehzadelerinin doğduğu günden öldüğü güne kadar ne kadar zor bir yaşama adım attıklarını, dostluk temasını, kan bağı olmamasına rağmen bir insanın emeklerine nasıl saygı duyulacağını ve aşkı sığdırabilmiş. Çoğunlukla aşk temalı fakat bugüne kadar hepimizin okuduğu klasik aşk temalı kitaplarla kıyasladığımızda çok farklı olan bir eser. Garip olarak, içinde bazı fantastik öğeler de barındırıyor.
Özetleyecek olursam Atsız'ın hayat görüşü size uygun olmasa dahi düşünmeden alıp okumanız gereken süper bir eser. Zira yukarıda da bahsettim kitap büyük miktarda düşünce öğeleri barındırmıyor zaten. Böyle büyük bir "kaleme" saygı duymaktan başka bir şey gelmiyor elimden.
Fetret devri üzerine güzel bir paralel evren sunuyor. Hayaletli hikayelerle baştan çıkanlar için güzel bir kitap yazmış bizim Atsız. Ha Deli kurt dizisi de çekilse hiç fena olmaz. Kitaptan bazı alıntılar: “Evin önünde bir at durunca Satı Kadın kapıdan göründü. Elli beşine gelmişti. Fakat hala dinç ve yakışıklıydı. Yüzü hala kırışmamıştı. Boru değil, Türkmen kızıydı…” Yakışıklı ne ya :D birde boru değil bu demiş kahkaha attım :D:D:D “Dervişlerin sağı solu belli olmaz!” diye cevap verdi. “Şeyhleri ne derse onu yaparlar; devlete, padişaha karşı gelirler.” Günümüzdeki tarikat endüstrisine dikkat etmemiz için tarihi bir dipnot.
Kitabın sonundaki Uygur kızı Gökçe'ye çok üzüldüm ve kitabın sonu da yazarın soy ismi gibi atsız bir şekilde bitiyor.
Fetret devrinde taht kavgası sırasında Bayezid'in oğlu İsa da taht kavgasında yenilmiştir hamile olan Bala Hatun'u can güvenliği için en güvendiği yaveri Çakır ile Çakır'ın sütannesi Satı Ana'nın yanına gönderir. Bala Hatun Murat adlı bir erkek çocuk dünyaya getirir. Murat'ın lakabı Deli Kurt'tur. Romanda Deli Kurt ile Gökçen'in aşkı, dönemin tarihi olayları, savaşları işlenmiştir. Sonunda Deli Kurt seferden tımarına döndüğünde Gökçen'i, karısını ve çocuklarını sel baskınında kaybetmiştir. Ve bilinmezliğe doğru atıyla birlikte yol almıştır.
This entire review has been hidden because of spoilers.
“Masalda da, gerçekte de kalbi olmayan tüm kızların adı Gökçen’dir!..”
Gökçen, güzeller güzeli Gökçen… Okurken Türk kadının asaletini, ihtişamını ve daha nice güzellikleri kendi üzerinde toplamış olağanüstü bir karakterdi, Gökçen. Kimi yiğitten daha fazla yiğit, ancak kalbi de bazı durumlarda hassas bir teraziden daha ince bir kadındı. Deli Kurt’un ona destansı aşkı, deyim yerindeyse bambaşka bir boyutta tutularak anlatılmış ve biz okurlara servis edilmişti.
Ruh adamdan sonra beklentimin yüksek olduğu Deli Kurt. Akıcı bir kitaptı. Ama gökçen ne alaka kardeşim ya. Adam Yıldırım Beyazid'in kayıp torunu, Deli Kurt karısını 4 cocugunu unuttu bu kiz yüzünden ya. Gökçen'nin aslının ne olduğunu ben de merak ettim biraz soru işaretleri ile bıraktı beni. Beğendim ama sonuca bakarsam bizim Deli Kurdun yalnız kalması üzmedi değil. Keşke gerçekleri Çakır'dan dinleyebilseydi.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitabı beğendim, sonu bende bir yara bıraktı Gökçen ve Deli Kurt yarım kaldı ama kitap boyunca beni rahatsız eden şey Deli Kurt'un evli çocuklu olmasına rağmen Gökçenle olması. Kitap boyunca bunu düşündüm ama Osmanlı zamanında bir erkeğin 4 kadına kadar alabildiği durumu düşününce o zaman bunun garip olmadığını anladım ama yinede beni rahatsız etti. Kitabın sonu sayesinde travma olan kitaplar arasında kaldı benim için. Güzel kitap tavsiye ederim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitapta akışın fazla rastlantısal ve hızlı olması, karakterlerin fazla derinleşmeden işlenmesi bu tür bir kurgu roman için zayıflık diye düşünüyorum. Olay anlatısı olarak derli toplu, bir şekilde okuyucuyu içine alan, derli toplu bir roman. Ancak, bundan fazlası değil. (Kitapta tarihsel bağlamdan biraz kopup yanlı bir anlatıma başvurulmuş, bu yazarın beklenen karakteri olduğu için süpriz ya da üstünde durulması gereken bir husus değil diye düşünüyorum.)
Kitap tarihi ve aşkı birbirine bağlamış bir kurgudan oluşuyor. Osmanlı İmparatorluğunda ki Tımarlı Sipahi olan Murad sonrasında Savaşta ki başarı ve korkusuzluğundan ötürü ''Deli Kurt'' lakabını alıyor.
Aslında İsa Beğ'in oğlu olan Şehzade I.Murad Han'ın hikayesini anlatıyor.
"Kalbi olmayan bütün kızların adı Gökçen'dir." cümlesiyle beni benden alan kitaptır Deli Kurt. Nerden geldiğini nereye gittiğini bilmeyen kaybolmuş bir şehzadeyi o kadar güzel anlatmış ki Atsız söylenecek hiçbir şey bırakmamış bize. Kitapla ilgili en çok sevdiğim şey ise Türk kültüründe büyük yer tutan destansı anlatımın kitapta kullanılması oldu. Müthişti.
Kitabın konusunu, üslubunu akıcılığını çok sevdim ama bence daha uzun olabilirdi bölümlerin arasındaki uzaklık o kadar fazlaki deli kurtu gördüğümüz bir bölümde 20 yaşındayken 1 bölüm sonrasında 35 yaşına geliyor. Bu aradaki mesafe bence çok uzun kitap daha uzun olsaydı daha da severek okurdum bu kitabı okumamızı isteyen tarih öğretmenimize teşekkür ederim 🫶🏻
"İnsanı dize getiren gözleri ve gönüllere işleyen sesiyle Gökçen, Tanrı'nın büyüklüğüne en büyük tanıktı. Tanrı onu herhalde düşünerek ve överek yaratmıştı."
~
"Keşke orada ölseydim!" diye söylendi. Ölmemişti. Fakat artık kendisine yaşıyor denebilir miydi?
Kitabın dili ve sürükleyiciliği gayet güzeldi, okuması keyifliydi.
Ancak gökçen ile murad'ın aşk hikayesi beni etkilemedi maalesef, kitapta daha çok karakterlerin tanıtıldığı bölümler, Osmanlı kültürüne ilişkin detaylar ve savaş bölümleri ilgimi çekti.
Atsız'ın kursakda acı tat bıakan sevinciyle hazin bir sonu daha belki hiçbir son Bozkurtlar'ın ölümü kadar acı olamaz ama bu kitapda da Gökçen ayrılığı ve Alay beyi olmasına rağmen hep muradından olamayan Murad ağanın hazin hikayesi bahtı kara maderinin anlatıldığı çok hoş ve gerçekci bir kitap