Edebi bir metin değil ama yine de okunması gerekir bence. Cümleler çok didaktik, okuyucuyu yönlendirme çabası çok belli. Türklük için istediği ideal dünya fazla ısrarla belirtiliyor. Ama beğendiğim yönleri, Orhun abidelerinin bulmak için şevkle bir araya gelinmesi, hele de 1917 yılında bir kadının, kültürlü, iyi eğitim görmüş bir kadının da bu yolculuğa dahil edilmesi, (burada dikte edilen düşünce biz kadınların da hayali olduğundan destekliyorum) sözlerine değer verilmesi, faaliyetlere sağladığı katkı saygı ve takdirle karşılanması, özellikle de ailesi tarafından desteklenmesi. Çünkü günümüzde kadının önünü en başta kendi ailesi ve yakınındakiler kapatıyor. Böylesi zorlu bir yolculukta yapamazsın edemezsin gibi engellerle önünün kesilmesi. Tabi bir kurgunun roman gibi görünmesi için içine biraz aşk meşk katılır diye sayfaların içine sıkıştırılmış bir aşk olayı da var ama doğrusu iğreti işlenmiş. Ama ben yolculuk fikrini, ve her tür işlenen cesareti takdir ettiğimi söylemeliyim.
Açıkçası kitabın en başından didaktik duruşunu göstermesi soğumama sebep olmuştu. Ama karakterlerin -erkek kardeş dışında- ilginçliği, dikte edilen çoğu şeyin zamanı ve belki de zamanımız için bile ilerici olmasıyla seyahatnameleri genel olarak sevmemden olsa gerek kitabı fazlasıyla sevdim. Tabi bazı yerlerde neden turan milletlerinin eğitilip kültürel olarak birleşmesi gerektiğini gibi yazarın rantlarını bir buçuk sayfa boyunca okumak biraz sıkıcı olabiliyor. Ama genel olarak kitabı beğendim. Ortaokul seviyesinin bile okuyabileceği kadar sade, kısa ve keyifli.
Birinci Dünya Savaşı sırasında esir düşen ve Rusya'nın Sibirya'daki Krasnoyarsk (Kızılyar) şehrinde tutsak tutulan bir Osmanlı subayının yine aynı kampta tutsak tutulan bir Macar soylusu ile birlikte onlara yardım eden ağabey, kız kardeş fabrikatör ve tüccar çocuğu 2 Tatarın Turan ülküsüne hizmet etmek için Orhun vadisindeki Bengü Taşların kopyasını çıkartma yolculukları macerasının anlatıldığı Ahmet Hikmet Müftüoğlu'nun kısa ama oldukça bilgilendirici romanı. Romanda Osmanlı subayı Mehmet Tolun Bey ile Tatar kızı Gönül Hanım'ın yolculuk sırasında gelişen aşkları Türk Ocakları kurucu heyeti arasında yer alan yazarın ülküsü doğrultusunda anlatılmakta. Ahmet Bican Ercilasun hocam bir toplantıda bu romandan "Tam filmi çekilecek bir eser", diye bahsetmişti. Senaryo iyi bir kurgu ile hazırlanırsa ve bütçe de iyi olursa neden olmasın? 10-12 bölümlük "Çalıkuşu" tadında güzel bir dizi ortaya çıkabilir. Çünkü roman kahramanları bu macerada önce trenle Krasnoyarsk'tan belli bir yere kadar, arkasından atların çektiği troykalarla (at arabası) gidebildikleri yere kadar, sonrasında da tuttukları hizmetçilerle beraber Orhun vadisine ulaşmak için at üstünde yolculuk yapıyorlar. Bu yolculuk sırasında Cengiz’e, Ögeday’a Göktürklere, Uygurlara başkentlik yapmış zamanının en görkemli ama artık virane olmuş şehirlerden geçiyorlar. Buralarda yerli halklarla, Budist, Şamanist din adamlarıyla tanışıyorlar… Bengü taşlarını bin bir zahmetle kopya ettikten sonra da bu sefer de Orhun vadisinden İstanbul’a uzanan Obi, Tomsk, Taşkent, Hoçent, Semarkant, Buhara, Merv, Meşhed, Tahran, Nahçivan, Erbil, Musul, Urfa gibi birçok şehrin mekân olarak kullanıldığı şehirlerden geçiyorlar. Bunca macerayla birlikte uzun bir ayrılıktan sonra İstanbul’da noktalanan özverili bir aşk var. Daha ne olsun…
Kitap lise zamanlarında benim de hayal ettiğim bir olayı aktardığı için bir çırpıda kendi okuttu Benim en çok hoşuma giden olay ise 1917 yılında eğitimli bir kadının da böyle bir hikayenin ana kahramanı olması Yarı kurgu yarı didaktik bir roman, edebi yönü de bu nedenle zayıf kalmış ancak kitabın yazıldığı yıl için bu oldukça normal bir durum. Yazar yer yer kendi görüşlerini didaktik bir dille aktarmış, yer yer de gerçek bilgiler vermiş ancak bu ikisi birbirine karışmış. Osmanlının son dönemlerindeki aydınların edebiyatı kendi aralarında olan fikir ayrılıklarının taraftar toplamak ve halkı bilgilendirmek için nasıl kullanıldığını gösterildiği güzel bir örnek olmuş (sanırım günümüzde de benzer bir hareket gerekiyor, o dönemlerde edinilen tüm kazanımlar 100 yıl içinde harcanmış gibi).
Kitap boyunca kendimi "Türk Dili" gibi derslerime hocalık eden sayın Aysu Ata'nın derslerindeymişim gibi hissettim. İyi ki bilgi birikimim olduktan sonra okumuşum ki kitabı tökezlemeden, tartışarak bitirebildim.
Hocamız ısrarla tavsiye etmişti böylece buldum kitabı. Türkçülük derecesi gayet yüksektir, eski sözler çok kullanılmıştır okuyunca biraz zorlandım. Başkahramanların maceraları güzeldi.