Mehmet Rauf, Türk edebiyatçı. İstanbul'da doğmuş ve küçük yaşta edebiyat ile ilgilenmeye başlamıştır. Bahriye Okulu'na gitmiş, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Yakından takip ettiği Halit Ziya'nın eserlerine ve realizm akımına ilgi duymuştur. Fransız yazar Paul Bourget'yi okudu ve ondan etkilendi. 1896 yılından itibaren Servet-i Fünûn'da yazmaya başladı. Roman,hikaye ve tiyatro türünde eserler vermiştir.Psikolojik tahlillere büyük önem verir.Bu yüzden eserlerinde kahraman sayısı azdır.
Romanlarında genelde İstanbul ve çevresinde yaşayan seçkin ailelerin arasında geçen aşk ilişkilerini konu almıştır. Zaman zaman şiirler de yazmıştır
Kitaptaki öyküleri oldukça beğendim. Yazarın hiç uzatmadan anlatmak istediklerini anlatıp aniden kesmesi ise bu kitapta oldukça hoşuma gitti. Kitaptaki 4 hikayeden 3'ü şımartılmış çocukları ve fedakar ebeveynleri içeriyor ki Tanzimat Edebiyatında genelde ders verme kaidesi olduğundan bu kitaptaki dersin bu olduğunu düşünüyorum.
Yara öyküsü beni çok şaşırttı. Öncellikle ben bu hikayenin kitabın sonuna kadar gideceğini düşünüyordum. Bir anda öykünün bitmesiyle bunun bir öykü kitabı olduğunu öğrendim. En başta yazarın Leyla üzerinden bir ders vereceğini sandım ancak dersi yalnız kalan annesi aldı. Bu tutum diğer üç hikayede de tekrar etti. Şımarık çocuklar ceza almazken ebeveynleri yalnızlıkla ve maddi sıkıntılarla cezalandırıldılar yazar tarafından.
Bir Yiğit hikayesi bu denklemde olmayan tek öyküydü kitaptaki. Yazarın anlatımını beğensem de Mehmet Rauf'un ne demek istediğini tam anlayamadım. Mesaj kendinizi boşuna feda etmeyinle vatan için her feda mübahtır arasındaydı. Ki adamın son sözüyle ikincisine daha yakın bir yerde konumlandığını da söyleyebiliriz.